ÇEŞME YARIMADASI

1923 – 2023

CUMHURİYETİN 100.Yılı ÇALIŞMA HAZIRLIKLARI

ÇERÇEVESİNDE

 

 

 

 

 

 

BUGÜNE KADAR YAPILMIŞ OLAN İŞLER,

ULUSLARARASI ÇEVRE TEKNOLOJİ KORİDORU

HUDUTLARI – ARTİSTİK GÖRÜNÜMÜ - KAVRAMI

&

SİNERJİ YARATMA MODELİMİZ

EK1, EK2, EK3

&

FİNANSMAN MODELİMİZ

&

ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ

&

Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı web sayfasından

Konularımızla ilgili STK lobi çalışmaları

ve yazışmaları

&

SAYIN

VALİ YUSUF ZİYA GÖKSU’dan ricamız

&

Çeşitli Bilgilendirme  Ekleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1.      Alaçatı Barajı başarı ile tamamlanmış ve arıtma tesisi çalışmaya başlamıştır. Çeşme ve Alaçatı’da musluklardan akan sular temiz ve tatlı sudur. 1400 metre açığa ve 28 metre derinlikte denize atılan yarı-arıtılmış sular tam arıtılacak ve golf alanının sulanması işinde kullanılacaktır. Katı çöp değerlendirme çözüm beklemektedir.

2.      Fransa’nın Port Grimaud sahil yerleşimini yapan Spoerry şirketinin teknik danışmanlığı ile 1991 de başlatılmış projelendirme ve müsaadeler ancak tamamlanabilmiştir. İnşaat süreci başlamıştır ve Port Agrilia (Alaçatı Deniz kenarı) projesinin (2003-2010) arasında tamamlanması planlanmaktadır. Golf alanları ile birlikte 450 hektar (4,500 dönüm) lük bir alanda planlanmıştır. Proje çok önemli bir yenilik getirmektedir. Bir km. lik sahil şeridi  girinti, çıkıntı ve adacıklarla 30 km. büyütülmektedir. Alaçatı projesi 21 inci yüzyıl yaşam tarzıdır.

3.      Stratejik önemi olan ve 1992 de Alaçatı Teknopark’ının “Mega Proje” ilan edilmesi ile 6 yollu İzmir Çeşme yolu bitirilmiş, Alaçatı Havalanı başlatılmıştır. Finansmana model olacak rüzgardan elektrik üretme çalışmaları 1992 de başlamış ve 1998 de çalışmaya geçmiştir. Alaçatı Belediyesinin %4 hissedarlığı mevcuttur. 2003 den itibaren borçlar bitmiş olacak ve gelir başlayacaktır.

4.      Rüzgar enerjisinden sağlanacak finans gücünün off-set kullanımı ile başlatılması planlanmaktadır. Teknopark finansman modeli buradan gelecek gelire göre ivme kazanacaktır. Böyle bir model dünyada bir ilki oluşturmaktadır. Politik değişikliklerden etkilenmeyen kesintisiz bir büyüme modelidir. Rüzgar, güneş, hidrojen yakıt hücresi enerji teknolojileri bu modelin modern çevresel boyutunu oluşturmaktadır. 

5.      1991 den bu yana Alaçatı’da gelenekselleştirilen kültürel etkinlikler, çocuk gençlik tiyatro festivalleri  21 ci yüzyıl yaşam biçiminin kültürel boyutunun çekirdeğini oluşturmaktadır.

6.      Alaçatı Belediyesinde Devletçe onaylanmış planlama hudutları içinde Teknopark ve Üniversitelere ayrılmış 500 hektarlık alan vardır. Güzel sanatlar, uçuş mühendisliği, uzay bilimleri, astronomi, genetik, deniz bilimleri gibi dalların yanında bilgisayar, programlama, iletişim teknolojileri gibi alanlarda üniversitelerimizin bu yörede birer çalışma başlatmaları yolunda girişimlerde bulunulmaktadır. Üniversiteler ile görüşülmektedir. ODTÜ 100 hektarlık (1,000 dönüm) bir alanın satın alınması için girişimde bulunmuş işlemleri devam etmektedir.

7.      Bu projeler gerçekleşme ölçüsünde ülkenin özellikle İzmir’imizin sosyo ekonomik kalkınmasında önemli bir sinerji unsuru oluşturacaktır. Bu oluşumda en önemli etken 1993 yılında Amerikan Charles Percy & Associates kuruluşunun girişimi ile başlatılan fakat Türkiye’deki siyasal gelişmeler sonucunda kesintiye uğrayan Teknopark projesidir. Bu projenin ulusal ve yöresel girişimler sonucu yeniden canlandırılması ülkemizi dünya piyasalarında her yönü ile rekabet eder boyuta taşıyacak çok önemli bir faktördür.

8.      Bölge ekonomisini her yönü ile etkileyen bu sinerjik gücün oluşmasında Alaçatı Belediye Başkanlığı ile Emekli Koramiral Işık Biren ve girişimci Ergün Özakat on yılı aşan bir sürede düşünce ve girişimler sonunda ulaşılan noktada İzmir’imizin değerli üst düzey yöneticileri, üniversiteleri ve girişimcilerinin desteklerine çok büyük ihtiyaç duyulmaktadır.

9.      Bu tür projelerin ilk okuldan üniversite üstü öğrenime kadar eğitim kuruluşlarının desteğini aldıkları ölçüde başarıya ulaştıkları dünyada görülmüştür. Fransa’nın Cote d’Azur bölgesindeki Sophia Antipolis bölgesel kalkınma yönünden güzel bir örneğini oluşturmaktadır. Alaçatı 21 inci yüzyıl yaşam projesinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile oluşturduğu Teknoloji Koridoru dünyadaki en başarılılardan biri olmaya adaydır. Yapılması gereken bu yolda güçbirliği sağlamak ve gerekli enerjiyi kesintisiz olarak ortaya koymaktan ibarettir.

10.  En önemli konumuz sinerji yaratma konusudur. Bütün dünya teknoloji bölgeleri ve teknoparkların konusu da budur. Yüksek katma değer üretme konusu sinerji yaratma ile doğru orantılıdır. Ek 1

 

Teknoloji Koridorunun İYTE-Alaçatı arası 20,000 hektarlık rezerv bir alandır. 500 hektarı baraj koruma alanı içindedir. Geri kalanı orman ve sit ile korunmaktadır. Bir kısmı da hazineye bağlıdır. Bu alanda kontrolsüz yerleşime müsaade etmemek lazımdır. Bu alan yüksek teknolojinin gelecek yüzyılda gelişme alanı olacaktır. Buranın en iyi korunması bölgenin bir planının yapılması ile mümkündür. Her üniversiteye, her ülkeye bu alanda yer ayırmak dünyada bir ilki gerçekleştirecek, hem teknoloji ve hem de renk getirecek bir vizyondur. Hedeflerimiz arasında 2023 den evvel ülkemizin bilimde bir Nobel alması da vardır.

 

 

 

Danimarka’da Güzel Bir Rüzgar Çiftliği

Altında tarım, hayvancılık yapılıyor

 

 

Sağda Belediye Başkanı Remzi Özen ve Rüzgar çiftliği girişimcisi Ergün Özakat

ALACATI WIND MILLS
HAND OUT PRINTED INFORMATION PAGE DURING THE OPENING PERIOD

Demirer Holding'in, Alaçatı - Germiyan köyü çiftliğinde 1998 Şubat ayında Enercon - Alman 500 kW x 3 adet rüzgar değirmeni faaliyete geçmiştir. Yılda 5 milyon kW-saat enerji üretmektedir.

Vestas - Danimarka 600 kW x 12 adet, 44 metre kanat çaplıdır. Belediye Başkanı Remzi Özen - Alaçatı Belediyesi, Ergün Özakat, Ahmet Ali Akkas - Entropy Microsystems, Steve J. Andrews - Amerikan Lockheed -Türkiye, Mehmet Hanağasıoğlu - Interwind - İsviçre, Metin Atamer - Ankara ortak gayretleri ile BOT müsaadesi alınmış, Güçbirliği Holding’in cesaretli vizyon sahibi yöneticileri Kemal Zorlu, Tuğrul Yemişçi, Yaman Alevok sayesinde işletmeye açılmıştır. Yılda 20 milyon kW-saat cıvarında üretim yapacaktır.

Çeşme ve Alaçatı beraber, yılda 100 milyon kW-saat elektrik tüketmektedir. Bu iki rüzgar çiftliği yılda 25 milyon kW-saat üretimle bu ihtiyacın dörtte birini karşılayacaktır. Yani, 1999 yılında Çeşme ve Alaçatı’da yanan her 4 ampul ve açılan her 4 televizyondan birisinin tüketimi bu iki rüzgar çiftliğinde üretilen elektrikle karşılanmaktadır. Alaçatı’lı herkez, Belediyenin %4 ortaklığı dolayısı ile bu üretime ortaktır.

Çeşme yöresinde 1 yılı aşkın bir zamandan beri yapmakta olduğumuz rüzgar ölçümleri neticesinde hayata geçirilecek yeni RÜZGAR ÇİFLİĞİ projesi ile birlikte Çeşme Belediyesi ve dolayısı ile Çeşme halkı bu yeni projeye ortak olacaklardır.Türkiye’de 1998 de harcanan elektriğin iki katı rüzgar enerjisinden elde edilebilir. Sadece Çeşme-Alaçatı-Urla-Karaburun’u içine alan 40 km. lik bir çerçevede tepelere konacak 1,000 adet rüzgar değirmeni sayesinde günde ortalama 1 milyon dolarlık elektrik enerjisi elde edebilecek potansiyel vardır. Bu ise, Izmir şehrinin kullandığı elektrik mıktarına eşittir.

Türkiye’nin rüzgar enerji potansiyeli:

Türkiyenin Alanı = 776,000 km² = 77,600,000 hektar olarak alırsak. Ülkenin sadece %1 alanı (uluslarası standart, Avrupa için %0.5) rüzgar enerjisi için kullanılırsa, 776,000 hektar kullanılacak demektir.

10 hektar arazi için bir rüzgar değirmeni düşünüldüğünde (teknik standard) toplam 77,600 değirmen eder. Bir değirmenin 1 MW (1,000 kW ) kapasiteli olduğu hesaba katılırsa (ki bir kaç sene içerisinde bu 2 MW’a ulaşacaktır), 1 MW kapasiteli bir değirmen yılda yaklaşık 2.5 ile 3,000,000 kW-saat enerji üretmektedir. Tüm bunlar yılda yaklaşık 200 milyar kW-saat enerji üretimi demektir. Türkiye şu anda yaklaşık yılda 100 milyar kW-saat enerji üretmektedir.

Rüzgardan üretilebilecek enerji ise; bugünkü Türkiye elektrik tüketiminin iki katı, Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’te o günkü kullanımın ise üçte biri gibi büyük bir rakama ulaşılabilir. Ham maddesi dışa bağımlı olmayan ve 100 binlerce insanımız için yeni bir iş alanı açılmış olur.

Gelin bu güzel düşünceyi tüm yurda yayarak. 2023 de Atatürk’çülüğün temiz enerji kullanıımı hususunda bizlerle övüneceği bir yöne doğru yelken açalım.

 

YÜKSEK TEKNOLOJİ  KORİDORU HUDUTLARI VE PLANLANAN RÜZGAR GELİRİ

 

Yüksek Teknoloji Koridoru öneri alanı, Çeşme- Alaçatı- Urla arasında Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ne komşu alanlar üzerinde dir.  Batısında Çeşme ve Alaçatı Belediye sınırları içinde kalan yerleşim alanı eşik kabul edilmiştir. Sözkonusu alanda Alaçatı Havaalanı, havaalanının kuzeyinde Alaçatı Barajı ve koruma alanı, teknopark alanı ve üniversite alanları bulunmaktadır. Kuzeyde Izmir Çeşme arasındaki Eski yol ile doğuda Yağcılar dağının doğusundan geçerek güneyde Sığacık Körfezinde Demircili Limanı’na bağlanan aksiyel bir sınır ile sınırlanmaktadır. Karaburun’a kadar olan bölge de bu düşünce içine alınmalıdır. Yüksek Teknolojinin en büyük düşmanı tozdur. Bölgede toz çıkaran çevreyi kirleten mıcır imali gibi hiçbir kuruluşa müsaade edilmemelidir.

 

Alana, Çeşme otoyolu ile Izmir Narlıdere çıkışından  yaklaşık 40 km., veya Alaçatı Havaalanından 5 km. uzaklıktaki bir ayırım ile gidilebilmektedir. Alaçatı teknopark alanının kuzeyinde, teknoloji koridorunun batısında bulunan Üniversite alanı ve Gülbahçe Körfezinin batısında bulunan Yüksek Teknoloji Enstitüsü (12 Kasım 2002 tarihli Resmi Gazete ile Enstitü Yüksek Teknoloji Bölgesi ilan edilmiştir), bu alanın bu kullanımlara uygunluğu için önemli birer etken olmuştur. Yerseçim kriterleri arasında ilk sıralarda yer alan bir üniversite ile komşuluk, bilimsel araştırmaların akademik yönden desteği açısından önemlidir.

 

Güneyde denizden cephe alan Yüksek Teknoloji Koridoru alanı, Alaçatı ilçesinin doğusunda bir tampon bölge oluşturmaktadır. Kuzeyde de eski yolla sınırlanan bu bölge, ilçenin gelişimini doğuda sınırlayan bir eşik konumunda olacaktır. Düşük yoğunlukta, her türlü kirleticiliği minimize edilmiş, bölgesel düzeyde ekonomik gelişim ve kalkınma sağlayacak bu koridor, simgeselliği ile bölge ve tüm ülke için önemli bir kullanım olacaktır.

 

İlçenin doğusunda tarımsal değeri düşük toprak oranının fazla olduğu ve orman alanları ile kaplı alanlar üzerinde yapılması planlanan teknoloji koridoru, aynı zamanda Çeşme ve Urla ile yarımada üzerinde yerel ve bölgesel sorunları uygulamalı araştırmalarla ve bilimsel değeri olan bölgesel olanaklarla çözmeyi amaçlamaktadır. Bilimsel araştırmaları ve teknolojik üretimi birleştiren teknopark ve teknoloji koridoru sayesinde, sorunların çözümü için gerekli araştırma ve geliştirmeler yarımadada yapılacak, uydu teknolojileri ile başlayan yüksek teknolojik üretim hızlanacak ve bilgi teknoloji yoğunluğuyla yeni,  çevreye uyumlu başkaca yüksek teknolojik üretim birimleri kurulacak ve gelişecektir. Böylece ileri teknolojiye sahip yatırım alanları ile eğitilmiş, vasıflı işgücü istihdamı da artacak, bölge çevresine de hizmet veren bu alan işgücü, bilim adamları,  iş adamları ve yatırımcıları bu bölgeye çekecektir. Gelecekte ülkemize yönelik teknoloji veya enerji eksikliğinin getirebileceği muhtemel tehlikeler bu bölgeden tesirsiz hale getirilecektir.

 

Yüksek Teknoloji Koridoru olarak ilan edilmesi teklif edilen alan, aynı zamanda Urla-Çeşme arasında bir tampon bölge oluşturması bakımından ve yarımadanın düzensiz ve plansız istilaya (invasion) uğramasını önlemesi bakımından önemlidir. Yüksek Teknoloji Koridoru alanı, kuzeyde Alaçatı-Izmir arasında halen kullanılmakta olan ve bu koridoru beslemesi bakımından önem taşıyan  “Eski Yol” olarak adlandırılan yol ile sınırlanmaktadır. Izmir - Çeşme otoyolu ile eski yol arasında kalan alan, Yüksek Teknoloji Koridorunun ihtiyaç duyduğu bağlantıları sağlayabilmek için servis alacağı tek yolun Eski Yol olması, Yüksek Teknoloji koridoruna eşik oluşturması ve bölgesel düzeyde bir tampon niteliği taşıması bakımından önemlidir.

 

Alanın toplam büyüklüğü yaklaşık olarak 19,800 hektardır. Bunun yaklaşık 4,000 ha’ı Izmir-Çeşme otoyolu ile Eski Yol arasında kalmaktadır. Bütün bölge SİT alanı içindedir. Buna göre alanın yaklaşık 15,800 ha’ı Izmir Çeşme otoyolunun güneyinde kalan alandır. Bu  alanlarda mülkiyet %98 den fazla devletin olup tapu ve kadastro henüz geçmemiş alan çoğunlukta olduğundan koruma önem kazanmaktadır. Alaçatı ve Urla Belediye hudutları içinde kalan iki uç bölgenin arası ormana aittir ve arazinin çoğu dağlıktır. Arazi genellikle kalkerli olup topraktan iyi verim alınmamaktadır. Bölgede yüksek teknoloji ile su üretme dışında rüzgar değirmenlerinin altını setlerle yerel tarıma uygun geliştirmekle toprağın daha fazla su tutabilmesi hazırlıkları Alaçatı yönünden başlatılmıştır. Izmir Alaçatı 154 kV hat bölgeden geçmektedir. Ayrıca Alaçatı - Urla arası 34,5 kV bağlantı da bölgenin içinden geçmektedir. Bölgede rüzgardan elektrik üreterek bölgenin finansman ihtiyacının karşılanabilmesi için çalışmalar başlatılmış ülkenin ilk rüzgardan elektrik üretme çiftliği 3 adet 500 kW lık değirmen Şubat 1998 de devreye girmiştir. 12 adet 600 kWlık değirmenler de Kasım 1998 tarihinde devreye girmiştir. Teknoloji Koridoru alanı yönetimi gerçekleştiği zaman bu alan ve 30 km. komşu dağlık rüzgara açık yerleri de içine alan bir yayılmada 5 yıllık bir süre içinde 300 MW kurulu güce, 10 yıllık bir sürede ise daha geniş alanda 1,000 MW üzerinde bir güce ulaşmak ve dolayısı 200 küsür milyon dolar elektrik gelirine ulaşması mümkün görünmektedir. Bölgenin rüzgar potansiyeli eski değirmenlerden esinlenerek uzun yıllar bu bölgede ölçümlerin yapılması neticesi meydana çıkmıştır. Bölge yönetimi rüzgar geliri ile bölgeyi hızla teknolojik olarak kalkındırıken bölgeye gelir bırakmayacak rüzgar kuruluşu müracaatlarına müsaade edilmemelidir.

 

12 Kasım 2002 yılında İYTE – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü - alanında Yüksek Teknoloji Bölgesi olarak başlatılan kavramın, sinerji yaratacak yaşam biçimini de içine alacak şekilde, yukarıda bahsedilen hudutlara kadar genişletilmesi için girişimlerin başlatılması önemle üzerinde durulacak konulardandır.

 

 

 

 

 

 

 

Ek1:

 

YÜKSEK TEKNOLOJİ BÖLGELERİNDE

SİNERJİ NASIL YARATILACAK

Çeşme Yarımadası model çalışması

 

Uzak doğudaki yüksek teknoloji bölgelerine devletleri tarafından çok büyük paralar yatırılmış olmasına rağmen hiç birisi Amerikan Silikon Vadisi gibi olamıyor. Neden?

 

En büyüğü Malezya’nın Multimedia Super Corridor teknoloji bölgesi 20 milyar dolar yatırım,

Güney Kore’nin Daedeok Science Town 4 milyar dolar 114 Ar-Ge merkezi, 15,000 çalışanı,

Taiwan’ın Hsinchu Science –Based Industrial Park 600 milyon dolar yatırım,

Hong Kong’un Cyberport bölgesi 1.7 milyar dolar, Vietnam, Indonesia, Çinde 50 adet bölge ve başkaları kuruldu ve kurulmakta. Çok büyük paralar. Çok büyük vizyonlar. Buna rağmen yeteri kadar buluş sahibi yaratamadıkları için çoğu zaman ucuz işçiliğin getirisi ile tatmin olmak durumu ile yaşama durumunda kalıyorlar. Aynı duruma düşmemek için çok uzun çalışmalar ve görüşmeler sonucu 1991 den beri üzerinde çalıştığımız yeni bir model geliştirdik.

 

Amerikan Silikon Vadisi Kaliforniya’da 105,000 hektarlık bir alana yayılmıştır. 75 km uzunlukta – Çeşme yarımadası gibi – bir bölge. Stanford Üniversitesi elektronik profesörünün 1955 yılında bir öğrencisine kendi cebinden verdiği 500 dolarla başlamıştır. Bugün dünyanın yüksek teknoloji buluş ve para kazanma ölçü birimidir. 9,000 cıvarında kuruluş ile günde 63 dolar milyoneri yaratmaktadır – işe başlayan sekreter veya şöför peynir ekmek parası fakat hisse ile başlıyor, yani risk alıyor, başarı herkesi milyoner yapıyor. Bir başka eşi yoktur. Neden? Çünkü yüksek teknolojik buluşlar sonucu para kazanma bire 100, bire 1,000 ve hatta bire 10,000 gibi getiriler 3 ile 10 yıl arasında NASDAQ yolu ile gerçekleşmektedir. 

Teknoloji inovasyonunda 3 ana konu vardır. 3 ayaklı bir masaya benzer her ayak önemlidir.

1.                  Yönetim anlayışı, bölgenin ve devletin yönetimi anlayışı.

2.                  soft teknoloji dediğimiz kültür, yaşam biçimi, melek sermaye, girişimci sermayesi “venture capital”, kritik kütle yaratacak şekilde düşünebilmek, birbirleri ile yan yana çalışabilmek.  

3.                  yüksek teknolojik çalışmalar.

Güzel sanatlar, serbest hayat felsefesi, düşünce serbestliği ve düşünce biçimi, mali, hukuki, işletme ile ilgili konular, zengin insanların bu bölgeyi çekici bularak ilgilenmesi, çok çeşitli ülke ve geçmişten bir araya gelmiş insanlar “teknolojide yenilik yaratmak” dediğimiz olayın soft teknoloji dediğimiz kısmını oluşturmaktadır.

