1923 – 2023
CUMHURİYETİN 100.Yılı ÇALIŞMA HAZIRLIKLARI
ÇERÇEVESİNDE
BUGÜNE KADAR YAPILMIŞ OLAN İŞLER,
ULUSLARARASI ÇEVRE TEKNOLOJİ KORİDORU
HUDUTLARI – ARTİSTİK GÖRÜNÜMÜ - KAVRAMI
&
SİNERJİ YARATMA MODELİMİZ
EK1, EK2, EK3
&
FİNANSMAN MODELİMİZ
&
ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ
&
Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı web sayfasından
Konularımızla ilgili STK lobi çalışmaları
ve yazışmaları
&
SAYIN
VALİ YUSUF ZİYA GÖKSU’dan ricamız
&
Çeşitli Bilgilendirme
Ekleri
1.
Alaçatı Barajı başarı ile tamamlanmış ve arıtma
tesisi çalışmaya başlamıştır. Çeşme ve Alaçatı’da musluklardan akan sular temiz
ve tatlı sudur. 1400 metre açığa ve 28 metre derinlikte denize atılan
yarı-arıtılmış sular tam arıtılacak ve golf alanının sulanması işinde kullanılacaktır.
Katı çöp değerlendirme çözüm beklemektedir.
2.
Fransa’nın Port Grimaud sahil yerleşimini yapan
Spoerry şirketinin teknik danışmanlığı ile 1991 de başlatılmış projelendirme ve
müsaadeler ancak tamamlanabilmiştir. İnşaat süreci başlamıştır ve Port Agrilia
(Alaçatı Deniz kenarı) projesinin (2003-2010) arasında tamamlanması
planlanmaktadır. Golf alanları ile birlikte 450 hektar (4,500 dönüm) lük bir
alanda planlanmıştır. Proje çok önemli bir yenilik getirmektedir. Bir km. lik
sahil şeridi girinti, çıkıntı ve
adacıklarla 30 km. büyütülmektedir. Alaçatı projesi 21 inci yüzyıl yaşam
tarzıdır.
3.
Stratejik önemi olan ve 1992 de Alaçatı
Teknopark’ının “Mega Proje” ilan edilmesi ile 6 yollu İzmir Çeşme yolu
bitirilmiş, Alaçatı Havalanı başlatılmıştır. Finansmana model olacak rüzgardan
elektrik üretme çalışmaları 1992 de başlamış ve 1998 de çalışmaya geçmiştir. Alaçatı Belediyesinin %4 hissedarlığı
mevcuttur. 2003 den itibaren borçlar bitmiş olacak ve gelir başlayacaktır.
4.
Rüzgar enerjisinden sağlanacak finans gücünün off-set
kullanımı ile başlatılması planlanmaktadır. Teknopark finansman modeli buradan
gelecek gelire göre ivme kazanacaktır. Böyle bir model dünyada bir ilki
oluşturmaktadır. Politik değişikliklerden etkilenmeyen kesintisiz bir büyüme
modelidir. Rüzgar, güneş, hidrojen yakıt hücresi enerji teknolojileri bu
modelin modern çevresel boyutunu oluşturmaktadır.
5.
1991 den bu yana Alaçatı’da gelenekselleştirilen
kültürel etkinlikler, çocuk gençlik tiyatro festivalleri 21 ci yüzyıl yaşam biçiminin kültürel boyutunun
çekirdeğini oluşturmaktadır.
6.
Alaçatı Belediyesinde Devletçe onaylanmış planlama
hudutları içinde Teknopark ve Üniversitelere ayrılmış 500 hektarlık alan
vardır. Güzel sanatlar, uçuş mühendisliği, uzay bilimleri, astronomi, genetik,
deniz bilimleri gibi dalların yanında bilgisayar, programlama, iletişim
teknolojileri gibi alanlarda üniversitelerimizin bu yörede birer çalışma
başlatmaları yolunda girişimlerde bulunulmaktadır. Üniversiteler ile
görüşülmektedir. ODTÜ 100 hektarlık (1,000 dönüm) bir alanın satın alınması
için girişimde bulunmuş işlemleri devam etmektedir.
7.
Bu projeler gerçekleşme ölçüsünde ülkenin özellikle
İzmir’imizin sosyo ekonomik kalkınmasında önemli bir sinerji unsuru
oluşturacaktır. Bu oluşumda en önemli etken 1993 yılında Amerikan Charles Percy
& Associates kuruluşunun girişimi ile başlatılan fakat Türkiye’deki siyasal
gelişmeler sonucunda kesintiye uğrayan Teknopark projesidir. Bu projenin ulusal
ve yöresel girişimler sonucu yeniden canlandırılması ülkemizi dünya piyasalarında
her yönü ile rekabet eder boyuta taşıyacak çok önemli bir faktördür.
8.
Bölge ekonomisini her yönü ile etkileyen bu sinerjik
gücün oluşmasında Alaçatı Belediye Başkanlığı ile Emekli Koramiral Işık Biren
ve girişimci Ergün Özakat on yılı aşan bir sürede düşünce ve girişimler sonunda
ulaşılan noktada İzmir’imizin değerli üst düzey yöneticileri, üniversiteleri ve
girişimcilerinin desteklerine çok büyük ihtiyaç duyulmaktadır.
9.
Bu tür projelerin ilk okuldan üniversite üstü
öğrenime kadar eğitim kuruluşlarının desteğini aldıkları ölçüde başarıya
ulaştıkları dünyada görülmüştür. Fransa’nın Cote d’Azur bölgesindeki Sophia
Antipolis bölgesel kalkınma yönünden güzel bir örneğini oluşturmaktadır.
Alaçatı 21 inci yüzyıl yaşam projesinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile oluşturduğu
Teknoloji Koridoru dünyadaki en başarılılardan biri olmaya adaydır. Yapılması
gereken bu yolda güçbirliği sağlamak ve gerekli enerjiyi kesintisiz olarak
ortaya koymaktan ibarettir.
10.
En önemli konumuz sinerji yaratma konusudur. Bütün
dünya teknoloji bölgeleri ve teknoparkların konusu da budur. Yüksek katma değer
üretme konusu sinerji yaratma ile doğru orantılıdır. Ek 1
Teknoloji
Koridorunun İYTE-Alaçatı arası 20,000 hektarlık rezerv bir alandır. 500 hektarı
baraj koruma alanı içindedir. Geri kalanı orman ve sit ile korunmaktadır. Bir
kısmı da hazineye bağlıdır. Bu alanda kontrolsüz yerleşime müsaade etmemek
lazımdır. Bu alan yüksek teknolojinin gelecek yüzyılda gelişme alanı olacaktır.
Buranın en iyi korunması bölgenin bir planının yapılması ile mümkündür. Her
üniversiteye, her ülkeye bu alanda yer ayırmak dünyada bir ilki
gerçekleştirecek, hem teknoloji ve hem de renk getirecek bir vizyondur.
Hedeflerimiz arasında 2023 den evvel ülkemizin bilimde bir Nobel alması da
vardır.