Nasıl bir hayat?

  1. Zengin olma, korumasız girişimcilik kültürü, yani batma çıkma kültürü. Şöyle ki iflas kanunları dünyada bir eşi olmayan kanunlar; iflas edenin tekrar çalışabilmesi için, luzumlu mallarına el konamıyor. Kısaca devlet yardımı bu. Gerisi vahşi bir hayat. Meşhur Bay Honda’nın dediği gibi hayatta “başarı %99 başarısızlıktır.” Yüksek teknoloji girişimciliği değişiktir, zordur.
  2. Önemli bir buluş peşinde koşan bir insan birinci iflastan sonra daha çok para bulabiliyor. Çünkü yatırımcılar araştırıcının çözüme daha yaklaştığını görüyorlar. Bu tip insanları bulmak ve anlaşma yapmak için ara bulucular yarış içindeler. Halbuki bizde ve Avrupa’da iflas bir felakettir, korkunç sonuçları vardır.
  3. Zenginlerle çok yakın iç içe yaşıyorlar. Bütün ara buluculuk işleri, 20 cıvarında hukuk bürosu tarafından buluş sahibi ve para yatıracaklar arası anlaşmalarla yapılıyor. Bu tecrübe ve kuruluşlar çok önemlidir. Çünkü para sahibi ile buluş sahibi çok farklı karekterde insanlardır. Arada hukuki bağlantılar yanlış veya zayıf olursa işler bir süre sonra çıkmaza girmektedir.
  4. Ekonomik olgunluk ve yakınında birçok üniversite, teknik okul ve zengini olan bir bölgede beraber olma yaşam biçimi. Yoksa para bulmak zor oluyor. Almanya’da “venture capital” uygulaması yaşlı nesil gittikten sonra toplu paralar ellerine geçen genç insanlarla son 10 yıl içinde başladı. Daha evvel bu çeşit sermaye yoktu. Avrupa modelinde sıfırdan zengin olma kültürü yoktur. Zengin olmak isteyenler Amerika’ya göç ederlerdi. Gine büyük çapta böyle. Çeşme yarımadası bu yönden çok başarılı olacaktır. Çünkü bizde zenginlik henüz çoğunlukla birinci nesilin idaresinde. Birinci nesil genellikle yeni buluşlar peşinde koşmaz. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz. Sanayicidir veya arsa, bina alım satımı gibi en fazla 5-10 misli para getiren işleri iyi bilir. Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz. Yaşlı zenginlerin kısa zaman sonra para kullanımını gençlere bırakması kaçınılmazdır. Yeni fikirlere destek alanında patlama o zaman olacaktır.
  5. Devlet uygulamaları (eyalet kanunları) doğu kültüründeki gibi koruyucu baba değil sadece yolları açan bir kuruluş. Ayrıca Kaliforniya, Başşehir Wasington’un bir müstemlekesi gibi değil, kendi ihtiyaçlarına göre kararlar alabiliyor. Ek3: Başşehir Sendromu.
  6. Anlayış bozukluğuna sebeb olan eğitim biçimimiz muhakkak değişmelidir. Okul sistemimiz, dershane gibi saçmalıklar ailelerin paraca bitmesi sonucunu doğuruyor. Girişimcilik yerine işe girip bir yerde maaşlı çalışması baskısı sonucu en iyi okul mezunları israf edilmekte, maaşlı memur olarak hayata atılmaktadırlar. Ek4: Üniversite Sanayi İşbirliği.

 

 

Önerdiğimiz model ön çalışması

 Uzak Doğu para gücü ve gösteriş modelinden farklı bir yaklaşım

 

1991 yılından beri Çeşme yarımadasının Urla-Çeşme arasının Uluslararası Çevre Teknoloji Koridoru model çalışması, yavaş fakat başarı ile gelişmekte olan bir projedir. Hedef 2023 yılına kadar başarılı bir başlangıca ulaşmak ve bu bölgeden asgari bir Nobel sahibi olmak veya bir Nobel sahibini Türk yaparak bölgeye yerleştirmek:

 

Modelde 2 ayrıcalık göze çarpmaktadır.

1.                  Devletten para istemeden gelişmenin oto-finas ile büyümesi.

2.                  Sinerji yaratmak için kıskanmadan en güzel yerleri tahsis etmek, kolaylaştırıcılık yapmak.

 

Küçük ülkeler kendileri bir teknopark gibi sinerji yaratabilmektedirler. Sinerji, çözümde hız ve rasyonellik, yenilik için hayal gücü yaratmakdır. İsrail, İsviçre, Danimarka bunu yapabilmektedir. Amerika, Çin, Rusya gibi büyük alana yayılmış ülkelerde kümeleşme ile kritik kütle ve sonucu sinerji yaratma yolu seçilmiştir. Mesafeler büyüktür. Ülkemiz de bu ikinci gruba girmektedir.

 

Bir diğer önemli husus ülkemizde serbest düşünebilen insan azlığıdır. Pederşahi toplum düzeni ve uzun yıllar askeri terbiye sonucu yaratıcılık ikinci plana atılmıştır. Bu ciddi bir sorundur.  Bana göre en büyük zorluğumuz bu olacaktır. Ahlak anlayışında dejenerasyona uğramadan serbest düşünebilen yaratıcı bir toplum olmak. Bunun için modelimizde güzel sanatlar, sakin ortam, tatil yöresinin bol çeşitliliği ile kaynaşmayı tahrik edecek bir ortam yaratmayı da çalışmalar arasında sürdürdük. Bu yöre, yüksek teknolojinin sanat ile kaynaşacabileceği iyi planlanıp korunmuş bir yöredir. Birkaç eksikten en onemlisi 3 lisanlı yatılı bir okul düzenidir. Buraya yerleşecek kimselere masraf ve zorluk olmamalı. Bilindiği gibi Uzak Doğu ucuz işçilikle yüksek teknolojiyi bir araya getirmeye çalışıyor. Pahalı yörelerin rekabet şansı azalmaktadır. Mesela Istanbul çok pahalıdır. Ancak tıp gibi bazı konular hariç burada uzun vadede uluslararası rekabete dayanamaz. Hayvanların tersi insanlar kalabalık yerlerde tecrübeli doktorlardan şifa arıyorlar.

 

Ülkemizde 3 adet Yüksek Teknoloji Bölgesi vardır. Bu çalışmada sadece Çeşme yarımadası Urla Yüksek Teknoloji Bölgesi IYTE Kampüsünde başlayan 12 Kasım 2002 de Resmi Gazete Bakanlar Kurulu kararı ilan edilen bölgenin geleceği üzerinde durmak istiyorum. Bu düşünceler diğer bölgelere de az veya çok tatbik edilebilir. Diğer hiçbir bölge bizdeki kadar uygun şartları içermiyor. Çalışmalarımız ve hükümetin alt yapı yatırımları da son 14 yıldır bu yörede bu konuya destek olmuştur. Yani hükümetler destek vermişlerdir. Daha fazla olabilirdi fakat ancak bu kadar güçleri veya anlayışları oluşabilmişti.

 

Kimseden mali yardım istemeden, bölgenin oto-finansman yolu ile bağımsız bir yönetime ulaşabilmesi kolay bir iş değildir. Dünyada bir ilkdir. 1991 yılında Amerika’lı girişimci şirket ile başlattığımız çalışmadan itibaren rüzgar ve ileride hidrojen enerjisi ile bölgenin elektrik ve bir kısım su ve ısı ihtiyaçları ile otomobillerin hepsinin enerji ihtiyacını gidermek de planlanmıştı. Yaptığımız çalışmalar sonucu 1998 yılında Alaçatı Belediyesinin de içinde %4 hissedar olduğu 12 rüzgar türbinli çiftliği başarı ile çalışmaya başladı. Bugün Çeşme Alaçatı yıllık enerji ihtiyacının ¼ lük parçası rüzgardan elde edilmektedir.

 

Bölgenin finansmanı için çeşitli uygun yerlerde kurulacak 1,000 adet 1500-2500 kW lık rüzgar türbininden yılda 5 milyar kWsaat cıvarında üretim beklenmektedir. Bunun parasal geliri ortalama 5 cent/kWsaat fiyattan yılda ortalama 280 milyon dolar eder.

1000 türbin X 2,000 kW/türbin X 2.8 milyon kWsaat/yıl X 0.05$/kWsaat = 280 000 000  $/yıl.

 

Ayrıca bölgede fazla üretilen elektrikten su hidrolizi ile hidrojen imalatı yapmak ve hidrojenin yakıt hücreleri ile (fuel-cell) kullanarak elektriğin, ısı ve suya dönüştürülmesi ile çevresel bir teknopark halinde geliştirilmesi. Türkiye’nin teorik rüzgar enerjisi potansiyeli günde 100 milyon dolar elektrik enerjisi değerine eşittir.

 

Çeşme Yarımadası Teknoloji bölgesi dağlık bir bölgedir, tarıma pek uygun değildir ayrıca su da yok denecek kadar azdır. Alaçatı içme suyu barajı 500 hektar koruma alanından toplanan su ile dolmaktadır. Dağlık alanlarda kademeler meydana getirerek hem tarım yapılabilir, kekik, nergiz, sakız, badem, bağ gibi, yüksek olmayan nebatlar ve hem de yükseklerde rüzgardan elektrik elde edilebilir. Kademeler suyu tutarak yer altı sularının birikip artmasına sebeb olur. Toprak geçirgendir. Jeotermal sular bu geçirgenlik sonucu meydana gelmektedir. UrlaÇeşme arası 40-50 C arasında jeotermal su vardır. Seferihisar ve İzmir’e doğru su sıcaklığı 120 C üzerine çıkmaktadır.

 

K-12 denen ana okulundan lise sona kadar 3 lisanlı yatılı okullar geliştirilecektir. Bu okullarda yaz aylarında çeşitli kurslarda, lisan, kaptanlık, pilotluk, telsiz muhaberesi, turizm, dalgıçlık, ilk yardım, balık yetiştirme teknik okullarda yardımcılık gibi faaliyetler sonucu ekstra sertifika ve diplomalar ile gençlerin lise biterken birkaç bin dolarlık para kazanacak bilgi ve beceriye ulaşamaları temin edilecektir. Devamlı öğrenim ile “6 yaşından 100 yaşındaki gençlere kadar”insanlara yeni ufuklar vermeyi planlayan yolları açmayı düşünmekteyiz.

 

Sinerji yaratmak gayesi ile her üniversiteye asgari 100 dönümlük yer tahsis etmek ve her üniversitenin buralarda bazı projeleri diğerleri ile beraber takip edebilmesi için gayret göstermek. Ar-Ge fonlarının bir araya gelerek daha rasyonel kullanması için Tübitak ile koordineli çalışma düzeni geliştirmek. Bildiğiniz gibi ülkemizde hiç bir proje tam manası ile fonlanamamaktadır. Üstüne üstlük duplike işlerde para parçalanmakta ve sonuca ulaşmak çok zayıf kalmaktadır.

 

Aynı konuda tüm ülke beyinlerinin yetmediği yerlerde yabancıların da bu yörede devreye girmesi en büyük isteğimizdir. Kritik kütle meydana getirmek her ülkenin en büyük dileğidir. Hiçbir ülkede beyin yetmemektedir. Beyinleri en iyi bir şekilde organize edebilenler sinerji yaratmaktadırlar.

 

Bütün dünyada üniversitelere gereken fonları bulmak ciddi bir sorundur. Ülkemiz imkanlarını verimsiz dağıtma yerine önce bir noktada toplamak bizim düşüncemizdir. Çözüme doğru gitmek ve tekrar iş bölümü yaparak Ar-Ge nin gerisini tamamlamak için araştırıcıları önce bölgemizde toplamak sonra tekrar kendi yörelerine göndermekle çözümde büyük hız  ve sinerji kazanabileceğimize inanıyoruz. Araştırıcılar birbirlerini tanıyacak, herbirinin neyi ne kadar bildiği ve eksikliklerinin görebilecekler, gerekirse dış ülkelerden uzmanları davet edecekler. Tübitak bu konularda koordinatörlük üstlenmelidir ki duplike ve yanlış veya luzumsuz işler olmasın. Bu iş için Tübitak’ın yörede bir koordine ofisi ve merkez labaratuarı kurulmalıdır.

 

En son fakat en az diğerleri kadar mühim olan 10 adet “venture capital” firması kurabilmektir. Bunların bir kısmı teknoparkın kendi finansmanı yardımı ile kurulacaktır. Ege bölgesi 12 milyon insanın yaşadığı ve yüksek gelirli bir yöremizdir. Çeşme-Alaçatı-Urla koridoru ise bir çeşit zenginlerin evlilik teknoparkı haline gelmiştir. Hükümetin ve ordunun birçok kuruluşları Ar-Ge yapmaktadır. Yörenin ileri gideceği konularda beraber hareketle çok iyi neticeler alınabileceğine kuvvetle inanmaktayız. Yabancı ülkelerle bazı konularda müşterek hareket edebileceğiz.

 

Dünyadaki her ülkeye 5-10 dönüm yer ayırmayı düşünmekteyiz. Bu şekilde yabancı ülkelerin bu yöreyi duymasını, görmesini belki teknik veya belki sanatsal, müzik veya başka sebeble buralara gelmesini yöreye renk, canlılık ve çeşitlilik vermesini düşünmekteyiz. İleri ülkelerin teknolojik üstünlükleri daha az gelişmiş ülkelerin başka özellikleri hayatı daha canlı, daha güzel hale getirecektir. Bu fikir de dünyada bir ilkdir.

 

Yaşlılar için hem yaşam ve hem de geriatri konusunda Ar-Ge İçeren yerleşim düşünmekteyiz.

 

Istanbul’un finans ve pazarlama merkezi olması dolayısı ile her gece kalkan oraya varan ve gine ertesi gece geri dönülebileck vapur projemiz vardır. Bu vapurlarda iş merkezi, sekreter, tlf ve fax servisi, internet, konferans salonları olacaktır.

 

Yapılacak 2 yeni iskele ile Güzelbahçe-Yeşilköy arası zamanı 3 saat kadar azaltacaktır. Vapurlar İzmir ve Istanbul içine girmeyecektir.

 

TEKNOLOJİNİN MİLLİYETİ YOKTUR – 1453 yılında bir yabancı ülkemize gelerek en büyük topun yapılması ve tarihin değişmesine sebeb olmuştu. 1945 de aynı şey tekrarlandı. Bu sefer yabancılar Amerika’ya giderek orada atom bombası imali ile yeni bir dönem başlattılar. Ülkesini, imkanları, yaşam biçimini kim daha güzel yaparsa insanlar oralara doğru gitmektedirler. Diğer faktörler de yan yana getirilebilirse buluşlarda patlamalar olmaktadır.

 

Son olarak bu bölgede 2023 yılına – Cumhuriyetin 100.Yılı – kadar bir Nobel kazanmak için çalışacağız. Eğer başaramazsak bile hiç olmazsa Nobel almış meşhurları bölgeye yerleştireceğiz veya belki bir tanesi de Türk olacak.

 

Yurtta sulh cihanda sulh diyen Ulu Önder Atamızın bizlerle gurur duyacağı bir çalışma içinde huzur bulmak, yeni nesle bir vizyon bırakmak istiyoruz.

 

 

 

 

İYTE – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü - Urla kampüsünün İzmir ve hinterlandı ile daha hızlı bir ulaşıma kavuşması sinerjiyi arttırıcı bir tesir yapacaktır. Ayrıca Istanbul gibi 20 milyonu temsil eden para ve pazarlama merkezinin de İzmir’le daha uygun bir bağlantısı sinerjik sonuç verecektir. Acil olmamakla beraber alt yapı programlarına koymak için uğraşı zamanla meyvesini verecek ve takdir edilecektir. Ek 2 – Monorail ve Istanbul-İzmir vapur projesi.

Ek2:

2 Öneri

 

 

1.                  İzmir İYTE arası monorail tren.

2.                  İzmir Istanbul arası gecelik vapur seferleri.

 

İzmir Çeşme 6 yollu yolun ortasındaki yeşillik üzerine monte edilecek monorail bir tren İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünü bütün Ege’ye kolaylık ve hızla bağlama yönünde faydalar yaratacaktır. Narlıdere’den itibaren sadece Urla-Ovacık yolu üzerinden kolaylıkla aşılabilecek bir köprü engelinden başka bir engel yoktur. Yarım saatte bir gidip gelen sadece 1 hat bile yeterli olabilir.

 

                    

 

    

 

2 saatlik çevresel nüfusu ile İzmir 12 milyon, Istanbul 20 milyon olup Türkiye’nin en büyük 2 metropüdür.  Para ve pazarlama konularında ağırlıklı güç kazanmış Istanbul’un İzmir ve çevresi ile birçok konuda daha uygun ortamda buluşması faydalar getirecektir. Daha çok toplantı ve seminerlerin vapurlarda zaman ve para kaybını azaltacak şekilde yapılabilmesi gerekmektedir. Ayrıca her aksam karşılıklı kalkan, modern ihtiyaçlara cevap veren 2 vapurla, gitme gelmelerin hayatın kalitesi kavramı içinde, vapur ve trenden sonra gelen 3 cü sınıf sayılabilecek uçak seyahatinden kurtarılması hem otel masraflarını ortadan kaldıracak ve hem de göremediğimiz birçok faydalar getirecektir.

 

İzmir’de Güzelbahçe’de denize dolgu ile yapılacak basit bir iskele ile aynı anlamda Yeşilköye yapılacak bir iskele, yolculuğu 3 saat kadar azaltabilecektir. Konu sadece mesafe ile değil yanaşma ve sis gibi faktörlerin de değerlendirilmesi ve biraz da hızlı ve daha modern vapurlarla rahatlıkla temin edilebilir.

 

Çeşme limanı bazı yaz aylarında haftada 70 kadar vapur trafiği ile ekonomi canlandığı zamanki trafikte zorlanacaktır.

 

Sığacık körfezinde uygun bir yerde yapılacak bir Ro-Ro iskelesi de 30 km lik Sığacık – Güzelbahçe kara bağlantısı ile her gece Istanbul – Yeşilköye bağlanabilir.

 

 

 

 

 

 

 

Finlandiya’nın Helsinki şehri ile Stockholm arası vapurlar inanılmaz modernliktedir. Bunların eskileri bile çok güzeldir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ek3:

Başşehir Sendromu

Başşehirde  yaşayanların birbirleri ile olan iletişimlerinde tabii olarak bazı bilgi kısa devresi veya sızmasi olmaktadır. Gizli bilgilere sahip politikacilar ve çalışanların bu bilgileri dişarıdakilerle paylaşmaya başlaması ile sendrom başlar. Bu tuhaf simbiyotik sistem kanuna karşı olsa veya olmasa da bunu kendi çıkarlarına kullananlara bir şekilde menfaat ve maddi çıkar sağlayabilir hale gelebilmektedir.

 

Sistem engeller yaratarak kendi kendini beslemeye başlamıştır. Elde edilen menfaatler yaratılan engeller ile doğru orantılıdır. Kronik olarak büyüyen bu kontrolsuz sistem sonunda karar mekanizmalarının mantığını ele geçirir.

 

Çözümler  yerine yetki, engeller yaratmaya yönlenmiştir. Müsaadeler bahşederek yapay olarak yaratılmış engellere lafta çözümler bulunmaktadır. Danıştay ve Yargıtay icazet israfları, uzun toplantılarda sarf edilen büyük gayretler ve zaman gözler önündedir. Şimdi artık meşhur Frankenştayn - Şeytan Ağacı - yaratılmış ve yolun solundan çok hızla yok edici sonuna doğru koşmaktadır.

 

Tokyo, Washington, Londra, Paris bu sendromu az çok paylaşırlar. Ancak bu bahsedilen olayların olabilirliğini kabul ederek, bunlara karşı şeffaf bir yol izlemekle önlem alınabilir. Bu haksızlığa tek kalıcı çözüm hükümetlerin merkeziyetçilikten uzaklaşmasıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ek4:

ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ

TEKNOLOJİDE YENİLİK YARATMA KAVRAMI VE ORTAMLARI

 

1.        TÜRK GENÇLİĞİNİN BUGÜNKÜ DURUMU ve BAŞŞEHİR SENDROMU,

2.     BİLİM TOPLUMUNUN ESASLARI VE DÜŞÜNCE TARZI,

3.     ÜLKEMİZDE HER YIL YARATILMASI  LAZIM GELEN YENİ GİRİŞİMCİ ADEDİ,

4.     YENİ İŞ ALANLARININ YENİ FİNANSMAN MODELİ.VENTURE CAPITAL.

5.     TEKNOPARK OSB DEĞİLDİR,

6.     TEKNOLOJİ BÖLGELERİMİZ HAKKINDA KISA İZAHAT - İZMİR ÇEŞME TEKNOKENT PROJESİ

7.     GENELDE TEKNOPARK KURMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR.

8.     SONUÇ

 

1.                   TÜRK GENÇLİĞİNİN BUGÜNKÜ DURUMU ve BAŞŞEHİR SENDROMU:

 

Nüfusumuzun 70 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunun %60 ından fazlası, yani 40 milyon cıvarı, çok genç yaştadır. Nüfusumuzun 20 milyonu 20 yaşın altındadır. Bu durum bize ekonomide çok dinamik olma zorunluluğunu getirmektedir. Ayrıca insan ömrünün önümüzdeki bir nesil içinde gerçekleşecek genetik bulguların ticari hayata kazandırılması dolayısı ile 100 yaşın  çok üzerine kadar olabileceği görülmektedir. Bu gerçeği göz önüne alırsak toplumun 0-20 ile 60-100 yaşı arasının prodüktif olmaması halinin ekonomiye getireceği yükü düşünerek hareket etmek zorunluluğu vardır. Eğitim,  öğrenim ve üretimin hiç kesintiye uğramadan devam edebileceği paradigma içinde uygun ortamların yaratılması kaçınılmazdır. Eğitim, öğrenim ve üretimin  ömür boyu sürebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi ile uzun yaşaması beklenen emeklilerin adeta bir seferberlik içinde bu yeni olguda yer almaları temin edilmelidir.  Yetişmiş insanların öğretmen olarak gecici kadrolara alınıp bir yandan öğretmen olmak için gerekli dersleri almaları bir yandan da ders verebilmeleri problemi çözümü geç kalmıştır. Orta eğitim tatilleri çok azaltılmalıdır.  330 güne yakın çalışma başlatılmalıdır. Zorunlu yaz kampları, meslek kursları, sertifika ile tecrübe kazandıracak şekilde düzenlenmeli, lisanı ve diplomaları ile gençler üniversiteye gitmeye mecbur kalmadan gerekirse iyi bir gelir kazanabilecek şekilde hayata atılabilmeli sürdürülebilir yüksek öğrenim, eğitim yolları kapatılmamalıdır.  Belirli mekan yerine oğrenim, eğitimin eve, heryere girebilmesi için gerekli hızlı iletişim alt yapısı bu yönde geliştirilmeli ve kuvvetli bir şekilde teşvik edilmelidir.  En iyi öğretmenleri paylaşarak öğrenmek herkezin ulaşabileceği sanal mesafelerde olmalıdır.  Sonunda bu yol daha verimli ve daha ucuza gelecektir.  Bugünkü eğitimin içeriğinin artık değişmesi lazımdır.