Danimarka’da Güzel Bir Rüzgar Çiftliği
Altında tarım, hayvancılık yapılıyor

Sağda Belediye Başkanı Remzi Özen ve Rüzgar çiftliği girişimcisi Ergün Özakat
ALACATI WIND MILLS
HAND OUT PRINTED INFORMATION PAGE DURING THE OPENING PERIOD
Demirer Holding'in, Alaçatı - Germiyan
köyü çiftliğinde 1998 Şubat ayında Enercon - Alman 500 kW x 3 adet rüzgar
değirmeni faaliyete geçmiştir. Yılda 5 milyon kW-saat enerji üretmektedir.
Vestas - Danimarka 600 kW x 12 adet, 44 metre kanat çaplıdır. Belediye Başkanı
Remzi Özen - Alaçatı Belediyesi, Ergün Özakat, Ahmet
Ali Akkas - Entropy Microsystems, Steve J. Andrews - Amerikan Lockheed
-Türkiye, Mehmet Hanağasıoğlu - Interwind - İsviçre, Metin Atamer - Ankara
ortak gayretleri ile BOT müsaadesi alınmış, Güçbirliği Holding’in cesaretli
vizyon sahibi yöneticileri Kemal Zorlu, Tuğrul Yemişçi, Yaman Alevok sayesinde
işletmeye açılmıştır. Yılda 20 milyon kW-saat cıvarında üretim yapacaktır.
Çeşme ve Alaçatı beraber, yılda 100 milyon kW-saat elektrik tüketmektedir. Bu
iki rüzgar çiftliği yılda 25 milyon kW-saat üretimle bu ihtiyacın dörtte birini
karşılayacaktır. Yani, 1999 yılında Çeşme ve Alaçatı’da yanan her 4 ampul ve
açılan her 4 televizyondan birisinin tüketimi bu iki rüzgar çiftliğinde
üretilen elektrikle karşılanmaktadır. Alaçatı’lı herkez, Belediyenin %4
ortaklığı dolayısı ile bu üretime ortaktır.
Çeşme yöresinde 1 yılı aşkın bir zamandan beri yapmakta olduğumuz rüzgar
ölçümleri neticesinde hayata geçirilecek yeni RÜZGAR ÇİFLİĞİ projesi ile
birlikte Çeşme Belediyesi ve dolayısı ile Çeşme halkı bu yeni projeye ortak
olacaklardır.Türkiye’de 1998 de harcanan elektriğin iki katı rüzgar
enerjisinden elde edilebilir. Sadece Çeşme-Alaçatı-Urla-Karaburun’u içine alan
40 km. lik bir çerçevede tepelere konacak 1,000 adet rüzgar değirmeni sayesinde
günde ortalama 1 milyon dolarlık elektrik enerjisi elde edebilecek potansiyel
vardır. Bu ise, Izmir şehrinin kullandığı elektrik mıktarına eşittir.
Türkiye’nin rüzgar enerji potansiyeli:
Türkiyenin Alanı = 776,000 km² = 77,600,000 hektar olarak alırsak. Ülkenin
sadece %1 alanı (uluslarası standart, Avrupa için %0.5) rüzgar enerjisi için
kullanılırsa, 776,000 hektar kullanılacak demektir.
10 hektar arazi için bir rüzgar değirmeni düşünüldüğünde (teknik standard)
toplam 77,600 değirmen eder. Bir değirmenin 1 MW (1,000 kW ) kapasiteli olduğu
hesaba katılırsa (ki bir kaç sene içerisinde bu 2 MW’a ulaşacaktır), 1 MW
kapasiteli bir değirmen yılda yaklaşık 2.5 ile 3,000,000 kW-saat enerji üretmektedir.
Tüm bunlar yılda yaklaşık 200 milyar kW-saat enerji üretimi demektir. Türkiye
şu anda yaklaşık yılda 100 milyar kW-saat enerji üretmektedir.
Rüzgardan üretilebilecek enerji ise; bugünkü Türkiye elektrik tüketiminin iki
katı, Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’te o günkü kullanımın ise üçte biri gibi
büyük bir rakama ulaşılabilir. Ham maddesi dışa bağımlı olmayan ve 100 binlerce
insanımız için yeni bir iş alanı açılmış olur.
Gelin bu güzel düşünceyi tüm yurda yayarak. 2023 de Atatürk’çülüğün temiz
enerji kullanıımı hususunda bizlerle övüneceği bir yöne doğru yelken açalım.
YÜKSEK TEKNOLOJİ
KORİDORU HUDUTLARI VE
PLANLANAN RÜZGAR GELİRİ
Yüksek Teknoloji Koridoru öneri alanı, Çeşme- Alaçatı- Urla arasında Yüksek
Teknoloji Enstitüsü’ne komşu alanlar üzerinde dir. Batısında Çeşme ve Alaçatı Belediye sınırları içinde kalan
yerleşim alanı eşik kabul edilmiştir. Sözkonusu alanda Alaçatı Havaalanı,
havaalanının kuzeyinde Alaçatı Barajı ve koruma alanı, teknopark alanı ve
üniversite alanları bulunmaktadır. Kuzeyde Izmir Çeşme arasındaki Eski yol ile
doğuda Yağcılar dağının doğusundan geçerek güneyde Sığacık Körfezinde Demircili
Limanı’na bağlanan aksiyel bir sınır ile sınırlanmaktadır. Karaburun’a kadar
olan bölge de bu düşünce içine alınmalıdır. Yüksek Teknolojinin en büyük
düşmanı tozdur. Bölgede toz çıkaran çevreyi kirleten mıcır imali gibi hiçbir
kuruluşa müsaade edilmemelidir.
Alana, Çeşme otoyolu ile Izmir Narlıdere çıkışından yaklaşık 40 km., veya Alaçatı Havaalanından
5 km. uzaklıktaki bir ayırım ile gidilebilmektedir. Alaçatı teknopark alanının
kuzeyinde, teknoloji koridorunun batısında bulunan Üniversite alanı ve Gülbahçe
Körfezinin batısında bulunan Yüksek Teknoloji Enstitüsü (12 Kasım 2002 tarihli
Resmi Gazete ile Enstitü Yüksek Teknoloji Bölgesi ilan edilmiştir), bu alanın
bu kullanımlara uygunluğu için önemli birer etken olmuştur. Yerseçim kriterleri
arasında ilk sıralarda yer alan bir üniversite ile komşuluk, bilimsel
araştırmaların akademik yönden desteği açısından önemlidir.
Güneyde denizden cephe alan Yüksek Teknoloji Koridoru alanı, Alaçatı
ilçesinin doğusunda bir tampon bölge oluşturmaktadır. Kuzeyde de eski yolla
sınırlanan bu bölge, ilçenin gelişimini doğuda sınırlayan bir eşik konumunda
olacaktır. Düşük yoğunlukta, her türlü kirleticiliği minimize edilmiş, bölgesel
düzeyde ekonomik gelişim ve kalkınma sağlayacak bu koridor, simgeselliği ile
bölge ve tüm ülke için önemli bir kullanım olacaktır.
İlçenin doğusunda tarımsal değeri düşük toprak oranının fazla olduğu ve
orman alanları ile kaplı alanlar üzerinde yapılması planlanan teknoloji
koridoru, aynı zamanda Çeşme ve Urla ile yarımada üzerinde yerel ve bölgesel
sorunları uygulamalı araştırmalarla ve bilimsel değeri olan bölgesel
olanaklarla çözmeyi amaçlamaktadır. Bilimsel araştırmaları ve teknolojik
üretimi birleştiren teknopark ve teknoloji koridoru sayesinde, sorunların
çözümü için gerekli araştırma ve geliştirmeler yarımadada yapılacak, uydu
teknolojileri ile başlayan yüksek teknolojik üretim hızlanacak ve bilgi
teknoloji yoğunluğuyla yeni, çevreye
uyumlu başkaca yüksek teknolojik üretim birimleri kurulacak ve gelişecektir.
Böylece ileri teknolojiye sahip yatırım alanları ile eğitilmiş, vasıflı işgücü
istihdamı da artacak, bölge çevresine de hizmet veren bu alan işgücü, bilim adamları, iş adamları ve yatırımcıları bu bölgeye
çekecektir. Gelecekte ülkemize yönelik teknoloji veya enerji eksikliğinin
getirebileceği muhtemel tehlikeler bu bölgeden tesirsiz hale getirilecektir.
Yüksek Teknoloji Koridoru olarak ilan edilmesi teklif edilen alan, aynı
zamanda Urla-Çeşme arasında bir tampon bölge oluşturması bakımından ve
yarımadanın düzensiz ve plansız istilaya (invasion) uğramasını önlemesi
bakımından önemlidir. Yüksek Teknoloji Koridoru alanı, kuzeyde Alaçatı-Izmir
arasında halen kullanılmakta olan ve bu koridoru beslemesi bakımından önem
taşıyan “Eski Yol” olarak adlandırılan
yol ile sınırlanmaktadır. Izmir - Çeşme otoyolu ile eski yol arasında kalan
alan, Yüksek Teknoloji Koridorunun ihtiyaç duyduğu bağlantıları sağlayabilmek
için servis alacağı tek yolun Eski Yol olması, Yüksek Teknoloji koridoruna eşik
oluşturması ve bölgesel düzeyde bir tampon niteliği taşıması bakımından
önemlidir.
Alanın toplam büyüklüğü yaklaşık olarak 19,800 hektardır. Bunun yaklaşık
4,000 ha’ı Izmir-Çeşme otoyolu ile Eski Yol arasında kalmaktadır. Bütün bölge
SİT alanı içindedir. Buna göre alanın yaklaşık 15,800 ha’ı Izmir Çeşme
otoyolunun güneyinde kalan alandır. Bu
alanlarda mülkiyet %98 den fazla devletin olup tapu ve kadastro henüz
geçmemiş alan çoğunlukta olduğundan koruma önem kazanmaktadır. Alaçatı ve Urla
Belediye hudutları içinde kalan iki uç bölgenin arası ormana aittir ve arazinin
çoğu dağlıktır. Arazi genellikle kalkerli olup topraktan iyi verim
alınmamaktadır. Bölgede yüksek teknoloji ile su üretme dışında rüzgar
değirmenlerinin altını setlerle yerel tarıma uygun geliştirmekle toprağın daha
fazla su tutabilmesi hazırlıkları Alaçatı yönünden başlatılmıştır. Izmir
Alaçatı 154 kV hat bölgeden geçmektedir. Ayrıca Alaçatı - Urla arası 34,5 kV
bağlantı da bölgenin içinden geçmektedir. Bölgede rüzgardan elektrik üreterek
bölgenin finansman ihtiyacının karşılanabilmesi için çalışmalar başlatılmış
ülkenin ilk rüzgardan elektrik üretme çiftliği 3 adet 500 kW lık değirmen Şubat
1998 de devreye girmiştir. 12 adet 600 kWlık değirmenler de Kasım 1998
tarihinde devreye girmiştir. Teknoloji Koridoru alanı yönetimi gerçekleştiği
zaman bu alan ve 30 km. komşu dağlık rüzgara açık yerleri de içine alan bir
yayılmada 5 yıllık bir süre içinde 300 MW kurulu güce, 10 yıllık bir sürede ise
daha geniş alanda 1,000 MW üzerinde bir güce ulaşmak ve dolayısı 200 küsür
milyon dolar elektrik gelirine ulaşması mümkün görünmektedir. Bölgenin rüzgar
potansiyeli eski değirmenlerden esinlenerek uzun yıllar bu bölgede ölçümlerin
yapılması neticesi meydana çıkmıştır. Bölge yönetimi rüzgar geliri ile
bölgeyi hızla teknolojik olarak kalkındırıken bölgeye gelir bırakmayacak rüzgar
kuruluşu müracaatlarına müsaade edilmemelidir.
12 Kasım 2002 yılında İYTE – İzmir Yüksek Teknoloji
Enstitüsü - alanında Yüksek Teknoloji Bölgesi olarak başlatılan kavramın,
sinerji yaratacak yaşam biçimini de içine alacak şekilde, yukarıda bahsedilen
hudutlara kadar genişletilmesi için girişimlerin başlatılması önemle üzerinde
durulacak konulardandır.
Ek1:
YÜKSEK TEKNOLOJİ BÖLGELERİNDE
Güney
Kore’nin Daedeok Science Town 4 milyar dolar 114 Ar-Ge merkezi, 15,000
çalışanı,
Taiwan’ın
Hsinchu Science –Based Industrial Park 600 milyon dolar yatırım,
Hong
Kong’un Cyberport bölgesi 1.7 milyar dolar, Vietnam, Indonesia, Çinde 50 adet
bölge ve başkaları kuruldu ve kurulmakta. Çok büyük paralar. Çok büyük
vizyonlar. Buna rağmen yeteri kadar buluş sahibi yaratamadıkları için çoğu
zaman ucuz işçiliğin getirisi ile tatmin olmak durumu ile yaşama durumunda
kalıyorlar. Aynı duruma düşmemek için çok uzun çalışmalar ve görüşmeler sonucu
1991 den beri üzerinde çalıştığımız yeni bir model geliştirdik.
Amerikan Silikon Vadisi Kaliforniya’da 105,000
hektarlık bir alana yayılmıştır. 75 km uzunlukta – Çeşme yarımadası gibi – bir
bölge. Stanford Üniversitesi elektronik profesörünün 1955 yılında bir
öğrencisine kendi cebinden verdiği 500 dolarla başlamıştır. Bugün dünyanın
yüksek teknoloji buluş ve para kazanma ölçü birimidir. 9,000 cıvarında kuruluş
ile günde 63 dolar milyoneri yaratmaktadır – işe başlayan sekreter veya şöför
peynir ekmek parası fakat hisse ile başlıyor, yani risk alıyor, başarı herkesi
milyoner yapıyor. Bir başka eşi yoktur. Neden? Çünkü yüksek teknolojik buluşlar
sonucu para kazanma bire 100, bire 1,000 ve hatta bire 10,000 gibi getiriler 3
ile 10 yıl arasında NASDAQ yolu ile gerçekleşmektedir.
Teknoloji inovasyonunda 3 ana konu vardır. 3 ayaklı bir masaya benzer her ayak önemlidir.
1.
Yönetim
anlayışı, bölgenin ve devletin yönetimi
anlayışı.
2.
soft teknoloji dediğimiz kültür, yaşam biçimi, melek sermaye, girişimci
sermayesi “venture capital”, kritik kütle yaratacak şekilde düşünebilmek,
birbirleri ile yan yana çalışabilmek.
3.
yüksek teknolojik çalışmalar.