 

Ülkemizde öğrenci olanların durumu acıdır. Çağımıza ayak uydurma yönünden bir felaket arzetmektedir.  Toplumun büyükçe  bir kısmı dünyanın nereye gittiğini görmemektedir.  Öğrencilerin bir çoğunun idealizmi yitirmiş anlamsız  yetersiz ortamda yaşayarak,  faydasız korkulu düşüncelerle dolu bir yaşam biçimi içinde,  yaratıcı ve çözüm getirici insana doğru gitmesi beklenemez.

 

Ülkemizde yılda asgari 2,500 adet teknik girişimciye her yıl devamlı artacak bir şekilde ihtiyacımız vardır. Bu rakam diğer bazı ülkelerle kıyaslanarak bulunmuştur. Aileler ağır öğrenim masrafları neticesi tükenmiş mali durumları dolayısı ile gençlerin girişimci olmalarını kaldıramıyor.  Okul sonu hemen maaşlı bir yerde çalışmalarını isteyerek toplumun en kıymetli unsuru olan girişimciliği baltalamaktadır. Üstüne üstlük üniversitelerde kıymetli gençler içinden teknik girişimci olabilecek egosu kuvvetli kimseleri inkübatüre alarak - bünyede tutarak - sinerji yaratacak kritik kütleyi oluşturma işi geri planda kalmakta buluşlar çok yavaşlamakta bilginin ticari değere dönüşümü yok olmaktadır. Bu ise akademik dünyaya verilen önemi azaltan bir çeşit akademik çözülmeye yol açmaktadır. 

 


Politik güç sahibi yöneticilerin, sanayici ve zenginlerimizin artık bu durumu görerek  daha güzel, daha yeni olumlu ortamları yaratmaları lazımdır.  Bu ortamları sadece hemen para kazanacak yerler olarak görmeyi bir tarafa bırakarak biraz  filantropi ile hareket etmeleri gereklidir.  Takdirle karşılanmakla olan bu tip davranışların adetlerinin çok az oluşu yapılanların yetersiz oluşu üzüntü vermektedir.  Daha fazla birşeyler yapma zamanı gelmiştir.

 

2.                   BİLİM TOPLUMUNUN ESASLARI VE DÜŞÜNCE TARZI,

 

Teknolojik gelişmelerde ortaya çıkan önemli niteliksel değişiklikler özellikle küçük işletmelerin ekonomide paylarını büyük ölçüde arttırmıştır. Bunun neticesi olarak ekonomik politikalarda artık stratejik bazı değişiklikleri uygulama zamanı gelmiştir. Bu stratejinin esası ülkede mevcut  tüm bilimsel ve teknolojik birikimin ve yeni buluşların üretime yönlendirilerek  ticari bir değere ulaştırılıp ekonomiye kazandırılmasıdır. Eğer bu çalışmayı prodüktiv olarak gerçekleştirebilirsek 1923 de kazanılan zafere bir o kadar daha önemli ve büyük olan teknolojik ve ekonomik zaferi eklemiş olacağız. Bu çalışmalarla Türkiye’mizin rekabette 37 inci, yüksek teknoloji içeren sanayi ürünlerinde 40 ülke arasındaki 30 larda olan sırasını 15-20 lere tırmandırabileceğiz.

 

Artık sorun çözen bir toplum olabilmek için düşüncelerimizi değiştirmeliyiz.  Görülüyor ki eski çağların düşünce biçimi; yani emirlerin bir üstten gelmesi, bu emirler sorunların çözülmesi yerine birikmesine bile yol açsa bunlara uyulmasının toplum tarafından körü körüne benimsenmesi, gittikçe artan nüfusun isteklerini bırakın bir yana, birikmekte olan sorunlara bile çözüm üretememektedir. Artık bilgi çağına uygun düşünme alışkanlıkları edinmemiz için gerekli olan kendi kendine düşünebilen insan olma gayretini göstermemiz lazımdır.

 

Sanayileşme sürecini tamamlamadan Türkiye’nin 21.YY Bilgi toplumuna geçiş stratejisinin ana hatlarını açıklayan Sayın Prof. Hüsnü Erkan raporuna göre bilim  bazlı düşünmede kişinin değer yargıları değil; olay ve olgunun nedensellik, mantık ilişkileri içinde ele alınması ön plandadır. Yine Prof. Erkan’a göre artık Türk aydınlarının ideoloji ve inanç satmaktan bilgi üretmeye, slogan üretmekten çözüm üretmeye yönelmesi ve kendi kendini bu yönde eğitmeye başlaması lazımdır.  Bir değişim, yenilenme ve gelecek projesi olarak düşünme tekniği bir yöntem olarak öğretilmelidir. İnsanda herşeyi değiştirmek yerine sadece, yöntem ve teknik olarak düşünme kalıbımız  yenilenmelidir.  Sayın Erkan şöyle devam etmektedir; tarım toplumunun ana üretim girdisi toprak, sanayi toplumunun ana girdisi sermaye ile temin edilen  makine ve techizat donanımı olup bilgi toplumunun ise temel üretim aracı bilgi olmaktadır. Bu güzel anlatımdan şu netice çıkarılmaktadır. Artık  zengin toplumlar arasına katılmak için bilgi, ana ham madde olmaktadır.

 

Bu sebeble Amerika’da yalnız Silikon Vadi’de hergün 63 yeni dolar milyoneri hayata kazandırılmaktadır. Business Week 18 Ağustos 1997".  Bilginin sinerjik ortamlarda, yani sinerjisi yüksek teknoloji bölgelerinde, teknoparklarda, girişimci inkübatürlerinde yeni bir yaşam biçimini benimseyerek hızlı üretimi, bu tip düşünceye sahip toplumlarda çok ileri zıplamalar yaptırmaktadır. Her ne kadar Silikon Vadi tecrübesini yakalamak kolay bir iş olmasa da her ülke ve hatta Amerika içinde bile her eyalet bu tecrübeyi bir ölçü birimi olarak almakta ve ona ne kadar yaklaşırlarsa o kadar başarılı sayılmaktadırlar.

 

Türkiye’in kıt para imkanları ve tecrübe eksikliği henüz hiç bir alanda yaratıcılığı hızlandıracak kritik kütleyi oluşturamamaktadır. Off-set fonlarının nakide çevrilerek Tübitak, Teknoparklar ve Üniversitelere özellikle devamlı gelir temin edecek yönlerde kullanılmaları şartıyla tahsisi gündemde bir numaralı önemli işler sırasına yükselmiş artık birşeyler yapılması acil durum arzetmektedir.  

 


Tübitak ve YÖK - Ar-Ge’ye dönük çalışma ve araştırmaları hem parasal ve hem de diğer yönlerden sinerji yaratacak şekilde önce teknoloji bölgelerinde müşterek çalışmaya doğru teşvik etmeli sonraları bu çalışmaları  akıllı bir şekilde yayma metodlarını geliştirmelidir.  Böylelikle tecrübeli kimselerin yanında ve imkanı bol ortamlarda başlayan Ar-Ge esaslı ileri projeler zamanla Türkiye sathına yayılacaktır. Üniversitelerimizin sanayi ile sıkı işbirliği kurmak için uygun ortamları, teknoparkları en mühim işleri arasında görmesi lazımdır. Böylelikle, yukarıdan gelen emirlerle gelecekte hangi derslerin nasıl sunulabileceğini kendileri görebilecek ve karar verebileceklerdir.  Teknoloji üretkenliğinde bu ortamların  yaratılabilmesi amacı ile burada önerilen parasal rahatlığa kısmen de olsa ulaşmak gereklidir.

 

Yukarıdan emir ve talimat alarak bilgi toplumu olunamaz. Türk eğitimi maalesef, Eğitim Bakanlığı ile iyi münasebetli insanların dolaylı vasıtalarla para kazanmasına yönlenmiş bir çalışma düzeni oluşturduğu düşüncesini yorumlatan şüpheler yaratmaktadır.  Eğitimde dershane düzeni “La cosa nostra” görünümü vermektedir. Başşehirler bu gibi ortamların yeşermesine müsait olduğundan - *Başşehir Sendromu - denen bu hastalıkla uğraşmak için mesela Japonlar Ar-Ge yönünden de merkezleşen bu gibi cazibe ilişkilerini azaltmak için,  ileride kısaca değineceğim,  bazı tedbirler almışlardır.

 

Mesela,  Japonya’nın yaptığı gibi Vali’lere bu yönlerde de sorumluluk getirilmelidir.  Valilere atanmadan evvel, dünyadaki bu gibi merkezleri gezip görme ve dönünce ne yapacaklarını anlatan rapor hazırlama ve uygulama görevi vermelidir.  Bu işi tam yapmak istiyorsak; valiler bu öğrenim gezi raporlarına göre tayin edilmelidirler.  Aksi halinde uzun süren çalışmalar atamalar dolayısı ile yavaşlayacaktır.  Çünkü teknoloji inovasyonu uzun süreli bir hayat tarzıdır.  Eğer bunu yapamıyorsak hiç olmazsa İzmir özellikle Çeşme yarımadası 1990 dan beri yapılmakta olan hazırlıkları göz önüne alarak  bir Teknopolis olarak seçilip geliştirilmeli ki hızla uluslararası teknoloji yeniliği yaratma yarışına katılabilsin.

 

Problem çözebilen medeni toplumlar arasına katılmak için yetki ve imkanları olanların bu olaylar dizisini  göz ardı etmeyecek bilinçle hareket etmeleri lazımdır.  Bir yandan yeni yetişen gençleri iş sahibi yapmak ve diğer taraftan olgunluk çağına gelmiş emeklilerin gençlere, hayatla ilgili birçok işi öğretmek için kullanılmaya başlatılması lazımdır. Kıymetli bir emekliler ordusu israf edilmektedir. Bugüne kadar  bilgi birikimli emekliler gençlere faydalı olamamakta,  yetişen dinamik gençliğin istekleri tatmin olmamakta,  hızla değişen ve büyüyen teknolojik dünyada, öğrenim eksikliği israfı şiddetle devam etmektedir. Sadece Hindistan’ı yakalamak için yıllık en aşağı 50,000-100,000  adet bilgisayar programcısına ihtiyaç olmasına rağmen Türkiye 4,000 cıvarında programcı üretmekle intihar yolunu seçmiş görünmektedir. Olayın acı tarafı bunu kabul edecek cesareti gösteren ve birşey yapmak için uğraşanların azınlıkta bulunmasıdır. Çünkü Başşehir  bunu görmemiştir öyleyse böyle bir problem yoktur paradigması,  bakış açısı artık değişmelidir. Fazla beyinin ülke dışına kaçması beyinlerin kanalizasyona atılmasından daha iyidir diyen 1970 lerin Hindistan’ı bunu başarmıştır.  Biz de başarabiliriz.

 

Organize sanayi bölgeleri modası geçmektedir. Sanayileşme sürecini tamamlamadan bilgi toplumuna geçişin yolu ise yaşam tarzı ile tariflenen ve yaşam biçimine çok bağlı olan silikon vadilerinden geçmektedir. Bu olayların akışına ivme kazandırmak için ülkemizde yeni bir bakanlık, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı adı altında kurulma düşüncesi desteklenmeli ve eldeki her parasal imkan off-set ler dahil seferber edilmelidir.

 


Geleceğin zorluklarını kişisel olarak göğüsleyebilecek tipte,  kendi başına düşünebilen fakat başkaları ile beraber  çalışabilen insanların yetişmesi kaçınılmazdır.  Üniversite yönetimleri öğrencilere daha çok çalışıp öğrenebilecek ortamlar yaratmalıdır. Yıl 8760 saattır.  Yollarda zaman israf etmeyen yılda 5500 saat (ortalama 15 saat/gün net)  çalışabilecek insan toplulukları yaratmak mecburiyeti vardır. Bizi ileriye zıplatabilecek ülkemizdeki üniversiteler ve öğrenciler bugün bunun üçte birine ulaşamamış durumdadır. Yaşam tarzı, gitme gelme zaman israfları çok kötü durumlara ulaşmıştır. Ev ve çalışma,  çoluk çocuk eğitimi,  ailenin medeni ihtiyaçları hiçbirisi bilgi toplumuna giden yolda ve seviyede değildir. Yaratıcı ortamın kurulabilmesi için bu gidişata artık dur diyecek ülkemizde uygun ortamları yaratma çalışmalarını organize eden bu çeşit çalışmaları alkışlamak lazımdır.

 

Dünyada olup bitenlere  ilave olarak fiziki hudutlar, yaygınlaşan telekominikasyon ağları ve hızları sayesinde ortadan kalkmakta, bu fiziki hudutlar sadece az gelişmişlerin daha gelişmiş ülkelere güç etmesini durdurmak  için canlı tutulmakta fakat turizmi teşvik etmektedir. Para bilgisayarlarla bir taraftan başka tarafa akıl almaz hızlarla gönderilebilir,  alış verişler bilgi sayarlarla evlerden yapılabilir hale gelmiştir. Telekominikasyon kanalları ile gelip giden para transferleri, sanal(virtual) bankacılığı doğurmakta, eski bankacılığın para kazanma usullerinde ise ciddi arayışları beraberinde sürüklemektedir.

Daha hızlı birşeyler yapmak için seferberlik halinde olmamızı gerektiren sebebler birikmektedir. Bu seferberlik için hala geç kalmadığımıza ve sivil seferberlik halinde olabileceğine inanıyorum.  

 

 

3.                   ÜLKEMİZDE HER YIL YARATILMASI  LAZIM GELEN YENİ GİRİŞİMCİ ADEDİ,

 

Okullardan mezun olacak en iyi gençleri şirketlerimize alarak iyi bir iş yaptığımızı düşündüğümüz malumlarımızdır.  Meyveyi alırken dalı koparmaya benzeyen bu uygulama  yaratıcılığı hedef almış ülkelerde yerini yeni başka uygulamalarla paylaşmaktadır. Bir çok ülkede girişimci yetiştirmek için girişimcilerin yeşereceği özel durumlar, özel ortamlar yaratılmaktadır. Ülkelerin çeşitli yörelerindeki yerel yönetimler  yüksek eğitim görmüş kimselerin girişimci kabiliyetinde olanları için, varlıkları olsun veya olmasın, yüksek katkı getirebilecek bir biçimde üretici ve vergi ödeyici hale gelebilmeleri yönünde gayret göstermektedirler.

 

Toplumda ancak yüzde birkaç olabilen bu tip nadir ve az yetişen insanların yeşerip faydalı bir hale gelmesi ve yakın tanıdığı diğer bilgi sahibi yetişmiş insanları çevresinde toplayarak bir üretici sistem oluşturması kolay denebilecek bir iş değildir. Kendi haline bırakılırsa bu tip insanlar toplumda gerektiği yerlere gelememekte veya o yöreden ayrılıp başka diyarlarda yeşerme yollarını aramaktadırlar. Her iki sonuç başarılı olmak için samimi bir gayret içinde olan hem üniversite ve hem de yöresel yöneticilerin gözden uzak tutmaması lazım gelen hususlardır. Yukarıda bahsettiğim bu özel ortamların adı girişimci inkübatürüdür-kısaca inkübatürdür.

 

Mesela Amerika’da 550 adet inkübatür kuruluşu içinde çeşitli büyüklükte odalara yayılmış olan firma halinde her yıl 13,000 adet proje hayata hazırlanmaktadır. Bu projelerin mezun olup hayata atılabilmeleri için ortalama 2 yıldan bile daha az zaman kafi gelebilmektedir. Israil’de 30 adet inkübatürde 300 cıvarında proje yürümektedir. Bizde 8 adet kurulu inkübatürde toplam sadece 40 cıvarında proje yürümektedir. Kendi inkübatörüm tek projelidir. Bir kaç yıl önce Levent Marina’da başlayan bu fikir şimdi kesintisiz olarak yürüme safhasına ulaşmıştır. Amerika’da  1 müdür ve sekreter ile 25 kadar  projeyi takip mümkün olmakta, İsrail’de 8-10 proje bizde ise prodüktivite ve tecrübe eksikliği dolayısı ile ancak 3-5 proje takip edilebilmektedir.

 

Fikri olup para ve diğer imkanları olmayan bir kimsenin güzel bir üretim düşüncesi varsa ve inkübatöre seçilirse bu kimse bir kaç yıl gibi kısa bir sürede iş sahibi ve  üretici olarak iş hayatına atılabilmekte hem birçok kişiye yeni iş alanı açmakta ve hem de vergi ödeyen bir hale gelmektedir. Hatta iyi organize edilebilen inkübatörlerden mezun olan firmalar milyonlarca dolar ciroya ulaşabilmektedirler. Dünyada en kısa zamanda çok büyük zenginliklere ulaşan firmalar bu çeşit ortamlarda gelişmekte ve sonra yine uygun ortam olan teknoparklara geçmektedirler. Bazı hallerde büyüdükten sonra genellikle yanındaki veya yakınındaki  teknoloji bölgelerine yerleşmektedirler.

 


Buluş,  inkübatörlerde prototip haline gelirken veya buna eşdeğer olan bir bilgi üretilmeye başlandığı zaman Ar-Ge ve üretim gibi ön hazırlıklar sonrası finansman, yönetim, pazarlama  hazırlıkları tamamlanmış olur. Böylelikle tercihan yüksek teknolojik buluş kesintisiz bir başarıya ulaşır. Böyle bir ortamdan hayata atılan kimselerin firmaları kendi halinde büyüyen firmalardan daha başarılı olmaktadırlar. Bu ortamın yöneticisi yani inkübatör müdürü burada çalışaların bütün eksikliklerini görerek onları gidermek için gerekli her bilgiyi getirip uygulatmak için gayret göstermektedir. Bu iş tam bir full-time işidir. En iyi inkübatör yönetimi iş hayatı ve akademik dünyayı kısa zamanda problem çözmede mobilize edebilen kimselerden oluşur.

 

Batıda olduğu gibi birçok küçük iş kurulması için uğraşarak kalkınmamızı daha değerli bir seviyeye getirebiliriz. Büyük işlerin yeri ayrıdır. Finansman, pazarlama gibi unsurlarda küçük kuruluşlar daha zayıftır. Küçük kuruluşların bir bakıma daha yüksek teknolojiye yünlenmeleri bu güçle çatışmaya girmemek içindir. Büyük kuruluşlarımız dışarıdan aldıkları teknolojilerle ancak gramı birkaç bin lira olan otomobil üretirken inkübatürlerimizdeki firmalarımız gramı çok daha yüksek olan mamuller veya bilgisayar programı gibi gramla ülçülemeyen teknolojilere dünmektedirler. Bir gram cep telefonu 3-5 dolar, bir gram uydu 300-500 dolar bir gram genetik vaksinin fiyatı ise 10,000 dolar cıvarında olduğuna güre yükte hafif pahada ağır üretimle kalkınmak için üzel ortamların, teknoparkların, inkübatürlerin ünemi daha iyi gürülebilir. Üzerinde durulacak husus otomobil üretilmesin değil, sadece kıt devlet imkanlarının bu projeler yerine yüksek teknoloji ile uğraşan bir çok kuruluşa verilmesidir.

 

Teknoloji Geliştirmek için çok uğraşmak lazımdır. Buna rağmen yılmadan iyinin düşmanı en iyidir prensibinden hareketle hiç olmazsa küçük de olsa birer çalışma başlatarak elimizdeki bugünkü imkanları zorlayarak birer teknopark minyatürü düşünceyi yayabiliriz. Zamanla da daha iyilerini yapma cesaretimiz artacaktır. Bu alanda 32 dakikalık bir video “Teknoloji Seferberliği” adı altında İzmir Büyükşehir Belediyesi ve  Ege Teknoloji Vakfı yardımları ile hazırlanmış olup bu fikirleri ülke sathına yaymaya çalışmaktayız.

 

Bir bilim kuruluşunun yakınında olan öyle bir yönetim düşünelim ki bir çeşit anne kanatlarının altında koruma gibi çevredeki yavru şirketlere teknik, mali ve hukuki sorunların çözümünde yardımcı olsun. Ayrıca projeye devlet, yöresel kurum veya başka bir sponsor bularak destek olsun. Pazarlama, finansman ve büyüme problemlerinin çözümleri ile ilgili bilgi ve eğitim inkübatördeki proje sahiplerine  temin edilebilsin. Bu çalışmaya inkübatör, binasına  inkübatör binası veya teknoloji merkezi denmektedir.