Güzel
sanatlar, serbest hayat felsefesi, düşünce serbestliği ve düşünce biçimi, mali,
hukuki, işletme ile ilgili konular, zengin insanların bu bölgeyi çekici bularak
ilgilenmesi, çok çeşitli ülke ve geçmişten bir araya gelmiş insanlar
“teknolojide yenilik yaratmak” dediğimiz olayın soft teknoloji dediğimiz
kısmını oluşturmaktadır.
1991 yılından beri Çeşme yarımadasının Urla-Çeşme
arasının Uluslararası Çevre Teknoloji Koridoru model çalışması, yavaş fakat
başarı ile gelişmekte olan bir projedir. Hedef 2023 yılına kadar başarılı bir
başlangıca ulaşmak ve bu bölgeden asgari bir Nobel sahibi olmak veya bir Nobel
sahibini Türk yaparak bölgeye yerleştirmek:
Modelde
2 ayrıcalık göze çarpmaktadır.
1.
Devletten para istemeden
gelişmenin oto-finas ile büyümesi.
2.
Sinerji yaratmak için
kıskanmadan en güzel yerleri tahsis etmek, kolaylaştırıcılık yapmak.
Küçük
ülkeler kendileri bir teknopark gibi sinerji yaratabilmektedirler. Sinerji,
çözümde hız ve rasyonellik, yenilik için hayal gücü yaratmakdır. İsrail,
İsviçre, Danimarka bunu yapabilmektedir. Amerika, Çin, Rusya gibi büyük alana
yayılmış ülkelerde kümeleşme ile kritik kütle ve sonucu sinerji yaratma yolu
seçilmiştir. Mesafeler büyüktür. Ülkemiz de bu ikinci gruba girmektedir.
Bir
diğer önemli husus ülkemizde serbest düşünebilen insan azlığıdır. Pederşahi
toplum düzeni ve uzun yıllar askeri terbiye sonucu yaratıcılık ikinci plana
atılmıştır. Bu ciddi bir sorundur. Bana
göre en büyük zorluğumuz bu olacaktır. Ahlak anlayışında dejenerasyona
uğramadan serbest düşünebilen yaratıcı bir toplum olmak. Bunun için
modelimizde güzel sanatlar, sakin ortam, tatil yöresinin bol çeşitliliği ile
kaynaşmayı tahrik edecek bir ortam yaratmayı da çalışmalar arasında sürdürdük.
Bu yöre, yüksek teknolojinin sanat ile kaynaşacabileceği iyi planlanıp korunmuş
bir yöredir. Birkaç eksikten en onemlisi 3 lisanlı yatılı bir okul düzenidir. Buraya
yerleşecek kimselere masraf ve zorluk olmamalı. Bilindiği gibi Uzak Doğu ucuz
işçilikle yüksek teknolojiyi bir araya getirmeye çalışıyor. Pahalı yörelerin
rekabet şansı azalmaktadır. Mesela Istanbul çok pahalıdır. Ancak tıp gibi bazı
konular hariç burada uzun vadede uluslararası rekabete dayanamaz. Hayvanların
tersi insanlar kalabalık yerlerde tecrübeli doktorlardan şifa arıyorlar.
Ülkemizde
3 adet Yüksek Teknoloji Bölgesi vardır. Bu çalışmada sadece Çeşme yarımadası
Urla Yüksek Teknoloji Bölgesi IYTE Kampüsünde başlayan 12 Kasım 2002 de Resmi
Gazete Bakanlar Kurulu kararı ilan edilen bölgenin geleceği üzerinde durmak
istiyorum. Bu düşünceler diğer bölgelere de az veya çok tatbik edilebilir.
Diğer hiçbir bölge bizdeki kadar uygun şartları içermiyor. Çalışmalarımız ve
hükümetin alt yapı yatırımları da son 14 yıldır bu yörede bu konuya destek
olmuştur. Yani hükümetler destek vermişlerdir. Daha fazla olabilirdi fakat
ancak bu kadar güçleri veya anlayışları oluşabilmişti.
Kimseden mali yardım istemeden, bölgenin oto-finansman yolu ile bağımsız
bir yönetime ulaşabilmesi kolay bir iş değildir. Dünyada bir ilkdir. 1991
yılında Amerika’lı girişimci şirket ile başlattığımız çalışmadan itibaren
rüzgar ve ileride hidrojen enerjisi ile bölgenin elektrik ve bir kısım su ve
ısı ihtiyaçları ile otomobillerin hepsinin enerji ihtiyacını gidermek de
planlanmıştı. Yaptığımız çalışmalar sonucu 1998 yılında Alaçatı Belediyesinin
de içinde %4 hissedar olduğu 12 rüzgar türbinli çiftliği başarı ile çalışmaya
başladı. Bugün Çeşme Alaçatı yıllık enerji ihtiyacının ¼ lük parçası rüzgardan
elde edilmektedir.
Bölgenin finansmanı için çeşitli uygun yerlerde kurulacak 1,000 adet
1500-2500 kW lık rüzgar türbininden yılda 5 milyar kWsaat cıvarında üretim
beklenmektedir. Bunun parasal geliri ortalama 5 cent/kWsaat fiyattan yılda
ortalama 280 milyon dolar eder.
1000 türbin X 2,000 kW/türbin X 2.8 milyon kWsaat/yıl X 0.05$/kWsaat = 280
000 000 $/yıl.
Ayrıca bölgede fazla üretilen elektrikten su hidrolizi ile hidrojen imalatı
yapmak ve hidrojenin yakıt hücreleri ile (fuel-cell) kullanarak elektriğin, ısı
ve suya dönüştürülmesi ile çevresel bir teknopark halinde geliştirilmesi.
Türkiye’nin teorik rüzgar enerjisi potansiyeli günde 100 milyon dolar elektrik
enerjisi değerine eşittir.
Çeşme Yarımadası Teknoloji bölgesi dağlık bir bölgedir, tarıma pek uygun
değildir ayrıca su da yok denecek kadar azdır. Alaçatı içme suyu barajı 500
hektar koruma alanından toplanan su ile dolmaktadır. Dağlık alanlarda kademeler
meydana getirerek hem tarım yapılabilir, kekik, nergiz, sakız, badem, bağ gibi,
yüksek olmayan nebatlar ve hem de yükseklerde rüzgardan elektrik elde
edilebilir. Kademeler suyu tutarak yer altı sularının birikip artmasına sebeb
olur. Toprak geçirgendir. Jeotermal sular bu geçirgenlik sonucu meydana
gelmektedir. UrlaÇeşme arası 40-50 C arasında jeotermal su vardır. Seferihisar
ve İzmir’e doğru su sıcaklığı 120 C üzerine çıkmaktadır.
K-12 denen ana okulundan lise sona kadar 3 lisanlı yatılı okullar
geliştirilecektir. Bu okullarda yaz aylarında çeşitli kurslarda, lisan,
kaptanlık, pilotluk, telsiz muhaberesi, turizm, dalgıçlık, ilk yardım, balık
yetiştirme teknik okullarda yardımcılık gibi faaliyetler sonucu ekstra
sertifika ve diplomalar ile gençlerin lise biterken birkaç bin dolarlık para
kazanacak bilgi ve beceriye ulaşamaları temin edilecektir. Devamlı öğrenim ile
“6 yaşından 100 yaşındaki gençlere kadar”insanlara yeni ufuklar vermeyi
planlayan yolları açmayı düşünmekteyiz.