 

Bu anlamda inkübatör yönetimi çok mühim ve nazik bir iştir. Egosu kuvvetli fakat analitik düşünceye sahip, yönlendirilebilen girişimciler arasından bir yıl içinde ortaya çıkabilecek  proje seçilir.  Üretilecek mamul bir probleme çözüm getirmelidir. Çözümün büyüklüğü projenin son değerini tayin edecektir. Yani mesela kötü bir hastalığa çözüm getiren bir ilaç gibi, proje sonucu mamul ne kadar istenen bir mamul olursa o kadar çok maddi değer kazanacaktır. Projelerin birbirleri ile sinerji yaratabilmesi tercih sebebleri arasındadır.

 

Bu yeni kuruluşlarda inkübatör yönetimi hisse sahipliği veya kuvvetli bir anlaşma  ile söz sahibidir. Anlaşma hem girişimciyi ve hem de destek veren tarafları birbirlerine proje bitimine ve sonra üretimden kar sağlanıp beklenen neticeye ulaşıncaya kadar sıkıca bağlamalıdır ki orta yerde kötü niyet başlamasın. Müdür sözü geçen bir başkandır. Müdür firmaların aylık mali durumları ile üç aylık ilerleme raporlarını hazırlar ve inkübatörün sahiplerine sunar. Firmalarda mamul üretime hazır duruma gelirken inkübatör müdürü bunun pazarlanması, lisanslanması veya üretilmesi çalişmalarını yürütür. Firma inkübatörden ayrılırken inkübatör yönetiminin ortaklıktan çıkma opsiyonu vardır yani hisselerini karlı bir şekilde satabilir. Bu kar ile gelen nakit yeni projelere inkübatörlük yapmak için kullanılır. Bazı hallerde inkübatör firmadan ömür boyu küçük bir gelir elde edebilecek şekilde pay alabilir. Eğer inkübatör iyi yönetilemez, eksikler en kısa zamanda giderilemezse bu firmaların başarılı bir şekilde hayata atılması pek kolay olmaz. Bu düşünce Türk toplumuna çok yabancı değildir. Çünkü 1200 yıllarında Ahilik, Cumhuriyet devrinde halkevleri buna  benzer  uygulamalar idi, gençler hayata bilgi ve iş sahibi olarak hazırlanırlardı.  Bu uygulamalar unutuldu gitti.

 


Yönetimin problem çözücü tipden olması, iş hayatını tanıması, Ankara ve yerel yöneticilerle kolay konuşabilmesi, ikna edebilmesi, pazarlama ve finans dünyası ile teması gibi kriterler başarı için yardım edicidir. Proje seçiminde teknik olabilirlik ile pazar şartı muhakkak aranmalıdır. Olmayacak bir buluş peşinde koşmak satılmayacak bir mamulu üretmek için sarfedilen imkanlar sonunda israf olabilir.

 

Türkiye’de en az 300 adet inkübatörde her yıl 5,000 adet proje takip edilmelidir.  Bir misal olarak dünyanın program açığı gittikçe artarak yılda asgari 100 milyar dolar cıvarına ulaşmıştır. Hindistan büyük bir gayretle, sokaktaki en basit eğitim görmüşleri bile toplayarak 6-12 aylık kurslarla 30 yılda 10 milyar dolar ihracata doğru hızla gitmektedir. Demek ki sadece bu alanda çok yapacak işlerimiz olmasına rağmen ilgililer bu problemin çözümü için fazlaca birşey yapmamaktadırlar. Veyahut eğitim ve üniversitelerle ilgili kişi ve kuruluşlar diğer problemlerle uğraşmaktan içinde bulunduğumuz tehlikeye karşı köklü bir çözüm üretememektedirler. Artık fazla düşünmeden geç kalmışlığı her yerde hisseden ve görenlere düşen bir vazifede yer almalıyız. Çünkü telekominikasyon patlamasının da meydana getirdiği hudutların ortadan kalkması ile düşman hedefi adeta ortadan kaybolmakta ve yeni düşman içimizdeki bir hayalet gibi hortlamış “istemezükler” resmi ile önümüzde belirmektedir. Yeni düşman işte bu zihniyettir.

 

1997 yılında Ar-Ge’ ye sarfettiğimiz GSMH üzerinden %0.6 lık rakam 5 yıl içinde %1.5 a artırılıyor. Kaybettiğimiz zaman  göz önüne alınır ve yetişmek istediğimiz ülkelere göre kıyaslama yapılırsa bu  rakamın hemen 5 misli kadar bugün derhal arttırılması lazım geldiği görülecektir. Kısaca Ar-Ge rakamının GSMH içindeki payının derhal %3 e çıkarılması ve birkaç yılda da %4 e tırmandırılması lazımdır. Bak **Geleceği yaratmak. Aksi halde zaten %3-4 cıvarında AR-GE yatırımı yapanlar yanında fazla  ilerleme kaydetmek hayal olur hatta gerileriz bile. Türkiye’nin her yöresinde üniversitelerin içinde veya hemen yanında teknoparklar inkübatörler kurulmalıdır. Türkiye olarak biz hem araştırma ve hem de buluşları ticarileştirmek mecburiyetindeyiz.

 

Gördüğüm, gezdiğim modellerden pratik bulduğum İsrail’de filozof ve biraz da filantropist Sayın Stef Wertheimer’in modelidir. Bu modelin son versiyonu  yaşam, öğrenim, üretim ortasında müşterek tesisleri içeren 3-500 hektarın dışında binlerce hektar alanda mezun olan şirketlerin büyümesine imkan sağlayan rezerve alan içeren modeldir. Bu modelde elinden tutulan girişimci hem okuma imkanına kavuşmakta ve hem de 5 yıl sonra teknopark dışında komşu alanda işini belki kendi sahibi olduğu binasında sürdürebilmektedir.

 

Yeni bir teknoloji geliştirme bölgeleri kanun taslağı lazımdır.  Bu kanun çok geniş ve temiz alanları rezerve etmeye, yaratıcılığa, yaşam tarzına, mülk edinebilmeye, bir noktadan yönetime, çabuk karar alabilmeye, IPO denen halka açılma ve “Venture Capital” denen yeni fikirlere para yatırma mekanizmasının yeşermesine uygun yaşam tarzını, kültür ortamını yaratmaya yönelik kısaca 21. Yüzyıl hudutlar ötesi inovasyon felsefesine uygun hale getirilmelidir. Bu taslak haftada 7 gün çalışan Ar-Ge’li girişimcilik hayatının ne kadar zor olduğunu akıldan çıkarmayacak bir şekilde geliştirilmelidir.  Hiç olmazsa bu bölgelerde çalışanlar için icra iflas mevzuatı Avrupa modelinden Amerika modeline dönüşmeli yenilik yaratma işinde iflas bir son değil, başarıya ulaşmada bir basamak olarak kabul edilmeli ve girişimcinin yola devamı kısıtlanmamalıdır.

 

Teknoloji üretimi ve yenilikler ile ilgili işler her bölgede prodüktiv çalışmaz. Fakat üniversitesi, sanayii ve girişimcileri destekleyebilecek düşünceye sahip iş adamları olan her yerde Teknoparklar kurulabilir.

 


Teknoloji Bölgeleri olarak Istanbul - Gebze arası bölge, ODTÜ ile Bilkent arası bölgenin dışında  Çeşme yarımadası teknoloji koridoru uygun seçimlerdir.  1990 larda mega projeler arasına alınan Alaçatı Teknopark projesi zamanla Urla-Çeşme arası teknoloji bölgesi çalışması haline dönüşmüştür. Son beş yıl Çeşme yarımadasında birçok altyapı, 6 yollu anayol, Yüksek Teknoloji Enstitüsüne paralel diğer daha küçük okullar, rüzgardan elektrik üretmek, sadece bu bölgede yıllık 360 milyon dolar rüzgar enerjisi potansiyel gelirini tespit etmiş olmak, yaşam tarzı ile ilgili Alaçatı Venedik  projesi, çevresel bir yaşamı anlamlı kılan el sanatlarına destek veren bir köy çalışması, hava meydanı, yat limanı, golf alanları, Alaçatı surf cenneti Ege zenginlerinin yaşadığı yere komşu ki bu husus sermayenin yeni buluşlara yönlenmesinde mühim rol oynar, kuvvetli sanayi bölgelerine yarım ile bir saat mesafede olmak, Egenin 10 üniversite ve 40 yüksek okuluna azami 2 saatlik mesafede Çeşme Yarımadası Teknokent projesi prodüktiv yaşamı,  uluslararası kültürel renk ve kritik kütle çalışmaları ile sinerji yaratarak çok arttıracak bir altyapı haline gelmiştir. Rüzgar çalışmalarının da artık görünür hale gelmesi uzun vadeli gelişme için gerekli finansman problemine de çözüm yaratmıştır. Burada off - set imkanı kullanmakla devletten hiç bir nakdi katkı almadan büyük bir gelir kaynağı tesis edilecek ve gelecekteki para ihtiyaçları bölgenin kendisi tarafından satılan elektrik enerjisi karşılığı her ay nakid olarak temin edilecektir.

 

 

 

 

 

4.                   YENİ İŞ ALANLARININ YENİ FİNANSMAN MODELİ.

“VENTURE CAPITAL”

 

 

 

 

Risk sermayesi - Venture Capital hakkında kısa notlar Aşağıdaki grafiklerle kısaca  Amerika’da start-up denen  olayın  ana hatlarını vermeye çalışacağım. Amerika’da 1000 cıvarında “Start – Up”destekleyen “Venture Capital” kuruluşu vardır. Bizde de ilgi alanlarına göre bazı yatırımcıların bu yönde bilgilendirilmesinde fayda vardır. Bu husus özellikle ABD’de başarılı bir şekilde yürütülmekte olup Avrupa’da pek bilinmemektedir. Bizim bu işlemi tanıtarak ihtiyacımıza çözüm getirmemiz şarttır. İlk birkaç yıl içinde değer artışı ile hisseleri  beş on misline getirdikten sonra  başkalarına satarak işten çıkmanın adı “ Venture Capital “ oluyor. Bu meslek,  bir işe girilecek ve çıkılacak zamanı hesap edebilme uzmanlığı işidir. Türkiye’de varlıklı  büyük ve atıl bir kütlenin bu tip girişimciliğe ısındırılması lazımdır. Sunulan iş planında proforma kar artışının  grafikteki gibi olduğunu ve bu işe benzer işlerde fiyat/kazanç rasyosunun  10 olduğunu varsayalım.  Başka deyimle girişimin hisse senedi değeri karın 10 misli olabilecektir.

Hisse senedinin değer artışı şunlara bağlıdır;

Değer artışı = Problemin büyüklüğü * çözüm *girişimci takımın yetenekleri - formülünde problem ne kadar zorsa getiri de o kadar çoktur. Küçük problemleri herkez çözer. Çözüm metodu yani kolay kopye edilemeyen üretim  kar parametresini arttırır.  Kar yenilikte ilk olmada ve onu devam ettirebilecek takımın yeteneklerindedir. Sağdaki  eğriye baktığımız zaman üçüncü yıldan sonra büyüme zamanı gelen şirkette girişimci ulaştığı varlığı tehlikeye atmamak için artık tedbirli gitmeye başlamıştır. Bu safhadan   sonraki gidişat  artık risk sermayesi yatıran kişi veya kuruluş için cazip olmamaktadır. Demek ki iki husus çok mühim oluyor. Risk Sermayesi  sadece pazarlama ve yönetimden dolayı  meydana gelen riski alır.Diğer riskler yani geliştirme, imalat ve büyüme ile ilgilenmez. Bunlar normal yatırımcıların işidir. Öngörülen  şirket 3-5 yıl içinde 2*10=20  milyon dolar değere yükselmiştir. Bundan sonra hisse senedi aynı hızla yükselmez. Satıp çıkma zamanıdır.

 

Aşağıda görülen Microsoft firmasını ortakları Bill Gates ve ortağı Paul Allen işte böyle bir mekanizmanın yarattığı sadece bilgi ve çalışma ile fakat “Venture Capital” ve “IPO - Initial Public Offering” denen bir Amerikan buluşu ile halka yeni şirketlerin arzındaki maharet sayesinde dolar milyarderleri olmuşlardır. Avrupa bu işi yeni öğrenmektedir.

Ülkemizde bildiğim kadarı ile çok az işlem yapılmıştır. Başarılı olarak halka sunulması işlemleri henüz yaygınlaşmamıştır.

 

Bu çeşit işlemin bankacılıktan en önemli farkı finansmana karşılık olarak ipotek, rehin veya kefalet gibi benzeri garantilerin alınmadan para verilmesidir. Yani işlemin kredi değil belirli süreli ortaklık üzerine gerçekleşmesidir.

 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


5.       TEKNOPARK OSB DEĞİLDİR

 

Teknoparkların Organize Sanayi Bölgelerinden bir kaç mühim farkı vardır. Teknoparklar yüksek teknoloji geliştirme yarışında, sahibinden yerleşik firmalara özel yardım veren yerlerdir. Kısaca bu farklar şunlardır.

 

1.         Teknoparklar bir yaşam tarzıdır, teknoparklar büyük yeşillikler içinde geniş alanlara yayılmış seyrek binalaşma içinde tüm aileye ve çalışan öğrenen herkese yaşam alanını, okulu, sporu, alış verişi, müzeleri, kongre merkezleri sanat, kültür etkenlikleri ile komple modern bir hayat verebilen iş ile çalışmanın birleştiği çok temiz, çok güzel ve yaratıcı ortamlardır. Bu sebeble teknoparka şirket seçimi sinerji yaratacak bir kritik kütleyi oluşturacak biçimde yapılır ve çoğunlukla büyüdükten sonra şirket komşu bir bölgede yer alır. Bu husus çok mühimdir.

 

Fransa’nın tatil yöresi Cote d’Azur Sophia Antipolis teknoparkı 10,000 hektar alanda 1,000 adet yüksek teknoloji firması barındıran 15,000 direk 50,000 toplam nüfus barındıran bir yerdir. Amerika San Fransisco yakınındaki Silicon Valley 105,000 hektar alanda çevre Belediyelere yılda 1.7 milyar dolar vergi ödeyen, pazar değeri 452 milyar dolar olan yerleşik 8,500 firma ile inanılmaz bir kuruluştur (Amerikan otomotiv sanayi toplam pazar değeri sadece 113 milyar dolardır). Daha küçükleri dünyada 500 cıvarında olduğu tahmin edilmekte olup değeri anlaşıldıkça gittikçe daha fazla kurulmaktadır. Japonya ayrıca *Başşehir Sendromunu da azaltmak gayesi ile sadece 2,000 yılına kadar tamamlanmak üzere 26 bölgeyi teknopolis ilan etmiş toplam 130,000 hektar alanı bu iş için geliştirmeye başlamıştır. İngiltere’de 80 cıvarında olup Rusya’da bugünkü 40 teknopark 2,000 yılına kadar 200 adete arttırılması planlanmıştır.

 

2.         Teknoparklardaki üretim bilim esaslı devamlı araştırma ve geliştirmeye dayalı çevresel, yüksek değerlidir ve yüksek eğitim düzeyli ve doktoro seviyesindeki insanların ağırlıklı olduğu ortamlardır. Teknopark yönetimi sinerji arttırıcı her konuda yardımcı ve problem çözücüdür.

 

3.         Teknoparklarda buluşların ekonomik değere dönüşebilmesi için melek sermaye, iş planı ve fizibilite isteyen çekirdek sermaye,  inkübatör, “venture capital” denen bizde anlamı eksik kalan bir tercüme ile risk sermayesi denen aslında girişim veya cesaret sermayesi olan finansal ortamlar bulunur. Prototipten ticari değere dönüş zamanı çok kısalmıştır. Bunlarsız başarı değerlenemez.


4.         Sanat, kültür, teknoloji, tabiat ve çevre teknoparklarda bir araya gelmiştir.  Eve gitme gelme zaman israfları yok sayılabilecek kadar azalmıştır. Sanat, kültür, uygun, temiz ve güzel bir yaşam bilim toplumunun gereksinimi bilgi ve teknoloji ise ham maddesidir.

 

 

İZMİR ÇEŞME TEKNOKENT PROJESİ - DÜNYA ÇEVRE VE ENFORMATİK TEKNOLOJİ KORİDORU

 

Amerikalı’larla 1992 yılı içinde Alaçatı’da başlatılmış, burada görülen teknoloji koridoru ön çalışmasını anlatan bir küçük kitapçıkta toplanmıştır. Ayrıca Internet’te http://www.egetek.org adresinde de detaylı olarak hem enerji hesapları ve hem de geçmiş çalışmalar anlatılmakta ve yeni gelişmeler ilave edilmektedir. Bilimde kritik kütle yaratarak sinerjik bir ortam oluşturmak, buluşların ticari değere dönüşünü hızlandırmak bütün dünyanın ulaşmak için  yarışta olduğu bilinen bir gerçektir. Bizim  son  10  yıllık çalışmalarımız bu koşuda bir zıplama yapabilmek ve 2023 e kadar başarılarla en ön safhaya ulaşmak içindir. Cumhuriyetin 100.cü yılı için hazırladığımız en güzel armağan olacaktır.

 

Urla-Çeşme teknoloji koridoru modelinde Amerika, İsrail, Japon ve Fransa modelinden faydalanılmakta özellikle uydu, kominikasyon, software, biyogenetik, enformatik gibi tam çevreye uyumlu, AR-GE ile üretim yapan, enerjisi rüzgar, güneş, jeotermalden elde edilen ve Cumhuriyetimizin 100 üncü yıldönümüne, 2023 e kadar olgunlaşması geliştirilmektedir. Dünyada 500 cıvarında”science park-teknopark” olduğu bilinmektedir. Büyük olanlarına yerine göre teknopark denmekte, geniş alanlara yayılmış en büyüklerine ise koridor, bölge veya Silikon Vadisi denmekte olup başarı ölçülendirilmeleri ise buluşların ticari değere dönüşebilmesi ve bölgesel kalkınmaya katkıları ile değerlendirilmektedir. Amerika’da 200 ün üstünde teknopark olmasına rağmen sadece 10 cıvarında teknoloji bölgesi vardır.  Bunlardan bazıları Silicon Valley,  Ilinois-Silicon Prairie, New York-Silicon Alley, Boston-Route 128, Austin-Texas, Seattle-Microsoft bölgesi, North Carolina-Research Triangle’dır.  Bu görüşten hareket edersek bizde de bir çok teknopark kurulabilir fakat ancak belki üç tane teknoloji bölgesi olabilir.

 

Çeşme Yarımadası Teknokent için düşündüğümüz modelde yukarıdaki ülke tecrübelerinden de faydalanan  San Fransisco yakınındaki  “Silicon Valley” hedef model olarak alınmıştır. Başarı ölçü birimi bütün dünya için. 70 km. Uzunlukta ve 15 km.genişlikte yani 105,000 hektar bir alana yayılmış olan bu harikalar diyarı teknoloji bölgesi “Silicon Valley”günde 63 dolar milyoneri yaratmaktadır. Biz de Çeşme Teknokent alanı içinde zamanla günde bir dolar milyoneri yaratabilecek bir yaşam biçimini ve 2023 yılına kadar bu bölgede bir Nobel kazanmayı hedeflerimiz arasına koymuş bulunmaktayız. 

 

Alaçatı’da Hacettepe Üniversitesi ve Tübitak kuruluşu olan Temiz Enerji Vakfı 100 hektar alanda çalışmalara başlamak istiyor, Orta Doğu Üniversitesi  Aeronautik  mühendisliği ve uçuş okulu kuruluşu arazi için ilgili olduklarını söylediler. Rüzgardan elektrik elde etmek için toplamı 1.5 MW lık 3*500kW değirmen çalışmakta, 7.2 MW lık 12*600kW adet rüzgar değirmenli proje 1998 de faaliyete geçmiştir. Birleşmiş Milletlerin Enerji birimi Istanbul’a gelmekte olup 330 gün güneşi olan Alaçatı’ya hidrojen enerjisi ile ilgili destek verilebileceği dile getirilmiştir. İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi ve diğer üniversiteler ve araştırma kurumları, devletin yetkilileri ile bu bölgede kritik kütle yaratacak temasların devam etmesi ve hatta hızlandırılması gerekmektedir.

 

Hem Türkiye’nin bütün üniversitelerine Çeşme - Urla arası bölgede yer ayırmakla bazı AR-Ge ler finansal sinerji ile prodüktiv hale gelebilir. Ayrıca tüm diğer ülkelere bu bölgede küçük bir yer ayırarak renk ve kültür çoğaltması düşünülmelidir.

 


Dünya rekabetinde çok gerilerdeyiz. Yapacak çok işimiz var. GAP bölgesi 200,000 hektara yayılmış ve 25 milyar dolar üzerinde harcama yapılmakta olan iftihar ettiğimiz bir projedir.  Çeşme yarımadasında “Teknoloji Koridoru” sadece 20,000 hektardır. İçinde mevcut bir kısım yerleşim kısıtlı kalmak ve  %3 - 5 gibi yapılaşma ile başlamak şartı ile bu bölge zamanla, 15-20 yıl içinde,  1000 den fazla High Tech kuruluşu içeren Türkiye’yi uluslararası yönde rekabet gücü ile gurur duyulan bir yere doğru çekmesi olanak içindedir. Türkiye’yi uzun vadede Çeşme yarımadasından başka uluslararası platforma taşıyacak başka bir yer yoktur. Bunu  yabancılar söylemektedirler. Çünkü yabancılar için de güzel yaşamı  yaratmak istiyorsak herşeyden evvel  iklim bakımından Kocaeli veya Ankara ideal değildir. Alaçatı’da 2,300 metrelik hava alanı plan içindedir. Biraz gecikmelerle 2002 de servise girebileceğini ümit etmekteyiz. Alaçatı’da içme suyunu takviye için baraj yapılmıştır. Bunların hepsi altyapıdır. Teknoloji koridorunda dumanı,  atık suyu, tozu olmayan ve hükümetten fazla birşey istemeden Almanya ve Japonya gibi ülkelere ihracat yapabilen kuruluşlar ile araştırma ve geliştirme yapan veya eğitim esaslı kuruluşlar öngörülmektedir. Yarımada temiz tutulmaya devam edilmeli mıcır üretenler Urla - Çeşme arası teknoloji alanlarına yaklaştırılmamalıdır. Toz, yüksek teknolojinin bir numaralı düşmanlarındandır.