Sinerji yaratmak gayesi ile her üniversiteye asgari 100 dönümlük yer tahsis
etmek ve her üniversitenin buralarda bazı projeleri diğerleri ile beraber takip
edebilmesi için gayret göstermek. Ar-Ge fonlarının bir araya gelerek daha
rasyonel kullanması için Tübitak ile koordineli çalışma düzeni geliştirmek.
Bildiğiniz gibi ülkemizde hiç bir proje tam manası ile fonlanamamaktadır.
Üstüne üstlük duplike işlerde para parçalanmakta ve sonuca ulaşmak çok zayıf
kalmaktadır.
Aynı konuda tüm ülke beyinlerinin yetmediği yerlerde yabancıların da bu
yörede devreye girmesi en büyük isteğimizdir. Kritik kütle meydana getirmek her
ülkenin en büyük dileğidir. Hiçbir ülkede beyin yetmemektedir. Beyinleri en iyi
bir şekilde organize edebilenler sinerji yaratmaktadırlar.
Bütün dünyada üniversitelere gereken fonları bulmak ciddi bir sorundur.
Ülkemiz imkanlarını verimsiz dağıtma yerine önce bir noktada toplamak bizim
düşüncemizdir. Çözüme doğru gitmek ve tekrar iş bölümü yaparak Ar-Ge nin
gerisini tamamlamak için araştırıcıları önce bölgemizde toplamak sonra tekrar
kendi yörelerine göndermekle çözümde büyük hız
ve sinerji kazanabileceğimize inanıyoruz. Araştırıcılar birbirlerini
tanıyacak, herbirinin neyi ne kadar bildiği ve eksikliklerinin görebilecekler,
gerekirse dış ülkelerden uzmanları davet edecekler. Tübitak bu konularda
koordinatörlük üstlenmelidir ki duplike ve yanlış veya luzumsuz işler olmasın.
Bu iş için Tübitak’ın yörede bir koordine ofisi ve merkez labaratuarı
kurulmalıdır.
En son fakat en az diğerleri kadar mühim olan 10 adet “venture capital”
firması kurabilmektir. Bunların bir kısmı teknoparkın kendi finansmanı yardımı
ile kurulacaktır. Ege bölgesi 12 milyon insanın yaşadığı ve yüksek gelirli bir
yöremizdir. Çeşme-Alaçatı-Urla koridoru ise bir çeşit zenginlerin evlilik
teknoparkı haline gelmiştir. Hükümetin ve ordunun birçok kuruluşları Ar-Ge
yapmaktadır. Yörenin ileri gideceği konularda beraber hareketle çok iyi
neticeler alınabileceğine kuvvetle inanmaktayız. Yabancı ülkelerle bazı
konularda müşterek hareket edebileceğiz.
Dünyadaki her ülkeye 5-10 dönüm yer ayırmayı düşünmekteyiz. Bu şekilde
yabancı ülkelerin bu yöreyi duymasını, görmesini belki teknik veya belki
sanatsal, müzik veya başka sebeble buralara gelmesini yöreye renk, canlılık ve
çeşitlilik vermesini düşünmekteyiz. İleri ülkelerin teknolojik üstünlükleri daha
az gelişmiş ülkelerin başka özellikleri hayatı daha canlı, daha güzel hale
getirecektir. Bu fikir de dünyada bir ilkdir.
Yaşlılar için hem yaşam ve hem de geriatri konusunda Ar-Ge İçeren yerleşim
düşünmekteyiz.
Istanbul’un finans ve pazarlama merkezi olması dolayısı ile her gece kalkan
oraya varan ve gine ertesi gece geri dönülebileck vapur projemiz vardır. Bu
vapurlarda iş merkezi, sekreter, tlf ve fax servisi, internet, konferans
salonları olacaktır.
Yapılacak 2 yeni iskele ile Güzelbahçe-Yeşilköy arası zamanı 3 saat kadar
azaltacaktır. Vapurlar İzmir ve Istanbul içine girmeyecektir.
TEKNOLOJİNİN MİLLİYETİ YOKTUR – 1453 yılında bir yabancı ülkemize gelerek
en büyük topun yapılması ve tarihin değişmesine sebeb olmuştu. 1945 de aynı şey
tekrarlandı. Bu sefer yabancılar Amerika’ya giderek orada atom bombası imali
ile yeni bir dönem başlattılar. Ülkesini, imkanları, yaşam biçimini kim daha
güzel yaparsa insanlar oralara doğru gitmektedirler. Diğer faktörler de yan
yana getirilebilirse buluşlarda patlamalar olmaktadır.
Son olarak bu bölgede 2023 yılına – Cumhuriyetin 100.Yılı – kadar bir Nobel
kazanmak için çalışacağız. Eğer başaramazsak bile hiç olmazsa Nobel almış
meşhurları bölgeye yerleştireceğiz veya belki bir tanesi de Türk olacak.
Yurtta sulh cihanda sulh diyen Ulu Önder Atamızın bizlerle gurur duyacağı
bir çalışma içinde huzur bulmak, yeni nesle bir vizyon bırakmak istiyoruz.

İYTE –
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü - Urla kampüsünün İzmir ve hinterlandı ile
daha hızlı bir ulaşıma kavuşması sinerjiyi arttırıcı bir tesir yapacaktır.
Ayrıca Istanbul gibi 20 milyonu temsil eden para ve pazarlama merkezinin de
İzmir’le daha uygun bir bağlantısı sinerjik sonuç verecektir. Acil olmamakla
beraber alt yapı programlarına koymak için uğraşı zamanla meyvesini verecek ve
takdir edilecektir. Ek 2 – Monorail ve Istanbul-İzmir vapur projesi.
Ek2:
2 Öneri
1.
İzmir İYTE arası monorail tren.
2.
İzmir Istanbul arası gecelik
vapur seferleri.
İzmir
Çeşme 6 yollu yolun ortasındaki yeşillik üzerine monte edilecek monorail bir
tren İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünü bütün Ege’ye kolaylık ve hızla bağlama
yönünde faydalar yaratacaktır. Narlıdere’den itibaren sadece Urla-Ovacık yolu
üzerinden kolaylıkla aşılabilecek bir köprü engelinden başka bir engel yoktur.
Yarım saatte bir gidip gelen sadece 1 hat bile yeterli olabilir.


2
saatlik çevresel nüfusu ile İzmir 12 milyon, Istanbul 20 milyon olup
Türkiye’nin en büyük 2 metropüdür. Para
ve pazarlama konularında ağırlıklı güç kazanmış Istanbul’un İzmir ve çevresi
ile birçok konuda daha uygun ortamda buluşması faydalar getirecektir. Daha çok
toplantı ve seminerlerin vapurlarda zaman ve para kaybını azaltacak şekilde
yapılabilmesi gerekmektedir. Ayrıca her aksam karşılıklı kalkan, modern ihtiyaçlara
cevap veren 2 vapurla, gitme gelmelerin hayatın kalitesi kavramı içinde, vapur
ve trenden sonra gelen 3 cü sınıf sayılabilecek uçak seyahatinden kurtarılması
hem otel masraflarını ortadan kaldıracak ve hem de göremediğimiz birçok
faydalar getirecektir.