.

Yörenin sadece rüzgardan elektrik üretme potansiyeli 1,000-1,500MW kurulu güç kadar olup İzmir şehir içinin bugün kullandığı elektrik mıktarına eşdeğer bir potansiyeldir. Bu yörelerin rüzgar elektrik üretim gelirinin bir kısmı, bölge gelişmesinde kullanılmak üzere planlanmıştır. Alaçatı Belediyesi 7.2 MW lık üretim projesinde %4 ortak olmuştur.

 

                             

 

                                       TEKNOPARK KURMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

 

Ülkemiz insanlarının kuvvetli olduğu noktaları, zayıflıkları, ne gibi fırsatları değerlendirebileceği ve dikkatli gitmediği takdirde ne gibi durumlarla karşılaşabileceğini kısaca değerlendirmekte fayda vardır.

 

Kuvvetli olan noktalar: Türk halkı girişimcilikte korkusuzdur, gençtir. Hükümetle iyi diyalogları olan liderleri yöneticileri vardır. Yeni de sayılsa  üniversitesi ve yüksek okulları vardır. Ülkemizde yenilik düşünebilecek, destekleyebilecek kadar yeterince maddi imkan birikmiştir.


Zayıf olan noktalar: Teknoloji ile beraber yaşama tecrübesi yoktur. Yaşam biçimi ve ortamları bilgi dünyasının insanı üniversiteliyi mobilize edebilecek teknoparkları kuruluş safhasındadır. İhracattaki hızlı başarının beraberinde getirdiği tedbirsizlikler diyebileceğimiz Ar-Ge yapmamak, katma değeri arttırma gayretlerinin dağınıklığı, yüksek teknolojiyi kullanmaktaki tecrübe eksikliği yaygındır. Sinerji yaratabilecek beyinsel kritik kütle yaratabilmek için daha fazla sistemli gayret ve yönlendirme tecrübesinin eksikliği.

Fırsatlar: Ucuz sayılabilecek işçilik, fedakar çalışanları, dinamik iş adamları dünyanın her yerine gidip, görüp yenilik getiren girişimcileri, yeteri kadar finansal gücü ve kopyecilikteki maharet. Değerlendirmeler iyi koordine edilirse bazı yörelerimizin tümü, bir teknopark gibi çalışabilir.

Tehlikeler: Bugünkü başarı işleri gevşetebilir, varlıklar iş yerine faydasız harcamalara, israfa dönüşebilir. Modern bir yaşam tarzı ile israf kavramı biribirine karışabilir. Bilgi toplumuna gidişi temin edecek üniversiteliyi bir kenara iterek iş adamları kendi başına sadece kopyalamak ve devletten yardım istemede israrlı olarak zengin olunabileceğini düşünme cesaretini kendinde görebilir.

 

8.         SONUÇ

 

Üniversitelerin içinde veya yanında 300-500 hektarlık alanlar teknopark için ayrılmalı. Bu alan için plan yapılmalı ve yeşillik değilse  hemen ağaçlandırma başlamalı. Bir teknoparkın ham maddesini - yani teknolojik girişimciyi - yetiştirecek inkübatör kurulması öne alınmalı her üniversitede 1,000 metre karelik bir alanda inkübatör binası başlatmalıdır. Binanın içi boş olmalı ihtiyaca göre bölmelerle 50 şer metre karelik modüller halinde büyüyebilecek şekilde girişimcilere kiralanabilmeli, girişimci bu mekanın üstünde veya yanında yaşamalı, 24 saat işinde olabilmelidir. Binanın elektrik tesisatı, suyu ısıtma, soğutma sistemi modern, bilim toplumunun gereklerine uygun gelişme düşünülerek planlanmalı, yaz boz olmamalı. Bu çalışmaları yapabilecek bilgi birikimi Türkiye’de oluştu. İnkübatör yönetimi, inkübatöre seçilecek girişimciyi bulmak, yönlendirmek, eğitmek burada bahsettiğim gibi en zor iştir. Yapılacak ilk iş girişimci ile inkübatör yönetimi bağlayıcı bir anlaşma yapmalı ki ileride kontrol inkübatör yönetiminin istemediği bir yöne doğru gitmesin. Ayrıca para verecek sponsorlarla da ayrı bir anlaşma yapılmalı ki projeyi orta yerde bırakıp çekilmesinler. Bu iki anlaşmanın yapılmamış olduğu bir uygulamada geçmişte bazı problemler yaşadık.  Buna paralel girişimciye sağlanan yaşam ve araştırma geliştirme masrafları sonunda meydana gelen ürünün pazara sunulmasındaki finansman da bu yazımda bahsettiğim gibi yapılırsa başarı hem girişimci ve hem de onu kıskanmayan ve maddi olarak tatmin olan risk (venture) sermayesi sahibini de memnun edecek ve yeni başarılara numune olacak yolu açacaktır.

 

Türkiye Teknoparkların ve Teknokentlerin kurulması için yarını bekleyemez. Yarın çok geç olabilir. Yarını beklerken başkalarının peşine takılmak zorunda kalabiliriz. Bu yüzden beklemeye tahammülümüz yok. Çocuklarımız için beklemeye tahammülümüz yok. Ülke için tahammülümüz yok. Ayrıca teknokent için ayrılacak uygun mekanlar, arsa rantiyesinin eline düşmeden, yılda iki ay kullanılan yazlık konutlara dönüşmeden, veya kıyıdan köşeden gece kondulara dönüşmeden teknoloji bölgeleri - serbest bölge statüsüne benzer bir şekilde koruma altına alınmalıdır.

 

Türkiye’de kurulacak her teknopark ve inkübatör, büyüklük şartı aranmaksızın teşvik edilmelidir. Küçükler  de zamanla tecrübe kazandıkça büyüyecektir.

 

TÜBİTAK, DPT, Hazine, Kosgeb, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Bilim ve Teknoloji Bakanlığı), gibi hem bilgi ve  teknoloji ve hem de diğer devlet kurumlarının denetim gayesi ile teknoloji bölgesinin içinde oturan temsilcilerinin onayı ile içinde üniversite, yerel yönetim, vakıf ve şahısların da bulunabileceği özel yönetime arazi bedelsiz veya değerinin %5 gibi bir rakamdan ve bedeli ise gelir oldukça tahsil edilmek şartı ile devir edilmeli, devlet arsa satışından kar elde etme yerine uzun vadeli kalkınmayı hedeflemeli. Sivil ve askeri off-set’lerin kullanılması özellikle bu işlere tahsis edilmelidir. Çünkü off-set’lerin mal alımında kullanılması ile çocuğa balık vermeyi benzetebiliriz. Halbuki  balık tutmayı veya yetiştirmeyi  öğretmek diye benzetebileceğimiz teknoloji üretme - teknopark kurma işinde bu imkanları kullanmak daha kutsaldır.

 


Orman, maden, çevre ve sit ile balık yetiştirme gibi alanları ve sahilleri tek yönde kullanıma mecbur edip kıstlayan kuruluşlar bu bölgede söz sahibi olmamalı ve onların kanunları bu bölgelerin dışında kalmalıdır. Çünkü bu bölgeler tarifi icabı çevrecidir, baca gazı ve atık suyu yoktur, yapılaşma seyrektir, yeşilliğe açık alanlara önem verilir, bütün bu kuruluşlara bilgi üreten ve bu kuruluşların ötesinde kavram geliştiren bölgelerdir.

 

Türkiye geleceğini bilgi toplumunda ve teknokentlerde aramak zorundadır. Bugünden böylesi uygun  bu 3 kuruluş yeri yarını beklemeden özel kanunla çalışmaya sokulmalıdır ki zamanla teknokent olabilsinler. Birçok Batı ülkesinde başlayan bu hareket yanında Japonya, Malezya, Taiwan, İndonezya gibi ülkelerde de gündemi belirleyen Teknokentler, Türkiye’nin gündeminde yarına bırakılamaz.

 

Anlattıklarımın tümü şu satırlarda bir misal ile özetlenebilir.

 

Sayın Ali Akurgal Beyin’den gelen bir haber her şeyi özetliyor; “Yenilikçilik ise henüz el atılmamış bir alan. Yaratıcı olmadan yenilikçi olmak da zor. Ama yenilikçi olmak için buluş sahibi (mucit) olmanız da gerekmiyor. Bir örnek vermek isterim: Lise'de hepimize öğretmişlerdir. Daire şeklinde kesilmiş bir kağıdın üçte birini kırmızı, üçte birini mavi kalanını da sarı boyar; kağıdı ortasından bir sopaya geçirip çevirirseniz, bu üç rengin karışımı beyaz olarak gözükür. Bunu Newton bulmuş, bu yolla beyaz ışığın bir "renk karışımı" olduğunu göstermiş. Beyaz ışığın bir prizmada kırılması ile tayfına ayrılıp renklerine göre dizilmesi de bu buluşun bir başka yoldan göstergesi.

 

Ama, şu yenilikçi uygulama için aradan yüzyıldan fazla zaman geçmesi gerekmiş: Kıbrıslı bir iş adamı, Fahir bey. Silikon vadisinde bir şirketi var. Şu prizma olayını ters yönden ele alıyor. beyaz ışığın kırılarak tayfına ayrıldığı yerlere mavi noktasına bir mavi ışık kaynağı koyuyor, kırmızı noktasına kırmızı, sarı noktasına sarı, turuncu noktasına turuncu...Bunların tümü prizmada tersine kırılıp tek bir beyaz ışık demeti oluşturuyorlar. Bu demeti, bir fiber optik kıl yoluyla uzağa taşıyor, orada gene bir prizmadan geçirip, yeniden renklerine ayırıyor. Arada tek fiber kıl, mavi ışık yanıp söndükçe mavi noktası, kırmızı yanıp söndükçe kırmızı noktası... aydınlanıyor. Diyeceksiniz ki "Eee? ne olmuş?" Sözünü ettiğim YENİLİKÇİ UYGULAMA, tayf çoklaması (vawelenght division multiplexing WDM). Bu değişik renk ışıklar, bir diğerinden etkilenmeden aynı fiber kılı paylaşmaktalar. O zamana kadar bir kıldan diyelim 2Gb/s hızda optik işaret gönderilebilirken, bu yolla renk sayısı kadar katlanıyor hız, 5 renkte 10 Gb/s oluyor. Fahir bey bu katlamayı, 160 değişik dalga boyu (renk) kullanarak 160 kat yapıyor ve patentliyor.

 

Sonra, evet sonra, telekom devlerinden biri, Nortel Networks, geliyor ve Fahir bey'in 7 kişilik şirketini satın alıyor. Tam 3 milyar 250 milyon ABD doları'na. Hani derler ya, artık Fahir bey'in ömrünün geri kalanını balık avlayarak geçirmesi olası. Üstelik isterse, balığı da balığın içinde yüzdüğü suyu da, kendini de uzaya, bekli de aya taşıttırıp, balığı orada avlamak olanağına yetebilecek kadar parası var. Peki Nortel bu parayı neden verdi? Nortel bu yenilikçi uygulamanın küresel pazarlamasını yaptı ve dünyada optik üzerinden akan trafiğin %90'ı, Nortel Networks ürünleri üzerinden akar oldu. Yaratıcı fikir ve ona dayanan yenilikçi uygulama, uygun küresel Pazar  erişimini bulunca, herkesin kazandığı bir sonuç ortaya çıkıyor. Bizde de, en küçük ölçekli işletmenin bile, yarattığı katma değeri artık verimlilikte değil, ağırlıklı olarak yenilikçilikte araması zamanı geldi.

 

Bu yolu seçmeyenlerin bu krizden çıkışı olmayacak. “

 

 

Referanslar:

 “Scientific American”  Sept 1994, AFortune A 7 March 1994, 27 June, 1994, 29 May, 1995, 13 November, 1995

  “Business Week” 9 October 1995, December1, 1997, August 18, 1997, March9, 1998,

  “Venture Capital  Sourcebook” by A.David Silver, Probus Publishing Company 1925 N. Clybourn Avenue, Chicago, IL 60614

  Fax: 001 312 868 6250

  “Technopoles of the World” byManuel Castells and Peter Hall published by Routledge 11 New Fetter Lane, London EC4P 4EE

   Prof. Hüsnü Erkan Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3cü baskı 1997              D.E.Üniversitesi Ev-Tlf: 0232 248 0404

 “Earth in the Balance” Vice Preasident Al Gore PLUME published by the Penguin Group375 Hudson Street,New York, NY10014

“Savunma Sanayi ve Tedarik” Tübitak Ocak 1998  - ARekabet Stratejileri ve En İyi Uygulamalar Türk Elektronik Sanayi “Tüsiad”

Newsweek Şubat 2003


 

 

 

 

GELECEĞİ     YARATMAK   I

 

Ev yapmak istediğiniz zaman önce bir çeşit düş kurarsınız, sonra bunun gerçekleşmesine doğru çalışmaya başlarsınız. Bu yazımda, özellikle teknoloji üretmek ve pazarlamak ile ilgili bir düşünceyi aktarmak istedim. Kıymetli Gözlem gazetesinin yaratmış olduğu bu olanak, uzun yıllarda oluşan düşünce spektrumunu veya paradigmasını bu sütünlarda dile getirmeme yardımcı olmaktadır.

 

Aşağıdaki tablo “Teknoloji Bölgeleri Geliştirme Kanunu” acil olarak çıkıp hızlı bir çalışmaya yöneldiğimiz takdirde bir nesil sonra Araştırma - Geliştirme ( Ar - Ge ) olarak nerelerde olacağımızı kaba bir tahminle göstermek için hazırlanmıştır.

 

 

 

Bir nesil sonra   ( 25 yıl )

 

 

 

1996 yılı

 

 

2000 yılı

 

 

2023 yılı

 

Geleceğe ait Türkiye Ar - Ge harcamaları US $.

 

600 milyon $

 

1.4 milyar $

 

5 milyar $

 

Veri 1: (Ar - Ge) / GSMH = % olarak

 

0.5

 

1.5

 

2.0

 

Veri 2:           GSMH yıllık artışı sabit

 

% 3

 

% 3

 

% 3

 

Aşağıdaki tablo ise gidecek yolda hiç zaman israf edecek vaktimizin olmadığı gibi daha fazla birşeyler yapmamız lazım geldiğini göstermek bakımından küçük bir örnek olsun diye verilmiştir. Sosyal yönden Israil bize daha çok benzediği için Finlandiya yerine bu ülke misal olarak alındı.

 

 

 

 

 

 

Nüfus

 

 

 

Nüfus oranı

 

Bugünkü yaklaşık Ar - Ge

masraf rakamları

toplamı

yıllık olarak

 

Bir nesil sonra Israil’in bugünkü Ar - Ge seviyesine ulaşabilmek için Türkiye’de 2023 yılında olması lazım gelen Ar -Ge

 

Yukarıdaki tablodan bir nesil sonraki durum

 

Bütçe planlamasındaki

 Ar - Ge giderinin  hemen asgari ne kadar arttırılması lazım geldiğini göstermek için rasyo

 

Türkiye

 

60 milyon

 

12

 

0.6 milyar $

 

12*2.0 = 24 milyar $

 

5 milyar $

 

24 / 5 = 4.80

 

Israil

 

5 milyon

 

1

 

2.0 milyar  $

 

-

 

-

 

-

 

Ar - Ge den maksat hem kendi ihtiyacımız olan ve hem de ihraç edilebilen Yüksek Teknoloji ürünü yaratmaktır. Bu sebeble Teknoloji bölgeleri, Teknoparklar gibi Ar - Ge den imalata geçişi hızlandıran özel yerlere ve organizasyonlara ihtiyaç olduğundan ileri ülkelerde bu yönde adeta patlama diyebileceğimiz  olaylar gelişmektedir. Japonya 130,000 hektara yayılmış 26 adet Teknopolis kuruyor. Bir kısmı faaliyete geçti gerisi 2,000 yılına kadar bitirilecek. Güney Fransa bir uçtan öbür uca Teknoloji Bölgesi oldu. Bunlardan  bölgesel kalkınma yönünden en meşhuru Cote dAzur da 10,000 hektara yayılmış Sophia Antipolis Teknoparkıdır.

 

Yüksek Teknoloji Kanun Taslağının bir an evvel Yüce Meclisimizde onaylanıp yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Bu sayede yüksek teknoloji ürünü içeren sanayi mamulu ihracında 40 ülke arasında 31 inci olan sıramızı bir nesil içinde ilk 15 - 20 lere tırmandırabileceğiz. Bilim adamlarının,  olanakları olmayan okumuş ve/veya buluş sahibi kimselerin de toplumun onlardan beklediği meyveyi verebilecek Teknopark düzeni içinde daha verimli şekilde çalışmaları gerçekleşecektir.

 

Ergün Özakat,

Tlf: 0533 259 5160                      9 Ağustos, 1996


                      

 

 

 

GELECEĞİ     YARATMAK   II

 

Gelecek için ülkemiz öncelikli 5 stratejik çalışma başlığı belirlemiştir. Bunlar Bilişim (mikroelektronik, telekominikasyon, bilgisayar), İleri teknoloji malzemeleri,  Bioteknoloji, Nüklear teknoloji, Uzay teknolojisidir. Bu yönlerde hep başkalarından satın almak doğru olmadığından kendimiz  Araştırma ve Geliştirme ( Ar - Ge) yaparak ve üreterek yaşamayı öğrenmemiz lazımdır.

 

Ar - Ge  den  maksat  hem  kendi  ihtiyacımız  olan  ve  hem  de ihraç edilebilen Yüksek Teknoloji Ürünü yaratmaktır. Bu sebeble Teknoloji bülgeleri, Teknoparklar gibi Ar - Ge den imalata geçişi hızlandıran özel yerlere organizasyonlara ihtiyaç olduğundan ileri ülkelerde bu yönde adeta patlama diyebileceğimiz  olaylar gelişmektedir. Japonya 130,000 hektara yayılmış 26 adet Teknopolis kuruyor. Bir kısmı faaliyete geçti gerisi 2,000 yılına kadar bitirilecek. Güney Fransa bir uçtan öbür uca Teknoloji Bölgesi oldu. Bunlardan en meşhuru Cote d’Azur da 10,000 hektara yayılmış Sophie Antipolis Teknoparkıdır.

 

 

 

Bir nesil sonra   ( 25 yıl )

 

 

 

1996 yılı

 

 

2000 yılı

 

 

2023 yılı

 

Türkiyenin geleceğe ait  Ar - Ge harcama tahminleri US $.

Yıllık sabit % 3 GSMH artışı.

Bugün % yarım olan (Ar - Ge) / GSMH oranı =

2000 yılında %1.5,   2023 yılında %2.0 öngörölmüştür.

 

 

600 milyon $

 

 

1.4 milyar $

 

 

5 milyar $

 

Yukarıdaki tabloda gösterilen değerlere ulaşabilmek için yapacağımız işler var. Özellikle üretilen bilginin sistemli bir ortam içinde kısa zamanda paraya dönüşmesi, hiç maddi imkanı olmayan fakat girişime hevesli, okumuş kimseleri iş sahibi yapmak, bu çalışma için gereken ortam, araç ve gereçlerin nelerden oluştuğu gibi konular bütün dünyaca yakından takip edilmektedir. Mutluluk içinde yaygın bir biçimde refaha ulaşmanın yolu budur. Sadece kurulu işlerde dolgun bir maaşla yaşamak veya yaşatmak ile yetinmek, tüm insanlığın gecikmiş problemlerinin çözümünde gereken aceleciliği göstermek için yeterli değildir. Yenilikleri ardı ardına yaratmak gayesi ile kurulan bu ortamlar için uğraşı verenleri yalnız bırakmamak, onlara toplumca arka çıkmak lazımdır.

 

Teknopark kavramını biraz daha aydınlatmak maksadı ile  mesela, içinde 7,000 kadar yüksek teknoloji ürünü (High - Tech) üretimi yapan şirket barındıran, 105,000 hektar, 70 km uzunlukta bir alana yayılmış, içinde ve çok yakınında bilimsel, temiz ve güzel yaşamın her yönü bulunan, yılda 40 milyar dolar yenilik üreten bir çeşit girişim zenginliği ve başarı fabrikası diye adlandırabileceğimiz San Fransisco yakınındaki “Silicon Valley” benzeri bir silicon vadisi Türkiyede yaratılabilir mi?  Bu soruya cevap arayışları içinde namzet bölgeler arasında uluslararası çekiciliğe sahip tek bölgenin Çeşme yarımadası olduğu gerçeği geçmiş yıllarda belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Urla - Çeşme arasındaki bölge böyle bir düşünce için çok küçük görülebilir. Zamanla belki bütün Çeşme yarımadası bu şekilde düşünülmelidir.

 

*          Yüksek Teknolojik mamul deyimi ile,  devletten destek almadan Japonya, Almanya gibi ileri ülkelere ihraç edilebilen, toz, duman, gaz, pis su çıkarmayan çevreye uyumlu üretim sonucu, bilimsel bir tarif olmasa da çabuk mukayeseleme bakımından gramı yaklaşık 1 $ dan fazla eden mamuller, genetik çalışma ürünleri ile software ve  know-how öngürülmüştür.  Otomobil genelde gramı bir kaç sent ettiği için bu tarife girmez. Fakat otomotivde bazı parçalar bu tarife girer. GSM telefonun gramı 5 $ cıvarındadır. Urla=da imal edilecek uydunun gramı 300 $ cıvarındadır. Sadece pentium benzeri chip imal eden bir binadan yapılan üretim satışının yıllık cirosu 1.5 milyar $ cıvarında olabilmektedir. Kısaca yüksek teknoloji ürünü dendiği zaman çevreci, yükte hafif  pahada ağır üretimler kastedilmektedir.

 


Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı önderliğinde çalışmalar yürüttüğümüz kurulmakta olan ve fizibilite hazırlıkları üzerinde uğraştığımız Urla - Çeşme arası Yüksek Teknoloji Enstitüsünden başlayan Yüksek Teknoloji Koridorunda uzay teknolojileri içinde Uydu üretimi dahil, Mikroelektronik, Telekominikasyon, Bilgisayar ile ileri Teknoloji Malzemeleri, Bio-Teknoloji ve Çevreci olan diğer bütün branşlarda Ar - Ge ve çevreye saygılı üretim sayesinde büyük zıplamalar yapabileceğiz.

 

Genelde seyrek yapılaşma öngören bu tip bölgeler, çalışanlarının %50 si bilim ve teknik kökenli diğer yarısı hukuk, mali, idari danışmanlar ordusu ile komple yaşam için gerekli her meslekten olanların bir arada yaşaması ile oluşur. Direk 15,000 toplam 50,000 nüfus ile yarımadanın bu bölgesi büyük zenginlik ve bilgi üretirken bir yandan da çevreyi yeşil ve temiz tutacak çok ileri  uluslararası bir yaşam seviyesi içinde yöreyi aktif bir şekilde geliştirerek korumayı hedeflemiştir.

 

Türkiyenin her tarafına yüksek teknoloji bölgesi kurmak, beyin gücünde kritik kütle yaratmak ve sinerjik bir şekilde çalıştırmak bugünkü seviyemiz ile olanak dışıdır. İzmir Teknopolis çalışmaları içinde Urla - Çeşme Yüksek Teknoloji Koridoru çevreci teknolojiler yönünden uluslararası olma yönünde başarı şansı en yüksek ve tek sayılabilecek olandır. 

1zmir Metropol alanı içinde 12 milyonu bulan insanları ile, otomobil mesafesi 2 saatlik bir pergel yarıçapı,  zengin bir nüfusa sahiptir (25 yıl sonra 20 milyon). Bu nüfusun büyük bir kısmı yaz aylarını Teknoloji Bölgesinin bir ucu olan Çeşme’de geçirir. Genelde Türk toplumunun yatırım eğilimi arsa, bina ve lüks üretime doğrudur. Başka yatırım alanlarışünebilen bu kimseler ile, Urla Çeşme arası Yüksek Teknoloji Koridoru’nda çalışan ve yaşayan okumuş, bilgili, teknoloji üreten ve yatırımcı arayan pilot proje sahipleri arasında ideal bir yakınlaşma ortamı yaratılmış olacaktır. Böylelikle bir yandan Çeşme yarımadası fayda üretirken yeşil, tozu dumanı olmayan temiz bir şekilde korunabilecek, diğer taraftan da yarımada, aşırı nüfusun getirebileceği çirkinleştirici ve ağır mali zorluklardan kurtulmuş olarak Türkiye’nin uluslararası bir gurur odağı olarak yeşerecektir.

 

 

Bir nesil  sonraki   tahminler

( 25 yıl )

Izmir Teknopolis alanı Vilayet hudutlarını kapsar, bugün 4 milyon cıvarındadır.

Izmir Metropolis alanı  ise otomobil ile 2 saattir.  Bugün 12 milyondur.

 

Urla - Çeşme arası Yüksek Teknoloji Koridoru  Bölgesi için öngörülen değerler.

2023 yılında Teknopolis nüfus 8 milyon, Metropolis nüfus  20 milyon cıvarında beklenmektedir.

 

Yüksek Teknoloji Ar-Ge masrafları.

Türkiye toplam rakamı 5 milyar $.

 

2 milyar $

Izmir Metropol Alanı - 20 milyon nüfus

 

Yüksek Teknoloji satışı rekabet dolayısı ile sadece

Ar - Ge mıktarının 2 misli olarak alınmıştır.

 

4 milyar $

Izmir Teknopolis üretim + know - how satışı

 

Buluş, ister bilim ve sistematik araştırma neticesi ister tesadüfi olsun, ticari değeri olabilecek bir mamulun üretilip pazara sunulabilecek yakın bir yere gelmesiyle, bir deyişle 12 ye beş kalaya kadar yaklaşılmış ise, o zaman takip edilen bazı yollar vardır. Teknoloji koridoru, teknopol, teknopolis veya daha küçüğü teknopark  içinde bulunan bir binadaki inkübatür denen odalarda faaliyet gösteren, bir düşünce veya buluşun etrafında şirketleşmiş kimseler bu koruyucu ve yönlendirici özel ortamda kontrol altına alınır. Burada para, techizat, mali, idari, hukuki, teknik konularda know-how, inkübatürden mesul olan yönetim tarafından, devletten, yerli yabancı bilgi odaklarından da destek alınarak araştırmacıya temin edilir. Bu süre 1 yıl veya daha fazla olabilir fakat muhakkak sınırlıdır. Üretilen prototip muhakkak görücülere gösterilir ortak veya ortaklar aranır. Başarılı proje inkübatür dışında bir yerde uygulamaya geçer. Kullanılan oda boşalır yerine yeni bir proje alınır işlem tekrarlanır, böylelikle bilim adamları ve imkanı tam olmayan bilgi sahibi kimseler özel bir beceri isteyen teknoloji yönetimi kontrolunda desteklenmiş olur.

Büyük organizasyona sahip kuruluşların yönetiminde yaşanan kaçınılmaz israfların çok küçük birer parçasının bile, teknolojiye uygun ortam geliştirme işlerine yönlendirilmesi halinde, maddi kazancın ötesinde bir çok yeni iş alanı yaratarak ne gibi harikalar yaratılabileceği bilincinin oluşturulması, sergilediğimiz bugünkü umursamazlığı azaltarak toplumsal ahlakın yükselmesinde yardımcı olacaktır

 

Yüksek teknoloji üretim teknoparklarda, bilim (science) parklarında, veya daha geniş alana yayılmış teknoloji koridoru, teknopol veya teknopolislerde gerçekleşir , en büyükleri teknoloji bölgesi olmaktadır örneğin San Jose Silikon Vadisi.  Buluş, prototip üretimi ve piyasaya girmek işleri ile başlayan bu teknolojik oluşumun  paraya çevrilmesinin evrimleri vardır.

 

Amerika’da uzun yıllardır başarı ile yürütülen ve Avrupada son zamanlarda başladığını memnuniyetle öğrendiğimiz “venture capital” (girişim veya risk sermayesi) uygulaması sayesinde yüksek teknoloji (High - Tech) yeni bir şirketin hisseleri, başarılı hallerde, 3-5 yıl gibi kısa bir sürede ikinci borsada 10 ile 100 bazı özel hallerde 1000 (bin) misli bir değere ulaşır. Projeyi destekleyen kuruluş veya şahıslar bu hisseleri genellikle başkalarına satarak bu işten, yatırımdan karlı çıkarlar ve dünyada başka hiçbir işte ulaşılamayan bir kar elde ederler. Arsa, bina veya lüks mamullerin alım satımında kısa sürede böyle bir kar yapılması olanak dışıdır.

 

Tüm insanlığa hizmet etmekte olan bu modern model veya gizemli senaryo, ülkemizin, üzellikle bulunduğumuz yörenin  koordineli çalıştığımız takdirde,  20 -30 yıllık bir zaman birimi içinde ulaşabileceği yerini düşlemekle kalmayıp bir vizyon halinde bu yönde yapılması lazım gelen işleri de kapsamaktadır. Fizibilite çalışmalarında bu model daha da derinlemesine ayrıntılara kadar inerek detaylı olarak hazırlanacaktır.

 

Bölgenin bir başka özelliği de bozulmamış oluşu dolayısı ile insan ömrüne artı etkisidir. Genetik çalışmalar sonucu elde edilen yeniliklerden ve daha iyi bilinçlenme sonucu olarak insan ömrünün gelecek 25 yıl içinde 120 yıl veya ötesine doğru çıkacağını öngörülmektedir. Bunun tabii sonucu olarak da insanların uzun yıllar okuması gündeme gelecektir. Bugünkü okul sisteminin değişmesi beklenmektedir. Bildiğimiz anlamdaki diploma yerini sertifikalar zincirine bırakacaktır. Okuma sertifikalar alarak ömür boyu devam edecek bir şekle girecek, şu kadar sertifika aldığın zaman şu seviyede ehliyet sahibi olabilirsin, şu mesleği yapabilirsin denen bir dünyaya doğru gidilecektir.

Aşağıdaki tablo eğitim ve insan ömrü ile ilgili bazışünceleri hayal maksadı ile hazırlanmıştır.

 

 

 

Bir nesil sonra

 

Ileri

Toplumlar

 

Türkiye geneli

 

Urla - Çeşme arasındaki çok temiz Yüksek Teknoloji Koridoru Bölgesinde  ortalama bilgi seviyesi çok yüksek olacağı için hayatı da uzatacaktır.

 

Insan ömrü ( 25 yıl sonra )

 

120 yıl

 

100 yıl

 

130 yıl

 

Ömür boyu eğitime geçiş başarı % si

 

% 75

 

% 50

 

% 100

 

Her geçen gün ev ofisleri gittikçe çoğalırken insanlar işlerini evinden yönetecekler, gitme gelmelerden doğan zaman, sinerji, para, yakıt israfları azalacaktır. Bugün genellikle yaşam biçimi şeklinde tarif edilen çalışma, yaşama, eğlence, spor, sağlık, sanat, kültür ve diğer faaliyetler dağılmışlıktan kurtularak daha toplu, uyumlu hale gelecektir. Bu şekilde çağa uymak için bir an evvel onaylanmasını dilediğimiz Yüksek Teknoloji Bülgeleri ile ilgili kanun taslağı yüce meclisimizi beklemektedir.

 

Ergün Özakat,

Tlf: 0533 259 5160

 

9 Ağustos, 1996

 

 

 

 

 

 

TEKNOKENT OLMAK İSTEYEN

İZMİR İÇİN ÇOK MÜHİM 2 EKSİĞİMİZ

SAYIN VALİ

YUSUF ZİYA GÖKSÜ’den

Kolaylaştırıcılık ricamız

Giriş:

 

Yerel Gündem 21 çalışmalarındaki bir sunumdan sonra, çeşitli üniversite içinden kimselerle kritik kütle yaratarak sinerjik bir şekilde buluşların hızlandırılması konularını ele aldığımda melek sermaye denen karşılıksız para verme işinin, (Amerika’da 40 milyar dolar/yıl olduğu tahmin ediliyor) ülkemizde nerede ise hiç seviyesinde olduğunu ve gittikce daha fena duruma geldiğini tekrar üzülerek tespit ettim. Hatta daha ileriye gideyim böyle bir olaydan bazı insanların haberdar bile olmadığı gerceği de var. İzmir Valiliği önderliğinde çevre iller, Belediyeler, Oda ve diğer kuruluşlarla yıllık bir fon meydana getirmek ve bu fonu teknik prototiplerin geliştirilmesi ve yenilik yaratacak namzetlere Profesörün veya hocasının onayı ile karşılıksız para vermek. Toplamı yılda bir Mercedes değerini aşmayan bu mütevazi fon birçok kabiliyetli öğrenci ve hocaları daha hızlı hareket eder hale getirecektir. Pazarlanabilir bir proje olmasının takibi ve sonuca ulaşması başarı ölçüsüdür. Asgari 1 milyar azami 10 milyar. Gündem 21 de teşkil edeceğimiz 2 uzman kurul ticari ve teknik onay vermesi sonucu - para veya olumsuz cevap - en geç müracaattan sonra 2 hafta içinde verilecektir.

 

Yukarıdaki sistemden sonraki işlem kar gayesi ile olacak ve bu da şarttır:

 

İzmir içinde başlayarak tüm ülkeye yayılacak fikir birliğini oluşturmak. Devamlı akar temin etmek, verimli, sinerjik olabilecek çalışma modellerini kurmak, bu yönde bir kuruluşu gerçekleştirmek. Kısaca “Teknokent bir Metropol” olma yolunda bir oluşum hedeflenmektedir.

 

Aynı amaçta hareket eden diğer Vakıf ve kuruluşların arasında teknoloji ağırlıklı kar amaçlı bir kuruluş olarak yer almak konusunda liderlik yapmak. Bu gayeye hizmet eden teknolojik buluşların hızla artmasına yönelik faaliyetleri desteklemek. Bu anlamda teknopark faaliyetlerinin tümünü içeren çalışmaları desteklemektir. Ülke içi ve dışından teknolojik bir buluşu ticari bir değere yükseltmek için sinerji yaratabilecek uzman kişi ve kuruluşları bulmak bir araya getirmek. Bunun insani bağlarını başarıya götürecek şekilde organize etmek, bu kimseler için uygun yaşam tarzı yerleşimlerini kurmak, iştirak etmek, işletmek, inkübatörler hazırlamak, bu inkübatörlerin melek sermayeden başlayıp, çekirdek sermaye ve girişim sermayesi (Venture Capital) ve en son IPO denen halka açılma işlemlerine kadar teknolojik girişimcilere ortak olacak çalışmalar yapmak hisselerin karlı satışı ile ortaklıktan ayrılmak ve yeni kuruluşları başlatmak. Teknoparktan mezun olan kuruluşlar ile başka yöre ve ülkelerden gelip yerleşimi söz konusu olan kuruluşlarla temas etmek, onların bu komşu alanlarda zamanla çoğalması sonucu Teknoloji Bölgesinin oluşmasında önderli ederek uzun vadeli bölgesel planlar yapmak, yaptırmak, kuruluşların mülk sahibi olmasına kadar geçebilecek kademelerde yeni girişim ve kuruluşlara ortak olarak sinerji yaratmaktır.

 

Bir bankada açılacak hesaba 10 ayı geçmeyecek, her şahsın isteğine uygun 10 ödeme ile toplam asgari 1 milyon dolar cıvarında bir para tetiği ateşler bir güç oluşturacaktır. Gerisi off-set lerden gelecektir, gelmelidir. Hedefimiz kuvvetli, sağlam bir iş planı oluşturmak ve bir baskı grubu ile lazım geleni istemek yaptırmaktır. On yılı aşkın çalışmalarda bu sonuca vardım.

 

Bu konuda Gündem 21 çalışma gurubu olarak size bilgi vermek isteriz.

 

Ergün Özakat 

Gündem 21 YKK Üyesi

 

Off-set nasıl kullanılmalıdır?

OFF-SET

BAŞTA OLMAK ÜZERE

DİĞER KONULAR

İÇİN ÖNERİLER

 

  1. Dışa ham madde bağımlı enerji projeleri DPT nin bir muhasebeci gözlüğü ile yaptığı eksik hesaplar yerine içinde vizyon olan uzak görüşü içerecek şekilde gözden geçirilmelidir. Rüzgar enerjisi ve diğer yenilenebilir enerjilere önem verilmelidir. Bunların ülkenin her köşesinde öncelikle Teknoloji Bölgeleri, Teknoparklar ve Üniversitelere “devamlı akar” olabilecek şekilde kullanılması teşvik edilmelidir. Bize çok fayda getirecektir. Gelir - devamlı akar - ve bu yeni teknolojilerde yeni buluşlar yapabilmek. Rüzgar enerjisi faaliyeti işsizliği büyük çapta önleyecek, bize büyük bir ihracat kapısı oluşturacak rüzgar türbinlerinin altında tarım ve hayvancılık yapılabilecektir. “Offset”lerimizin makul bir yüzde ile nakide çevrilebilmesi - %5-10 u geçmeyen bir oranda nakide çevrilebilme - yolu açılmalıdır ki karşı taraf kabul edebilsin. Bu yüzdeler uygun teknoloji bölgelerinde daha da artabilir. Rüzgar enerjisi yatırımları gelirlerinin Teknoparklar, Teknoloji Bölgeleri, Ar-Ge işlerine ve onarlı gruplar halinde, üniversitelere belirli bir sistem içinde değerlendirilmesi şeklinde kullanılması önerilmektedir. “Offset” fonları sadece bu gibi bir taşla iki kuş vuran fikirlerin finansmanında kullanılmalıdır. Bu imkan kısıtlıdır, kıymetlidir. Off-set karşılığı nakitler yabancıların ödeyeceği paralardır. Maliyemize zarar vermez. Ayrıca balık yemeği değil tutmayı veya yetiştirmeyi öğretmekle eş değerlidir. Dışa bağımlı olmayan rüzgardan devamlı gelirin Ar-Ge ve teknoparklarda kullanıma açılması, bir çeşit gelir amplifikatörü görevi üstlenmesi ilave sinerji yaratacaktır. Yenilik yaratmak için luzumlu parasal destek ve üniversitelerin finansman sorunu da kalıcı bir biçimde çözülmüş olacaktır. Bugünkü gidiş çok fenadır. Bak sayfa dibi ek yazı.
  2. Ülke içinde teknoloji geliştirmek için Silahlı Kuvvetlerce dağıtılan teknik işler genellikle birkaç büyük şirketi besler haldedir. Yılda 3000 den fazla yeni girişimci ihtiyacı olan ülkemizde bu yürütülmenin küçük ve imkanları kısıtlı olanlara doğru yönlendirilmesi lazım gelmektedir. Bu çok çalışmak ve biraz da cesaret ister. Kontrol sisteminin ise çok etkin ve çalışkan olması icap eder.  Ankara içinde kümeleşmek derhal son bulmalıdır. Yukarıda çeşitli açıklamalar var. Üçyüz milyonluk ABD’nin başşehiri Washington’un nüfusu 500,000 olur da Ankara 3,5 milyon olursa normal olmasa gerek?  Bir takım yanlışlıklar var.
  3. Teknoloji ile ilgili buluşların takibi, tasnifi, ilgili şahısları içte ve dışta bularak bir araya getirme faaliyeti çok ciddi bir iştir. Hiç vakit kaybetmeden yukarıdaki anlam kapsamındaki vizyona uygun faaliyetler hem teknolojide ileri ülkelerdeki Büyük Elçilikler ve hem de yurt içinde başlatılmalıdır. Savunma sanayi ile ilgili her yıl dışa ödenen mıktarlardan bir sistem içinde 1,000 adet 1 milyon dolarlık bir kaynak ayrılması 5-10 kişi çalıştırabilecek bu iş yerlerinde 5 – 10 bin kabiliyetli gence iş alanı açar iş sahibi yapar. Herkez kendi kendine sivil seferberliği benimsediğini gösteren, bir çeşit harp içinde olduğumuzun idraki içinde konsensüs yaratmalı ve bunu yaptıklarınla göstermeli işler lafta kalmamalıdır. Buna uymayanlar bir çeşit afaroz edilmeli. Zaten biraz başladı bu durum. Basın ve televizyon birşeyler yapmaya çalışıyor ama yetersiz. Ülkemiz imkan fukarası değil ülkemiz vizyon fukarasıdır.  Atatürk’ü bir kere daha saygıyla anıyorum. Hiçbirşeyi kalmamış insanlara vizyon verdi. Toplum bir”inanılmazı başardı”. Gine yapabiliriz. Hedefimiz yenilikler yaratmaktır – ileri demeliyiz. Eğitimi yaygın ve sürekli hale getirmek, eğitim engeli yaratan tekelleşmelere son vermek, bugünkünden farklı bir anlayışla savunma ile ilgili ithalatı yerli üretime hızla yönlendirmek, bugünkünden radikal farkla ülke içinde beyin geliştirme Ar-Ge ye dayalı teknik okul ve üniversitelerin kapılarını 24 saat 7 gün açık tutmak. Eğitim olanaklarımız en büyük kuvvetimiz olmasına rağmen krize seyirci kalınmakta,  krizle savaşacakların ihtiyacı olan yeni beceri, öğrenim ve meslek edindirme işinde seferberlik görünmemektedir. Tersine milletvekili maaşı gibi yersiz konular psikolojik bozgun yaratmaktadır. Böyle zamanda kendilerinden gece gündüz aşırı katkı beklenen öğretimle uğraşan kimselerin çalışma iştahı ve dayanışma ruhu tahrip olmaktadır.
  4. Her çeşit öğrenim girişi serbest hale getirilmelidir. Bugünkü mevcut bütün kurallar gözden geçirilmeli “vizyona” uygun olmayanlar kaldırılmalıdır. Eğitim-öğrenim sistemimiz “dershaneler” ve “giriş sınavları” adı altında bir çeşit “menfaat tekelleri” yaratmıştır. Bu tekellerin yıkılması ve yerine öğrenmenin “ömür boyu” şekilde “yaşamın bir parçası” olmasını gerektiren sebebler oluşmuştur. Bu hareketin şimdi tam zamanıdır.
  5. Teknik meslek sahibi yerli yabancı herkez öğretmen olsun olmasın göreve davet edilmelidir. Milli Savunmanın çok güzel beceri sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.
  6. Hükümet edenler halkın güvenini tekrar geri kazanacak şekilde masrafları azaltmalı, seçim sistemini değiştirmelidir. Seçim sistemi halkla parlamentoyu karşı karşıya getirip bölmüştür. İsraftır,  olmaz böyle şey. Milletvekilliği çok çekici hale gelmiş ve talep artmıştır? Milletvekili maaşları asgari ücrete endeksli olabilir. Belki en doğrusu teknolojik toplum olmayı hedefleme mecburiyetinde olmamız icap ettiğine göre üniversite profesörlerini kıskandırmayacak bir endeksle düzenlenmelidir.
  7. En son olarak şunu söylemek istiyorum. Bugüne kadar herkez sakat rolünü çok güzel oynadı.  Hükümetler ve bürokratlar engel çıkardı. Engeller menfaat paylaşması olarak hem çıkarana ve hem de çıkana fazlasıyla geri döndü. Bir kısmı ağlayıp kaşıkla ağızdan beslendiler. Artık bu oyun bitti. Bir mandalina bahçesindeyiz, hükümet sadece bahçıvan. Sıhhatli bir ortamın oluşması için engelleri ortadan kaldıracak. Otları temizleyecek, suyunu verecek, budamasını yapacak, gübresinin durumuna bakacak, hastalıklarda gereğini yapacak. Ama mandalina vermek de ağacın işi olacak. Verimsizler kesilmekte acılar artmakta. Küreselleşme budur. Acının fazla devam etmemesi için, birçok şeyi acilen yapmalıyız. Başka çözüm var mı?