İzmir’de
Güzelbahçe’de denize dolgu ile yapılacak basit bir iskele ile aynı anlamda
Yeşilköye yapılacak bir iskele, yolculuğu 3 saat kadar azaltabilecektir. Konu
sadece mesafe ile değil yanaşma ve sis gibi faktörlerin de değerlendirilmesi ve
biraz da hızlı ve daha modern vapurlarla rahatlıkla temin edilebilir.
Çeşme
limanı bazı yaz aylarında haftada 70 kadar vapur trafiği ile ekonomi canlandığı
zamanki trafikte zorlanacaktır.
Sığacık
körfezinde uygun bir yerde yapılacak bir Ro-Ro iskelesi de 30 km lik Sığacık –
Güzelbahçe kara bağlantısı ile her gece Istanbul – Yeşilköye bağlanabilir.

Finlandiya’nın
Helsinki şehri ile Stockholm arası vapurlar inanılmaz modernliktedir. Bunların
eskileri bile çok güzeldir.
Ek3:
Başşehirde yaşayanların birbirleri ile olan
iletişimlerinde tabii olarak bazı bilgi kısa devresi veya sızmasi olmaktadır.
Gizli bilgilere sahip politikacilar ve çalışanların bu bilgileri
dişarıdakilerle paylaşmaya başlaması ile sendrom başlar. Bu tuhaf simbiyotik
sistem kanuna karşı olsa veya olmasa da bunu kendi çıkarlarına kullananlara bir
şekilde menfaat ve maddi çıkar sağlayabilir hale gelebilmektedir.
Sistem
engeller yaratarak kendi kendini beslemeye başlamıştır. Elde edilen menfaatler
yaratılan engeller ile doğru orantılıdır. Kronik olarak büyüyen bu kontrolsuz
sistem sonunda karar mekanizmalarının mantığını ele geçirir.
Çözümler yerine yetki, engeller yaratmaya
yönlenmiştir. Müsaadeler bahşederek yapay olarak yaratılmış engellere lafta
çözümler bulunmaktadır. Danıştay ve Yargıtay icazet israfları, uzun
toplantılarda sarf edilen büyük gayretler ve zaman gözler önündedir. Şimdi
artık meşhur Frankenştayn - Şeytan Ağacı - yaratılmış ve yolun solundan çok
hızla yok edici sonuna doğru koşmaktadır.
Tokyo,
Washington, Londra, Paris bu sendromu az çok paylaşırlar. Ancak bu bahsedilen
olayların olabilirliğini kabul ederek, bunlara karşı şeffaf bir yol izlemekle
önlem alınabilir. Bu haksızlığa tek kalıcı çözüm hükümetlerin
merkeziyetçilikten uzaklaşmasıdır.
Ek4:
ÜNİVERSİTE SANAYİ İŞBİRLİĞİ
TEKNOLOJİDE YENİLİK YARATMA KAVRAMI VE ORTAMLARI
1.
TÜRK GENÇLİĞİNİN BUGÜNKÜ DURUMU
ve BAŞŞEHİR SENDROMU,
2. BİLİM TOPLUMUNUN ESASLARI VE DÜŞÜNCE TARZI,
3. ÜLKEMİZDE HER YIL YARATILMASI
LAZIM GELEN YENİ GİRİŞİMCİ ADEDİ,
4. YENİ İŞ ALANLARININ YENİ FİNANSMAN MODELİ.VENTURE CAPITAL.
5. TEKNOPARK OSB DEĞİLDİR,
6. TEKNOLOJİ BÖLGELERİMİZ HAKKINDA KISA İZAHAT - İZMİR ÇEŞME
TEKNOKENT PROJESİ
7. GENELDE TEKNOPARK KURMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR.
8. SONUÇ
1.
TÜRK GENÇLİĞİNİN BUGÜNKÜ DURUMU ve BAŞŞEHİR SENDROMU:
Nüfusumuzun 70 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunun %60 ından
fazlası, yani 40 milyon cıvarı, çok genç yaştadır. Nüfusumuzun 20 milyonu 20 yaşın altındadır. Bu durum bize ekonomide çok
dinamik olma zorunluluğunu getirmektedir. Ayrıca insan ömrünün önümüzdeki bir
nesil içinde gerçekleşecek genetik bulguların ticari hayata kazandırılması
dolayısı ile 100 yaşın çok üzerine
kadar olabileceği görülmektedir. Bu gerçeği göz önüne alırsak toplumun 0-20 ile
60-100 yaşı arasının prodüktif olmaması halinin ekonomiye getireceği yükü
düşünerek hareket etmek zorunluluğu vardır. Eğitim, öğrenim ve üretimin hiç kesintiye uğramadan
devam edebileceği paradigma içinde uygun ortamların yaratılması kaçınılmazdır.
Eğitim, öğrenim ve üretimin ömür boyu
sürebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi ile uzun yaşaması beklenen emeklilerin
adeta bir seferberlik içinde bu yeni olguda yer almaları temin edilmelidir. Yetişmiş insanların öğretmen olarak gecici
kadrolara alınıp bir yandan öğretmen olmak için gerekli dersleri almaları bir
yandan da ders verebilmeleri problemi çözümü geç kalmıştır. Orta eğitim
tatilleri çok azaltılmalıdır. 330 güne
yakın çalışma başlatılmalıdır. Zorunlu yaz kampları, meslek kursları, sertifika
ile tecrübe kazandıracak şekilde düzenlenmeli, lisanı ve diplomaları ile
gençler üniversiteye gitmeye mecbur kalmadan gerekirse iyi bir gelir
kazanabilecek şekilde hayata atılabilmeli sürdürülebilir yüksek öğrenim, eğitim
yolları kapatılmamalıdır. Belirli mekan
yerine oğrenim, eğitimin eve, heryere girebilmesi için gerekli hızlı
iletişim alt yapısı bu yönde geliştirilmeli ve kuvvetli bir şekilde teşvik
edilmelidir. En iyi öğretmenleri
paylaşarak öğrenmek herkezin ulaşabileceği sanal mesafelerde olmalıdır. Sonunda bu yol daha verimli ve daha ucuza
gelecektir. Bugünkü eğitimin içeriğinin
artık değişmesi lazımdır.
Ülkemizde öğrenci olanların durumu acıdır. Çağımıza ayak uydurma yönünden
bir felaket arzetmektedir. Toplumun büyükçe
bir kısmı dünyanın nereye gittiğini görmemektedir. Öğrencilerin bir çoğunun idealizmi yitirmiş
anlamsız yetersiz ortamda
yaşayarak, faydasız korkulu düşüncelerle
dolu bir yaşam biçimi içinde, yaratıcı
ve çözüm getirici insana doğru gitmesi beklenemez.
Ülkemizde yılda asgari 2,500 adet teknik girişimciye her yıl devamlı
artacak bir şekilde ihtiyacımız vardır. Bu rakam diğer bazı ülkelerle
kıyaslanarak bulunmuştur. Aileler ağır öğrenim masrafları neticesi tükenmiş
mali durumları dolayısı ile gençlerin girişimci olmalarını kaldıramıyor. Okul sonu hemen maaşlı bir yerde
çalışmalarını isteyerek toplumun en kıymetli unsuru olan girişimciliği
baltalamaktadır. Üstüne üstlük üniversitelerde kıymetli gençler içinden teknik
girişimci olabilecek egosu kuvvetli kimseleri inkübatüre alarak - bünyede
tutarak - sinerji yaratacak kritik kütleyi oluşturma işi geri planda kalmakta
buluşlar çok yavaşlamakta bilginin ticari değere dönüşümü yok olmaktadır. Bu ise akademik dünyaya verilen önemi azaltan bir çeşit
akademik çözülmeye yol açmaktadır.
Politik güç sahibi yöneticilerin, sanayici ve zenginlerimizin artık bu
durumu görerek daha güzel, daha yeni
olumlu ortamları yaratmaları lazımdır.
Bu ortamları sadece hemen para kazanacak yerler olarak görmeyi bir
tarafa bırakarak biraz filantropi ile
hareket etmeleri gereklidir. Takdirle
karşılanmakla olan bu tip davranışların adetlerinin çok az oluşu yapılanların
yetersiz oluşu üzüntü vermektedir. Daha
fazla birşeyler yapma zamanı gelmiştir.
2.
BİLİM TOPLUMUNUN ESASLARI VE DÜŞÜNCE TARZI,
Teknolojik
gelişmelerde ortaya çıkan önemli niteliksel değişiklikler özellikle küçük
işletmelerin ekonomide paylarını büyük ölçüde arttırmıştır. Bunun neticesi
olarak ekonomik politikalarda artık stratejik bazı değişiklikleri uygulama
zamanı gelmiştir. Bu stratejinin esası ülkede mevcut tüm bilimsel ve teknolojik birikimin ve yeni buluşların üretime
yönlendirilerek ticari bir değere
ulaştırılıp ekonomiye kazandırılmasıdır. Eğer bu çalışmayı prodüktiv olarak
gerçekleştirebilirsek 1923 de kazanılan zafere bir o kadar daha önemli ve büyük
olan teknolojik ve ekonomik zaferi eklemiş olacağız. Bu çalışmalarla
Türkiye’mizin rekabette 37 inci, yüksek teknoloji içeren sanayi ürünlerinde 40
ülke arasındaki 30 larda olan sırasını 15-20 lere tırmandırabileceğiz.
Artık
sorun çözen bir toplum olabilmek için düşüncelerimizi değiştirmeliyiz. Görülüyor ki eski çağların düşünce biçimi;
yani emirlerin bir üstten gelmesi, bu emirler sorunların çözülmesi yerine
birikmesine bile yol açsa bunlara uyulmasının toplum tarafından körü körüne
benimsenmesi, gittikçe artan nüfusun isteklerini bırakın bir yana, birikmekte
olan sorunlara bile çözüm üretememektedir. Artık bilgi çağına uygun düşünme
alışkanlıkları edinmemiz için gerekli olan kendi kendine düşünebilen insan olma
gayretini göstermemiz lazımdır.
Sanayileşme sürecini tamamlamadan Türkiye’nin 21.YY Bilgi toplumuna geçiş
stratejisinin ana hatlarını açıklayan
Sayın Prof. Hüsnü Erkan raporuna göre bilim
bazlı düşünmede kişinin değer yargıları değil; olay ve olgunun
nedensellik, mantık ilişkileri içinde ele alınması ön plandadır. Yine Prof.
Erkan’a göre artık Türk aydınlarının ideoloji ve inanç satmaktan bilgi
üretmeye, slogan üretmekten çözüm üretmeye yönelmesi ve kendi kendini bu yönde
eğitmeye başlaması lazımdır. Bir
değişim, yenilenme ve gelecek projesi olarak düşünme tekniği bir yöntem olarak
öğretilmelidir. İnsanda herşeyi değiştirmek yerine sadece, yöntem ve teknik
olarak düşünme kalıbımız
yenilenmelidir. Sayın Erkan
şöyle devam etmektedir; tarım toplumunun ana üretim girdisi toprak, sanayi
toplumunun ana girdisi sermaye ile temin edilen makine ve techizat donanımı olup bilgi toplumunun ise temel
üretim aracı bilgi olmaktadır. Bu güzel anlatımdan şu netice çıkarılmaktadır. Artık zengin toplumlar arasına katılmak için bilgi,
ana ham madde olmaktadır.
Bu
sebeble Amerika’da yalnız Silikon Vadi’de hergün 63 yeni dolar milyoneri hayata
kazandırılmaktadır. Business Week 18 Ağustos 1997". Bilginin sinerjik ortamlarda, yani sinerjisi
yüksek teknoloji bölgelerinde, teknoparklarda, girişimci inkübatürlerinde yeni
bir yaşam biçimini benimseyerek hızlı üretimi, bu tip düşünceye sahip
toplumlarda çok ileri zıplamalar yaptırmaktadır. Her ne kadar Silikon Vadi
tecrübesini yakalamak kolay bir iş olmasa da her ülke ve hatta Amerika içinde
bile her eyalet bu tecrübeyi bir ölçü birimi olarak almakta ve ona ne kadar
yaklaşırlarsa o kadar başarılı sayılmaktadırlar.
Türkiye’in kıt para imkanları ve tecrübe eksikliği henüz hiç bir alanda
yaratıcılığı hızlandıracak kritik kütleyi oluşturamamaktadır. Off-set fonlarının nakide çevrilerek Tübitak,
Teknoparklar ve Üniversitelere özellikle devamlı gelir temin edecek yönlerde
kullanılmaları şartıyla tahsisi gündemde bir numaralı önemli işler sırasına
yükselmiş artık birşeyler yapılması acil durum arzetmektedir.
Tübitak
ve YÖK - Ar-Ge’ye dönük çalışma ve araştırmaları hem parasal ve hem de diğer
yönlerden sinerji yaratacak şekilde önce teknoloji bölgelerinde müşterek
çalışmaya doğru teşvik etmeli sonraları bu çalışmaları akıllı bir şekilde yayma metodlarını
geliştirmelidir. Böylelikle tecrübeli
kimselerin yanında ve imkanı bol ortamlarda başlayan Ar-Ge esaslı ileri
projeler zamanla Türkiye sathına yayılacaktır. Üniversitelerimizin sanayi ile
sıkı işbirliği kurmak için uygun ortamları, teknoparkları en mühim işleri
arasında görmesi lazımdır. Böylelikle, yukarıdan gelen emirlerle gelecekte
hangi derslerin nasıl sunulabileceğini kendileri görebilecek ve karar
verebileceklerdir. Teknoloji
üretkenliğinde bu ortamların
yaratılabilmesi amacı ile burada önerilen parasal rahatlığa kısmen de
olsa ulaşmak gereklidir.
Yukarıdan emir ve talimat alarak bilgi toplumu olunamaz. Türk eğitimi maalesef, Eğitim Bakanlığı ile iyi
münasebetli insanların dolaylı vasıtalarla para kazanmasına yönlenmiş bir
çalışma düzeni oluşturduğu düşüncesini yorumlatan şüpheler yaratmaktadır. Eğitimde dershane düzeni “La cosa
nostra” görünümü vermektedir. Başşehirler bu gibi ortamların yeşermesine müsait
olduğundan - *Başşehir Sendromu - denen bu hastalıkla uğraşmak için mesela
Japonlar Ar-Ge yönünden de merkezleşen bu gibi cazibe ilişkilerini azaltmak
için, ileride kısaca değineceğim, bazı tedbirler almışlardır.
Mesela, Japonya’nın yaptığı gibi Vali’lere bu
yönlerde de sorumluluk getirilmelidir.