 

Ekler: off set hakkında geniş bilgi www.egetek.org  sayfası girişindedir. 3MB dosya.

 

 

 

Innovation Policy Need To Survive Globalization in Turkey

KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE HIZLI YENİLİK YARATMA VİZYONU VE STRATEJİLERİ

 

Küreselleşme yeni değildir. Daha uygun ve verimli av sahaları, daha güvenilir yerleşim yerleri bulmak için, insan topluluklarının göç etmesi de bir çeşit küreselleşme veya dünyaya açılmaktır. Eskiden uzun zamanda gerçekleşen işler, artık iletişim hızında olmakta ve beraberinde yeni boyutlar getirmektedir.

 

Sanayileşme devrimi dediğimiz süreç makinelerin icadı ile başlamıştır. Makinenin üretimde kullanılması, beklenen yaygın zenginliğin tersine, işsizlik ve fakirlik yaratmış; 1914 e kadar devam eden ve genelde Avrupa’dan Amerika’ya doğru bir insanlık dramını oluşturan acı göçlere sebeb olmuştur. Zamanımızda koruma kapılarının aralanması ile oluşan işsizliğe çare bulmak için hızla yeni buluşlara, yeni iş alanlarına ihtiyaç vardır. Bu misaller dünyaya açılmanın, küreselleşmenin yarattığı sorunlardır. Bu sorunlara çözüm yaratmak hepimizin görevidir. Bu düşüncelerin birbirini tamamlayan, sinerji yaratan ve devamlılık gösteren şekline  yenilik yaratma vizyonu” diyebiliriz.

 

İsveç'i bir buzlu çöl ülkesi olmaktan, 100 yıl içinde endüstri ötesi bir topluma dönüştüren nedenin, 49 adet önemli buluş olduğu 1986'da yapılan bir doktora çalışmasıyla doğrulandı”

 

Yüksek teknolojik buluşları destekleyen, patent üretme gibi ilgili konularda ciddi bir strateji, bir vizyon  ile uyanış, bir tartışma görmemekteyim. Ülkemiz, kopyecilikten, lisansla üretim - yabancı ortaklık, en son kalite ödüllerine kadar ulaşmıştır. Hükümetten sürekli devaluasyon benzeri koltuk değneklerinin istenmemesi için yüksek katkı değerli teknolojik mamulleri pazara sürebilmemiz lazım. Sorun çözme işinde ülkemizde birşeylerin yanlış veya eksik olduğu ortadadır.

 

Küreselleşmenin anlaşılamaması sonucu sorunlar daha hızla birikmektedir. Buluşların uzun süreli korunmaya alınması ile ilgili uluslararası anlaşmaları tasdik etmek, maalesef, gelişmiş ülkelerin daha çok zenginleşmesine hizmet ederek yenilik yapmakta yavaş olanların fakirleşmesine yol açmaktadır.  Yenilikleri artık bizler üretmeliyiz ve onları daha yüksek fiyata satabilmeliyiz.

 

İleri ülkelerin yarattıkları akreditasyon veya benzeri uygulamalar vardır. Bu çeşit anlaşmaları imza eden her ülke ise bunlardan eşit şekilde faydalanamamaktadır. Bu sorunu hızla aşmalıyız.

 

Avrupa’nın geçen yüzyılda yaşadığı sıkıntılı dönemlerde ileri görüşlü önlemler, mesleki eğitim, yatırım ve korumacılık alanlarında yapılan işlerin sonucunda bugünkü Avrupa’da farklılık yaratmıştır. Danimarka hem tarımı hayvancılığı ve hem de yüksek teknolojik ihracatı ve Lego oyuncakları ile refah toplumu oldu. Vizyon sahibi, heyecan veren liderler lazım. “ Kafası kesilmiş tavuk misali ülke yönetimi” gibi ikide birde yön değiştirerek ülkeler bir hedefe doğru gelişemez. Artık teknoloji üretmek ana hedefimiz olmalı. Mutluluğa giden yol buradan geçecektir.

 

Atatürk 1923 de hiçbirşeyi kalmamış bu topluma VİZYON getirdi, hedef verdi ve bütün gücüyle  önüne çıkan engellerle uğraştı, böylelikle biryerlere gelebilmiştik. Sonra 1960 – 1980 arası uzun salınımlar başladı, titreyerek hareket eden hasta bir görünümü andıran, günde 15 kişi sağ sol birbirini öldürüyor, liderler bir oraya bir buraya çekiyorlar toplumu. 1960 larda yabancıdan yanlız para istenirdi. Bilgi hiç para etmezdi. 1967 lerde getirdiğim elektronik entegre devre yapma işi, içinde para da beraber gelmiyor, yabancı ortak sadece makine getiriyor diye reddedildi. Bilgi o zamanki yönetim için hiç değer taşımıyordu. 1969 da revizyondan geçmiş, yenilenmiş ve elektronik kontroller ilave edilmiş 60,000 ton kapasiteli kağıt tesisleri Danimarka’dan buraya taşınacak yabancılar sadece yönetimi orada bırakacaklar, imalatı 50-50 ortaklıkla burada yapacaklardı. Para gelmiyor dediler reddedildi. Para Tanrı idi. Ne tuhaf ki o zamanlarda DPT Başkanı çok sevdiğim rahmetli Özal ve yakın iş arkadaşları bile “Takunyalı” idi. Bu gruptaki arkadaşlar ileride 1983 den sonra Türkiye’yi dünyaya açan insanlar oldu.

 

Sonraları işler değişti. Know how para etmeye başladı. Sanayi iyi fakat... Ar-Ge yok, “alay mevzuu”. Bunları yaşadım. Kulaktan dolma değil.  İş adamları know-how getirme yarışında artık. Toplum rahatsız. Zenginler türüyor paylaşım yok. Vizyon yetersiz. 1980 de Özal getirildi. Ne sağ ne sol. Stop. Artık şu yönde gidiyoruz dediler ve salınımlar bitti. Problem çözme devri başladı ama Özal Cumhurbaşkanı olunca da bitti. Çok az kişi Özal’ı anladı. Keşke Demirel Başkan Özal Başbakan olsaydı. Hem Demirel’e hem de Özal’a Cumhurbaşkanlığı yakıştı. Ama sanki beraber çalışabilselerdi daha iyi olacaktı. Yanlış birşeyler oldu. Tarih belki durumu daha iyi analiz edecek.

 

 

Şimdi küreselleşmenin yarattığı biriken sorunlar içinde boğuluyoruz. Biriken sorunların suçlusunu arıyoruz. Üstüne üstlük bu arada paraları da bitirdik. Suçlu biziz. Düşman içimizde kafamızda. Acaba bu sefer anlayacak mıyız? Dış düşmanlar her zaman orada olacak ama benim içimdeki düşman ne zaman bitecek? Bu toplum her zaman iki düşmanla savaş etmek zorunda mı kalacak? Acaba biz düşmanları azaltmayı, kendi kendimizle dost olmayı ne zaman öğreneceğiz?

 

Ben öyle bir ülke hayal ediyorum ki, benim ülkemin çıkardığı kanunları Avrupa’ lılar bizden alıp kopya etsinler. Biz önceden görelim. Proaktif olalım. Teknolojide ikinci sınıf dünya vatandaşı olmaktan bıktım. Vatandaş olarak bu isyana haklı sebeplerim var.

 

Geleceğimizi değiştirmek için hiçbirşey yapmadan bugünkü gibi gitmek bir  çılgınlıktır. İntihardır. Çünkü kontrol edilemeyen çığ gibi büyüyen işsizlik ve fakirlik hergün artmaktadır. Eğitim değişmenin yağdanlığı gibidir. Eğitim arttıkça değişim kolaylaşır, hız kazanır. Toplum uzun salınımla hareket etme hastalığından kurtulur. Art düşünceden uzak, çok acele, herkeze açık, yeniden meslek edinme ve öğrenim seferberliği başlatılmalıdır. Ömür boyu öğrenim şartları çoktan oluştu. Bunun için sorun çözen hiçbir hükümet veya vizyon sahibi bir lider çıkmadı. Milli eğitim bu köklü değişikliği hızla yapamaz. Sistem müsaade etmez. Durum acildir. Milli Savunmanın çok güzel metodları var. Bu metodlar sivil hayata derhal uygulamaya geçirilmelidir. Üniversitelerimizin bile lambaları sabahlara kadar yanmıyor. Bu rahatlık bu israf son bulmalıdır. Yeni beceriler ve yeni bilgilerle kısa zamanda aynı insan daha geniş spektrumlu bir insan haline gelecektir. Bu öğrenim sürecinde geçim için maaş da almalıdırlar. Küreselleşmemizin yeni askerleri bu çeşitli bilgi ve becerilerle donanmış olanlardan çıkacak. Sakın imkanımız yok deme saptırmasında bulunmayın.

 

İçinde bulunduğumuz bu üzücü krizi bir fırsata dönüştürebiliriz. Eğitim,  dershane kemirisi” besleyen sistemin elinden kurtarılıp “ömür boyu haline” getirilebilir ise bu konuda kalıcı çözüm temin edilebilir. Görüşlerimiz ve vizyonumuz bu sayfalarda geniş anlatılmaktadır.

http://www.egetek.org/pages/projects/unisit01.html

 

Yukarıda kısa anlatımdan şunu çıkarabiliriz ki küreselleşme gecici sürelerde mutsuzluk yaratıyor. Makine icat ediliyor sonra işsizlik ve göç sorunları yaşanıyor. Biz bir çeşit küreselleşme içerisindeyiz fakat gerekenlerin yapıldığı söylenemez. Acaba herkezin bundan haberi var mı? Bir vizyon içerisinde çok hızla çözüm üreten koordinasyon kurabilen yönetim ne zaman oluşacaktır. Burada ortaya konan çözümün alternatifi var mı? Varsa nedir?

 

Geçmiş ile bugünkü küreselleşme arasında korkulması lazım gelen fark, sorun çözemeyen bizim gibi ülkelerde, sorunların çok hızla birikmesidir. Osmanlı’nın neden battığını iyi analiz eden Atatürk’ten bu yana sorunlara doğru ve kalıcı  çözümler yeteri derece ve hızda üretilememekte olanlar da toplum tarafından yeterince sahiplenilmemektedir. “SWOT” analizi denen Kuvvetli, Zayıf olduğumuz noktalar, Fırsatlar, Tehlikeler analiz edilse bile ülkeyi istenilen yöne götürebilecek yönetim bir türlü kurulamıyor.  Kaldı ki bu analizin bile doğru dürüst yapılmadığına gözlemlerim ve yaşadığım olaylarla kanaat getirdim. Stratejik hata olan imam hatip okullarının yapılmış olması bir yana, hata yapılabilir veya sonradan hata olduğu anlaşılabilir ama, bir çeşit devam etmesi ise üstüne üstlük. Yabancı lisandan dua etmek hangi sebebten devam etmektedir?

 

Sorunlarımızın çözümünde eğitimin yeniden düzenlenip yönlendirilmesini, yerleşmiş sorunlarla mücadelenin devamını, dışa bağımlılığı yüksek teknoloji üreterek azaltmayı hedeflemiş bir düşünce tarzını,  askeri dış alımlar yerine ülke içinde üretim çoğalmasına yönelik kritik kütlesi olan sinerjik yaşam tarzı içeren teknoloji kümeleşmelerini yani teknopark ve teknoloji bölgelerini ve bu yeni yaşam tarzı içinde birçok küçük şirketin çoğalmasına yönelik anlayışı ile beraber geleceğe doğru yürüyerek onunla iftihar etmek istiyorum.

 

Yüksek teknoloji içeren kümeleşmelerin, teknoloji bölgesinin yaşam biçimi  parasal sinerji gereği zenginlere yakın yerlerde fakat “zenginleri imrendirecek” şekilde olmalı. Bak http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/vision.html  Özellikle “Yaşam-Çalışma-Tatil” aynı yörede olmalı ki yabancı uzman kişi ve akademisyenler aileleri ile beraber buralara yerleşmek istesinler. Unutmayalım ki “teknolojinin milliyeti yoktur”. 1453 de dünyanın en büyük topu Fatih zamanında, 1945 de atom bombası Amerika’da, her ikisi de başka ülkelere yerleşmiş yabancılar tarafından geliştirildi.

 

Zamanımız ile ilgili küreselleşme sorunlarına çözüm bulmak için geçmişten ÖNCELİKLİ BİR DERS çıkarmak istiyorsak önce çok hızla sorun çözen vizyon üreten  bir toplum haline gelmemiz  lazım diye düşünüyorum. Bunu yapabiliriz. Çünkü;

 

Hedeflerimiz imkanlarımızı aşmıyor. Fakat imkanlarımız israf ediliyor. Yöntemlerimiz sinerji üretme yerine köstek ve dağınıklık içeriyor. Düşman içimizde. Düşman hedeften koybolmuş şekilde yaşıyor.

 

Müsaadenizle 2 misal vereceğim;

 

  1. Büyük bir eğitim ordusu ve alt yapısı olan ülkemizin eğitim sistemi, Ar-Ge işlerinin başıbozukluğu, patentlerin azlığı yeni buluşların çoğalması için neler yaptığımız gibi hususlardaki uygulama ve vizyon eksiklikleri içler acısı bir durumda. Yani ne ile savaşacağını bilmeyen, düşmanın kim olduğunu göremiyen bir savaşçı sistemi mevcut. Düşmanı bilmek %50 kendini bilmek diğer %50 diyen Napoleon bizi görse idi acaba ne der idi? Benzeri bir durumda evdeki nine “herşey var ama sen yemek yapmasını bilmiyorsun evladım derdi.”

 

Kırılamayan menfaat tekellerine, tedavi edilemeyen bürokrasi hastalığına, dışa ham madde bağımlı yürütülen enerji işlerine bakın. Yaklaşık 30,000 MW kurulu gücü olan ülkemizde 1 MW lık bir rüzgar türbinini hatta bağlama müsaadesini yerel yönetime devretmek istemiyen, Ankara’ya müracaat edin diyen, sebeb olarak elektrik sarsıntısı olur diyen bu yönetimin işine son vermek lazımdır. Yıllardır gıt gıtlayıp yumurta vermeyen bu tavuk sesinden bıktı bu ülke insanları. Köylü bu tavuğu ne yapar bilirsiniz. İbret için bakın bizi nelerle uğraştırıyorlar. 1MW bir güç 30,000 MW kurulu güce karşı devreye giriş çıkışlarda hiçbir elektrik bozukluğu yapamaz hatta çeşitli yerlere dağılmış 1000 MW bile birşey yapamaz. Rüzgar her yerde aynı zamanda ne başlar ne de kesilir. Enerji konularında bir kurşun atmadan bizi esarete götüren yolda israrla ilerleyen ülkemizin neler yapması lazım geldiğini lütfen görün. http://www.egetek.org/pages/news.html

               

Bu öneriler israrla direnç görmektedir. Hukuk sistemimizin daha iyi işlemesi için lazım gelen çift jüri sistemi hakkında geniş bilgi ilgili  web sayfalarımızda, bakınız http://philippinegovantigraft.homestead.com/Cause.html olarak verilmektedir.

 

  1. Büyük bir masraf içeren Savunma harcamalarının bizi dışa bağımlı kılan  teknoloji ile ilgili vizyonu eksik. Olmuyor arkadaşlar yapılanlar hiç ama hiç yeterli değil.

 

 

 

 

Sakın ülkemizin içinde olanları geçici görmeyelim.

Küreselleşmenin iş yerlerimizi teker teker batırması, bizi harap etmesi devam edecektir.

 

Uluslararası anlaşmalarla eli ayağı bağlanmış olan bizler ne yapacağız.

 

İşte çözüm Önerileri

 

Milli Savunmadan başlayarak, bizler ne yapabiliriz, bazı düşüncelerimiz:

    1. Ülke içinde ve dışında “teknoloji haber alma sistemini” daha tesirli hale getirmek.  Böyle bir çalışma yoksa kurmak. Teknolojide ileri ülkelerde ek kadro ile “Askeri Ateşeliklere ek sivil kadro vermekle” Danimarka ve Finlandiya benzeri “ Teknoloji Müsteşarlığı veya Ateşeliği ” kurulabilir. Bunların 2 ana görevi olacak.  Bilgi toplamak ve girişimci evlilikleri ve yerleşmeleri organize etmek. Özellikle sahışlar ve küçük şirketler üzerinde çalışmak. Büyük şirketler zaten kendi eşlerini bulur. Dış ülke kadroları elden geçirilirse bu yeni iş için gereken para diğer kadro tasarruflarından bulunabilir. Teknoloji aşığı ve canlı karekter sahibi, kolay ilişki kurabilen güngörmüş ve güvenilirliği sabit olmuş,  uluslararası iş tecrübesi olan bir çeşit yüksek düzeylerde bulunmuş tercihen iş hayatından gelen bu seçilmiş kimseler dış ve iç bağlantıları kurmakla görevlendirilmelidir.  Ülkemizde bu vasıflara uyan kimseler var, bu şerefli ve heyecan verici göreve davet edilebilir.
    2. İlmi çalışma tasnifle başlar”. Ülke içi beyinleri arayan, soruşturan, gizli (tesir edilmemesi için) bir haber alma teşkilatı kurulmalı.. Bu beyinler nasıl ve nerede hangi şartlarla kümeleşirse kritik kütle yaratabilir? Ülkemizde küçük imkanlarla çalışan, nerede oldukları bilinmeyen bir sürü teknoloji kahramanları mevcut. Tübitak bu konudaki çalışmalarına, yeni HEDEF ilave ederek, devam etmeli ancak bu yeni hedef için çok daha fazla imkan, gayret, hız ve mevzuatlarda oynamak gerekmektedir.
    3. Ankara merkeziyetçiliği ve bugün Ankara’nın sürdürdüğü kendi etrafında kolay kümeleşme metodu çok sakıncalıdır. Bak:“Başşehir sendromu” http://www.egetek.org/pages/news/Gundem21versiyon01.html Birinci kusur; dostluk arkadaşlık veya mekansal yakınlık gibi verimsiz, kolay, fakat hedefe, eğer varsa bile, ulaşmayı geciktiren tutumdur.  Bugüne kadar teknopark felsefesi ve inkübatör uygulama tecrübe birikimi yönünden  İzmir en öndedir. Ayrıca yabancıların severek yerleşebileceği Çeşme yarımadası özellikle Alaçatı idealdir, ülkemizde diğer bir eşi yoktur.  Amerikalı’lar tarafından bütün ülke içinde en uygun yer olarak Alaçatı bölgesi seçilmişti.  1989 dan bu yana 1,5 milyar dolardan fazla alt yapı yapılmış 10 yıl süren  müsaadeleri alınmış, baraj bitmiş, rüzgar enerjisi ve modern yaşam tarzı başlatılmış durumdadır. Gelin görün. Türkiye Avrupa Ro-Ro/Fery Boat yolu stratejik yoldur. Urla’da yerleşik Yüksek Teknoloji Enstitüsü 4,500 hektar yerleşimi vardır. Gerek Alaçatı Uluslararası Çevre Teknoloji Parkı ve gerekse Teknoloji Enstitüsü dışında bölgeye gelecek diğer üniversite ve kuruluşlar için rezerv edilmiş SİT ile korunmadadır. İki kuruluş arası 20,000 hektar alan teknolojik şirketlerin, yeni kuruluşların gelişme alanıdır. Çeşme Yarımadası modelinde hem burası ve hem de Amerikan-İsrail modeli alınmış fakat yerel düşünceler kullanılmıştır.  (Güney Fransa Sophie Antipolis 20,000, meşhur Amerikan Silikon Vadisi 105,000 hektardır. Geniş alan şarttır.) Tübitak Başkanı, Kosgeb Başkanı İlgili Bakanların da onayını gördü. http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/opinions.html 1993 de Özal’ın vefatından evvel de “Mega Projeler” arasında Sayın Demirel tarafından ilan edildi. Başlamış kümeleşmelerden uluslararası vasıfları olan, rahatlıkla kendi halinde büyüyebilecek, devletten devamlı para istemeyen, rüzgar enerjisi kullanan tek yöredir. İzmir yöresi 12 milyonluk nüfusu, 10 üniversite ve 40 yüksek okulu ile başarılı bir metropoldür. http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr.html vizyon sayfası.
    4. Yerli üretim olanaklarının araştırılması”metodu bugünkü uygulaması ile olmaz. Son bulmalıdır. Empatiden uzaktır. 2 sebebi vardır. Birincisi ülkenin sinerji yaratacak metod ve kümeleşme noktaları tespit edilmemiş, olanlar da yeterli değil. Bu yapılanlar patlama yapacak gibi görünmüyor. İkinci sebebi büyük şirketlere iş verilmesi. Ülkeyi genç girişimciler zıplatır. Gençleri desteklemek diye bir tutum yoktur, varsa yetersizdir. Çeşitli yörelerin kümeleşmesini temin etmek için özen gösteren bir tutum hemen başlatılmalıdır. İzmir’de teknoparkta başarılı olmuş bir ilerlemeyi bir başarıyı destek vaadı ile Ankara’ya yerleşmeye davet etmek doğru değildir. Uluslararası yarışta sadece Ankara kümeleşmesi yeterli olmaz, akıllı davranmak lazım. 1964-1966 arası İzmir’de BMC kuruluşunda benim baş çektiğim çalışmalar ile otomotiv yerli yapımı “ 2 yılda” %10 dan %38.5 çıkmıştır.  Sadece 8 kişi ile bu inanılmaz - Ankara aylarca heyetler gönderdi inanamadı - başarılmıştır. Yukarıda anlatılan başarılar daha güzel tekrarlanabilir, bugün okumuş insan çok ama yön verecekler nerede? Bu başarıda teknik casusluk, kopyecilik mühendislik herşey kullanıldı. Çok büyük buluşları zamanla, fakat milletçe daha sistematik tatbiki Ar-Ge çalışmaları içeren baskasından daha ileri işleri hemen yapabiliriz. Amerika ve İsrail’de bazı kuruluşlar temaslarımda raflar dolusu yenilikleri gösterip bunları dost ülkelerle paylaşmak istiyoruz. Zamanla sizler de yeni buluşları yapacaksınız dediler. Teknolojide ileri ülkelerle beraber çalışabilecek, yenilikleri paylaşabilecek uygun ortamlar ve yaratıcı liderlere acil ihtiyaç var. Bazı yenilikler o kadar hızlı ki birçok teknolojik mamullerde patent alacak zaman yerine arkadan gelenlerden hızlı gitmek kafi geliyor. Güç elektroniği, UPS konularında olduğu gibi.
    5. Off-set lerin kullanımı yanlız Rüzgar Enerjisi çiftlikleri kurulması için müsaade edilmelidir. Bunların devamlı akarı, geliri kümeleşmelerin finansmanlarını desteklemek amacıyla kullanılmalıdır. Ar-Ge için, eğitim, öğrenim için hükümetlerin para tahsisine bağlı kalmayan devamlı gelir temin edilmelidir ki güven olsun. Bu iş kolu çok büyüktür.
    6. Ülkemizin rüzgar enerjisi ile ilgili teorik iş kapasitesi 100 milyar dolardır. Hergün üzerimizden 100 milyon dolar rüzgar enerjisi geçmektedir. Bu yeni teknolojide bizler de buluşlar yapma imkanımızı kullanacağız, 2 milyon insana aş ve iş yaratacağız. Üretimi - satılıp ülke içi ve dışında iş yaratacağız. Bu yeni teknolojide bize buluş için yer var. Geç kalmadık. Rüzgar çiftliklerinin altında tarım ve hayvancılık yapılacaktır. Ham madde dış ödemesi dolayısı ile esarete doğru uçuruma gitmekte olan ülkemiz yeni bir vizyon ile kötü geleceğini değiştirecektir. Vizyon fukarası enerji ile uğraşan insanlardan bu ülke çok çekmektedir buna son verlmelidir, verilecektir.

 

Muhtemelen gelecek harpler de bugün olduğu gibi sivilleri yıldırmak, topluma baskı  kurma üzerinde olacağı için önceden görerek, proaktif olarak problem gelmeden, büyümeden söndürecek bir tutuma yönelme mucburiyeti var.

 

Uzak değil İsrail’i görün Büyük Elçilik’ten Bilim ve Teknoloji stratejileri hakkında malumat isteyin. Birçok yayınları var. Her bakanlıkta “Baş Bilim Adamı” var. Ülkenin her adımı bunların grubunda analiz ediliyor ve ona göre uygulanıyor. Zaten devamlı harp halinde yaşıyorlar. Her ferdi tek tek buluşları takip ediyor, güvenilir dostlukları çok sessizce yapma yarışındalar. Musevilik bir dinden öte, ileri toplumlar arasında, hayatta kalmak, zarar görmeden, hatta sinerji yaratarak beraber yaşamanın inceliklerini öğrenmişlik diye tefsir edilebilir. Yani bir çeşit bizim Avrupa Birliği ile beraber yaşamayı öğrenmemize benzer bir durum. Museviler bunu öğrenmişlerdir. Toplum haline gelmiş Musevilik yani İsrail için bugün en büyük imtihan, Sayın Stef Wertheimer modeli yaşam tarzını benimseyebilmekte yatmaktadır. Yani gayretli olanları, inançları ne olursa olsun, kıskanmadan, refah seviyesine getirebilme gayretinde olan bir vizyonu  komşuları ile paylaşabilme yollarını arayıp bulabilmekte yatmaktadır. Birbirimizden öğrenecek çok şey var diye düşünüyorum.

 

Bizim içimizdeki düşman, kanaatımca anlatmaya çalıştığım, İsrail’de de farklı sebeblerden dolayı oluşmuş olan, VİZYON FUKARALIĞINDA yatmaktadır.

 

Bu hızlı değişimde neleri nasıl yapabileceğimizi önceden görüp kalıcı çözümlere doğru vatansever, cesur kararların eksiklikliğinde yatıyor. Sakız çiğnerken yürümek, yürürken konuşabilmek, konuşurken düşünebilmek gibi aynı zamanda birçok işi yürütebilecek yönetim tarzını getirmek için vizyon, koordinasyon ve hız beraber gitmeli ki hedefe gecikmeyelim. Ülkenin bugünkü yönetimi Parkinson hastalığına tutulmuş bir insanın uzun salınımlı hareketlerine benziyor.

 

Bir başka anlatımla ülkenin dışarıdan görünümü radarlarını kapatmış, hız kesmiş bir gemi kaptanının siste yol almaya çalışması gibi. Belirsizliklerde hızlı gidebilen, sisin ötesini görebilen vizyon sahibi kaptan lazım.

 

Durdurun dünyayı ben inmek istiyorum diyenlerin, düşman hedefi hareketli olan dünyamızda, hele bizim gibi 40 milyon aş ve iş isteyen genci olan bir ülkenin yönetimde başarı şansı yok. Burada çözümleri önerilmiş sorunları canla başla ele alan ve başarabilen  her yönetime milletçe hürmetimiz sonsuz olacak. Derdimiz üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil.

 

Ar-Ge yetersizliklerimiz ve “off set” kullanarak rüzgar enerjisi yatırım gelirlerinin Ar-Ge ve üniversitelere belirli şekilde dağıtılması şeklinde kullanılması ile ilgili sinerjik model web sayfamızda bir vizyon olarak işlenmektedir.   http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr.html

 

Teknik okul ve üniversitelerimiz seferberlik haline sokulmalıdır. Büyük eğitim yatırımları israf edilmekte çalışmalar cansız, verimsizlik ve rahatsız edicidir.  Teknopark, inkübatör, melek sermayeden girişim sermayesine kadar uygulamalar ya yok veya bilgisizce çok verimsiz yürütülmektedir. Genç insanı meslek sahibi olarak yetiştirmeyi dünyaya tanıtmış olan 1200 yıllarındaki Ahilik sistemini unutup dışarıdan bu bilgileri alır hale geldik. http://www.egetek.org/pages/16.pdf (300 KB).  Girişimci yetiştirme uygulamaları yaygınlaştırmalı, birçok küçük şirket kurulup yaşatılabilmeli. Gençlerin bilgi ve sermaye ile beslenmesi metodlarını www.egetek.org sayfalarında çok geniş anlatılmaktadır. Ülke içinde teknoloji geliştirmek için Silahlı Kuvvetlerce dağıtılan teknik işler burada izah ettiğimiz vizyon içinde yeniden gözden geçirilmeli ve muhakkak ANKARA KÜMELEŞMESİ son bulmalıdır.

 

Bir sorun ortaya atıp çözümü de beraber getirmeyenlerin kendileri de bu sorunun bir parçasıdır” sözü meşhurdur. Bu sebeble önerilerimi toplamaya çalışacağım.

 

Özetlersek neler yapmak lazım?

 

 

OFF-SET

BAŞTA OLMAK ÜZERE

DİĞER KONULAR

İÇİN ÖNERİLER

 

  1. DPT hem Ar-Ge ve hem de rüzgar enerjisi sebebiyle bir sorun yaratmaktadır. STK larının DPT ile bu konularda dialogu yetersizdir. Dışa ham madde bağımlı enerji projeleri DPT nin bir muhasebeci gözlüğü ile yaptığı eksik hesaplar yerine içinde vizyon olan uzak görüşü içerecek şekilde gözden geçirilmelidir. Rüzgar enerjisi ve diğer yenilenebilir enerjilere önem verilmelidir. Bunların ülkenin her köşesinde öncelikle Teknoloji Bölgeleri, Teknoparklar ve Üniversitelere “devamlı akar” olabilecek şekilde kullanılması teşvik edilmelidir. Bize çok fayda getirecektir. Gelir - devamlı akar - ve bu yeni teknolojilerde yeni buluşlar yapabilmek. Rüzgar enerjisi faaliyeti işsizliği büyük çapta önleyecek, bize büyük bir ihracat kapısı oluşturacak rüzgar türbinlerinin altında tarım ve hayvancılık yapılabilecektir. “Offset”lerimizin makul bir yüzde ile nakide çevrilebilmesi - %5-10 u geçmeyen bir oranda nakide çevrilebilme - yolu açılmalıdır ki karşı taraf kabul edebilsin. Bu yüzdeler uygun teknoloji bölgelerinde daha da artabilir. Rüzgar enerjisi yatırımları gelirlerinin Teknoparklar, Teknoloji Bölgeleri, Ar-Ge işlerine ve onarlı gruplar halinde, üniversitelere belirli bir sistem içinde değerlendirilmesi şeklinde kullanılması önerilmektedir. “Offset” fonları sadece bu gibi bir taşla iki kuş vuran fikirlerin finansmanında kullanılmalıdır. Bu imkan kısıtlıdır, kıymetlidir. Off-set karşılığı nakitler yabancıların ödeyeceği paralardır. Maliyemize zarar vermez. Ayrıca balık yemeği değil tutmayı veya yetiştirmeyi öğretmekle eş değerlidir. Dışa bağımlı olmayan rüzgardan devamlı gelirin Ar-Ge ve teknoparklarda kullanıma açılması, bir çeşit gelir amplifikatörü görevi üstlenmesi ilave sinerji yaratacaktır. Yenilik yaratmak için luzumlu parasal destek ve üniversitelerin finansman sorunu da kalıcı bir biçimde çözülmüş olacaktır. Bugünkü gidiş çok fenadır. Bak sayfa dibi Ar-Ge hakkında ek yazı.
  2. Ülke içinde teknoloji geliştirmek için Silahlı Kuvvetlerce dağıtılan teknik işler genellikle birkaç büyük şirketi besler haldedir. Yılda 3000 den fazla yeni girişimci ihtiyacı olan ülkemizde bu yürütülmenin küçük ve imkanları kısıtlı olanlara doğru yönlendirilmesi lazım gelmektedir. Bu çok çalışmak ve biraz da cesaret ister. Kontrol sisteminin ise çok etkin ve çalışkan olması icap eder.  Ankara içinde kümeleşmek derhal son bulmalıdır. Yukarıda çeşitli açıklamalar var. Üçyüz milyonluk ABD’nin başşehiri Washington’un nüfusu 300,000 olur da Ankara 3,5 milyon olursa normal olmasa gerek?  Bir takım yanlışlıklar var. Artık görelim ve birşeyler yapalım lütfen.
  3. Teknoloji ile ilgili buluşların takibi, tasnifi, ilgili şahısları içte ve dışta bularak bir araya getirme faaliyeti çok ciddi bir iştir. Hiç vakit kaybetmeden yukarıdaki anlam kapsamındaki vizyona uygun faaliyetler hem teknolojide ileri ülkelerdeki Büyük Elçilikler ve hem de yurt içinde başlatılmalıdır. Savunma sanayi ile ilgili her yıl dışa ödenen mıktarlardan bir sistem içinde 1,000 adet 1 milyon dolarlık bir kaynak ayrılması 5-10 kişi çalıştırabilecek bu iş yerlerinde 5 – 10 bin kabiliyetli gence iş alanı açar iş sahibi yapar. Herkez kendi kendine sivil seferberliği benimsediğini gösteren, bir çeşit harp içinde olduğumuzun idraki içinde konsensüs yaratmalı ve bunu yaptıklarınla göstermeli işler lafta kalmamalıdır. Buna uymayanlar bir çeşit afaroz edilmeli. Zaten biraz başladı bu durum. Basın ve televizyon birşeyler yapmaya çalışıyor ama yetersiz. Ülkemiz imkan fukarası değil ülkemiz vizyon fukarasıdır.  Atatürk’ü bir kere daha saygıyla anıyorum. Hiçbirşeyi kalmamış insanlara vizyon verdi. Toplum bir”inanılmazı başardı”. Gine yapabiliriz. Hedefimiz yenilikler yaratmaktır – ileri demeliyiz. Eğitimi yaygın ve sürekli hale getirmek, eğitim engeli yaratan tekelleşmelere son vermek, bugünkünden farklı bir anlayışla savunma ile ilgili ithalatı yerli üretime hızla yönlendirmek, bugünkünden radikal farkla ülke içinde beyin geliştirme Ar-Ge ye dayalı teknik okul ve üniversitelerin kapılarını 24 saat 7 gün açık tutmak. Eğitim olanaklarımız en büyük kuvvetimiz olmasına rağmen krize seyirci kalınmakta,  krizle savaşacakların ihtiyacı olan yeni beceri, öğrenim ve meslek edindirme işinde seferberlik görünmemektedir. Tersine milletvekili maaşı gibi yersiz konular psikolojik bozgun yaratmaktadır. Böyle zamanda kendilerinden gece gündüz aşırı katkı beklenen öğretimle uğraşan kimselerin çalışma iştahı ve dayanışma ruhu tahrip olmaktadır.
  4. Her çeşit öğrenim girişi, serbest hale getirilmelidir. Bugünkü mevcut bütün kurallar gözden geçirilmeli “vizyona” uygun olmayanlar kaldırılmalıdır. Eğitim-öğrenim sistemimiz “dershaneler” ve “giriş sınavları” adı altında bir çeşit “menfaat tekelleri” yaratmıştır. Bu tekellerin yıkılması ve yerine öğrenmenin “ömür boyu” şekilde “yaşamın bir parçası” olmasını gerektiren sebebler oluşmuştur. Bu hareketin şimdi tam zamanıdır.
  5. Teknik meslek sahibi yerli yabancı herkez öğretmen olsun olmasın göreve davet edilmelidir. Milli Savunmanın çok güzel beceri sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.
  6. Hükümet edenler halkın güvenini tekrar geri kazanacak şekilde masrafları azaltmalı, seçim sistemini değiştirmelidir. Seçim sistemi halkla parlamentoyu karşı karşıya getirip bölmüştür. İsraftır,  olmaz böyle şey. Milletvekilliği çok çekici hale gelmiş ve talep artmıştır? Milletvekili maaşları asgari ücrete endeksli olabilir. Belki en doğrusu teknolojik toplum olmayı hedefleme mecburiyetinde olmamız icap ettiğine göre üniversite profesörlerini kıskandırmayacak bir endeksle düzenlenmelidir.
  7. En son olarak şunu söyleyebiliriz. Bugüne kadar herkez sakat rolünü çok güzel oynadı.  Hükümetler ve bürokratlar engel çıkardı. Engeller menfaat paylaşması olarak hem çıkarana ve hem de çıkana fazlasıyla geri döndü. Bir kısmı ağlayıp kaşıkla ağızdan beslendiler. Artık bu oyun bitti. Bir mandalina bahçesindeyiz, hükümet sadece bahçıvan. Sıhhatli bir ortamın oluşması için engelleri ortadan kaldıracak. Otları temizleyecek, suyunu verecek, budamasını yapacak, gübresinin durumuna bakacak, hastalıklarda gereğini yapacak. Ama mandalina vermek de ağacın işi olacak. Verimsizler kesilmekte acılar artmakta. Küreselleşme budur. Acının fazla devam etmemesi için, birçok şeyi acilen yapmalıyız. Başka çözüm var mı?

 

Ergün Özakat

18 Kasım, 2001

 

 

CV

ERGÜN ÖZAKAT

 

ERGÜN ÖZAKAT                                Doğum Tarihi: 3 Nisan 1935

Lise:                                                                İzmir - Namık Kemal Lisesi 1954 fen mezunu.

Yüksek Tahsil:                                     Londra 1954 - 1959 Mühendislik Koleji mezunu.

Staj:                                                     Almanya Krupp fabrikaları.

Askerlik                                                1960 Nato LSE( bugün JCSE) Kurmay Bşk. Emir Subayı 1 yıl, takdirname ile terhis.

İş  hayatı:                                             BMC, önceleri servis sonra üretim müdürü, yerli imalatı 1966 yılında %10 dan %38 e çıkaran 8 kişilik takımın başı, dizel motor imalat projesi, Amerika’dan 7 yıl muhaberatla elektronik mühendisliği, Özakat grubunun Ar-Ge ve proje geliştirme müdürlüğü, alternatör ve Norveç’li bir mühendis ile patentimiz ve bunun lisansı ile elektronik regülatör imalatı, 4 kW a kadar rüzgar değirmeni prototip imali, kamyon dingil, aks kovan, fren imalatı, çeşitli kurs ve seminerlere  katılım. Viking kağıt fabrikasının kurulabilmesi için uluslararası finansman (IFC ve IFU) organize ederek yabancı ortaklık kurulması, 1976 yılına kadar yönetim kurulunda başkan ve murahhas üyelik, 1990 yılına kadar Egebank 15 yıl yönetim kurulu üyeliği bir süre yönetim kurulu başkanlığı, 1991 yılında hisselerin şatısından sonra holdingden ayrıldım.

Hükümet lobi

ilişkileri:                                                Yatırımcıların enflasyon dolayısı ile değer kaybını azaltan re-evaluasyon ile aktiflerin arttırılması, rezervlerin bedelsiz hisse senedi halinde temettü verebilmesi ile ilgili mevzuat değişikliği (uzun yıllar tek başına uğraş), şirketlerin birleşebilmesindeki engellerin kaldırılması, telsiz kanununun çıkarılması.

Vakıf ve

Dernekler:                                           Tüsiad ilk kuruluş yıllarında yönetim kurulu üyeliği, Temiz Enerji Vakfı, Avrupa Birliği Derneği İzmir Yön.Kur.Üyesi, Ege Teknoloji Vakfı  kurucu üyesiyim, Vakfın 300 sayfalık teknoloji inovasyonu ve temiz enerji üzerine Internet sayfalarını düzenlemekteyim. www.egetek.org   

Halen

uğraştığım:                                          Teknoloji inovasyonu, teknoparklar, inkübatörler, gençlerin teknolojik hayata başarılı olarak hazırlanması. İzmir Teknopark A.Ş. yönetim Kurulu Üyeliği, Rüzgardan elektrik üretme 1998 de 12  adet 600kW toplam 7.2 MW rüzgar türbini şirketinin tüm fizibilite, finansman organizasyonu. Biyolojik tarım. Gündem 21, sürdürülebilir hayat - YG-21 / İzmir Belediyesi - devamlı üyesiyim. Mandalina bahçesi, teknik konulara ve insanlara vakit ayırmak ve düşünmek. İyi bir bahçıvan olan hanımım bana ağaçları 55 yaşından sonra fark ettiğimi söylüyor, telafi etmek için  tabiatı dikkatle izlemeye çalışıyorum. Çevreciyim.

 

Aile:                                                     Danimarka’lı hanımla evli. 2 çocuk.

 

Yayınlarım:                                          İmalatçılara yardımcı teknik rehber 1964 yılı, 1986 Radyo amatör teknik kitabı (amatör kodum TA3E), teknoparklar ile ilgili Türkçe/İngilizce bir kitap (1993), muhtelif mecmualarda yayınlar, İzmir Büyük Şehir Belediyesinin hazırlattığı 32 dak. teknoloji seferberliği videosu.

Fahri

Konsolosluk:                                       1985 den beri İzmir Finlandiya Fahri Konsolosuyum.

                                                           

En büyük                                             Teknoloji üretmeyi kritik kütle yaratarak sinerjik hale getirmek,

Hedefim:                                              Teknopark kavramı  içeren faaliyetleri ülkemize yerleştirmek. Dünyanın İlk Çevre Teknoloji Bölgesinin Çeşme Yarımadasında gerçekleşmesi ve bu bölgede Türkiye’nin 2023 den evvel  Nobel sahibi olmasını görmek.

                                                          

                                                          Uluslararası Alaçatı Çevre Teknoloji Parkı Müteşebbis Heyeti Üyesi

      Tlf:   +(90) 533 259 5160  http://www.egetek.org

      Fax: +(90) (232)717 0206

      E-mail:    ozakate@unimedya.net.tr

                                                           

                                                                                Konu ile ilgili diğer çalışmalar ve raporlar:

 

1.       Ülkemizin proaktif olması, insanlarımızın problem çözen tipte düşünmesi sorunlarına sistematik bir şekilde çözüm aramayı kendisine misyon edinmiş nadir insan Sayın Tınaz Titiz web sitelerinde çok ilginç çalışmalar bulacaksınız.                     

      www.tinaztitiz.com             www.beyaznokta.org.tr

 

2.       Sayın Ali Akurgal’ın sunuşu: “Korkuyorum çünkü, köprüyü kurarken bugün Sayın Derviş’i bulduğumuz gibi şanslı olamaya-biliriz. Korkuyorum çünkü belki günümüz ekonomisini düzeltmek bilinen dağarcığı yüklü bir insan ile mümkün olabilir; ama o köprüyü çökmeyecek sağlamlıkta kurmak için yeterli sayıda bilinen dağarcığı yüklü insan bulmak mümkün olmayabilir.”                                                                                                                                                          http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/dream.html 

 

3.       Avrupa Birliği Adaylığı Sürecinde Türkiye’nin Bilgi Toplumuna Geçişi” sistematik bir yaklaşım – TÜSİAD.                 http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/TUSIAD%20Bilgi%20Toplumu.html

 

4.      http://www.ssm.gov.tr/off-set.htm off-set uygulamaları değişmelidir.