Valilere atanmadan evvel, dünyadaki bu gibi merkezleri gezip görme ve
dönünce ne yapacaklarını anlatan rapor hazırlama ve uygulama görevi
vermelidir. Bu işi tam yapmak
istiyorsak; valiler bu öğrenim gezi raporlarına göre tayin
edilmelidirler. Aksi halinde uzun süren
çalışmalar atamalar dolayısı ile yavaşlayacaktır. Çünkü teknoloji inovasyonu uzun süreli bir hayat tarzıdır. Eğer bunu yapamıyorsak hiç olmazsa İzmir
özellikle Çeşme yarımadası 1990 dan beri yapılmakta olan hazırlıkları göz önüne
alarak bir Teknopolis olarak seçilip
geliştirilmeli ki hızla uluslararası teknoloji yeniliği yaratma yarışına
katılabilsin.
Problem çözebilen medeni toplumlar arasına katılmak için yetki ve imkanları olanların bu olaylar dizisini göz ardı etmeyecek bilinçle hareket etmeleri
lazımdır. Bir yandan yeni yetişen
gençleri iş sahibi yapmak ve diğer taraftan olgunluk çağına gelmiş emeklilerin
gençlere, hayatla ilgili birçok işi öğretmek için kullanılmaya başlatılması
lazımdır. Kıymetli bir emekliler ordusu israf edilmektedir. Bugüne kadar bilgi birikimli emekliler gençlere faydalı
olamamakta, yetişen dinamik gençliğin
istekleri tatmin olmamakta, hızla
değişen ve büyüyen teknolojik dünyada, öğrenim eksikliği israfı şiddetle devam
etmektedir. Sadece Hindistan’ı yakalamak için yıllık en aşağı 50,000-100,000 adet bilgisayar programcısına ihtiyaç
olmasına rağmen Türkiye 4,000 cıvarında programcı üretmekle intihar yolunu
seçmiş görünmektedir. Olayın acı tarafı bunu kabul edecek cesareti gösteren
ve birşey yapmak için uğraşanların azınlıkta bulunmasıdır. Çünkü
Başşehir bunu görmemiştir öyleyse böyle
bir problem yoktur paradigması, bakış
açısı artık değişmelidir. Fazla beyinin ülke dışına kaçması beyinlerin
kanalizasyona atılmasından daha iyidir diyen 1970 lerin Hindistan’ı bunu
başarmıştır. Biz de başarabiliriz.
Organize sanayi bölgeleri modası geçmektedir. Sanayileşme sürecini tamamlamadan bilgi toplumuna geçişin yolu ise
yaşam tarzı ile tariflenen ve yaşam biçimine çok bağlı olan silikon
vadilerinden geçmektedir. Bu olayların akışına ivme kazandırmak için ülkemizde
yeni bir bakanlık, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı adı altında kurulma düşüncesi
desteklenmeli ve eldeki her parasal imkan off-set ler dahil seferber
edilmelidir.
Geleceğin
zorluklarını kişisel olarak göğüsleyebilecek tipte, kendi başına düşünebilen fakat başkaları ile beraber çalışabilen insanların yetişmesi
kaçınılmazdır. Üniversite yönetimleri
öğrencilere daha çok çalışıp öğrenebilecek ortamlar yaratmalıdır. Yıl 8760
saattır. Yollarda zaman israf etmeyen
yılda 5500 saat (ortalama 15 saat/gün net)
çalışabilecek insan toplulukları yaratmak mecburiyeti vardır. Bizi
ileriye zıplatabilecek ülkemizdeki üniversiteler ve öğrenciler bugün bunun üçte
birine ulaşamamış durumdadır. Yaşam tarzı, gitme gelme zaman israfları çok kötü
durumlara ulaşmıştır. Ev ve çalışma,
çoluk çocuk eğitimi, ailenin
medeni ihtiyaçları hiçbirisi bilgi toplumuna giden yolda ve seviyede değildir.
Yaratıcı ortamın kurulabilmesi için bu gidişata artık dur diyecek ülkemizde
uygun ortamları yaratma çalışmalarını organize eden bu çeşit çalışmaları
alkışlamak lazımdır.
Dünyada olup bitenlere ilave olarak
fiziki hudutlar, yaygınlaşan telekominikasyon ağları ve hızları sayesinde
ortadan kalkmakta, bu fiziki hudutlar sadece az gelişmişlerin daha gelişmiş
ülkelere güç etmesini durdurmak için
canlı tutulmakta fakat turizmi teşvik etmektedir. Para bilgisayarlarla bir
taraftan başka tarafa akıl almaz hızlarla gönderilebilir, alış verişler bilgi sayarlarla evlerden
yapılabilir hale gelmiştir. Telekominikasyon kanalları ile gelip giden para
transferleri, sanal(virtual) bankacılığı doğurmakta, eski bankacılığın para
kazanma usullerinde ise ciddi arayışları beraberinde sürüklemektedir.
Daha hızlı birşeyler yapmak için seferberlik halinde olmamızı gerektiren
sebebler birikmektedir. Bu seferberlik için hala geç kalmadığımıza ve sivil
seferberlik halinde olabileceğine inanıyorum.
3.
ÜLKEMİZDE HER YIL YARATILMASI LAZIM
GELEN YENİ GİRİŞİMCİ ADEDİ,
Okullardan
mezun olacak en iyi gençleri şirketlerimize alarak iyi bir iş yaptığımızı
düşündüğümüz malumlarımızdır. Meyveyi
alırken dalı koparmaya benzeyen bu uygulama
yaratıcılığı hedef almış ülkelerde yerini yeni başka uygulamalarla
paylaşmaktadır. Bir çok ülkede girişimci yetiştirmek için girişimcilerin
yeşereceği özel durumlar, özel ortamlar yaratılmaktadır. Ülkelerin çeşitli
yörelerindeki yerel yönetimler yüksek
eğitim görmüş kimselerin girişimci kabiliyetinde olanları için, varlıkları
olsun veya olmasın, yüksek katkı getirebilecek bir biçimde üretici ve vergi
ödeyici hale gelebilmeleri yönünde gayret göstermektedirler.
Toplumda
ancak yüzde birkaç olabilen bu tip nadir ve az yetişen insanların yeşerip
faydalı bir hale gelmesi ve yakın tanıdığı diğer bilgi sahibi yetişmiş
insanları çevresinde toplayarak bir üretici sistem oluşturması kolay denebilecek
bir iş değildir. Kendi haline bırakılırsa bu tip insanlar toplumda gerektiği
yerlere gelememekte veya o yöreden ayrılıp başka diyarlarda yeşerme yollarını
aramaktadırlar. Her iki sonuç başarılı olmak için samimi bir gayret içinde olan
hem üniversite ve hem de yöresel yöneticilerin gözden uzak tutmaması lazım
gelen hususlardır. Yukarıda bahsettiğim bu özel ortamların adı girişimci
inkübatürüdür-kısaca inkübatürdür.
Mesela
Amerika’da 550 adet inkübatür kuruluşu içinde çeşitli büyüklükte odalara yayılmış
olan firma halinde her yıl 13,000 adet proje hayata hazırlanmaktadır. Bu
projelerin mezun olup hayata atılabilmeleri için ortalama 2 yıldan bile daha az
zaman kafi gelebilmektedir. Israil’de 30 adet inkübatürde 300 cıvarında proje
yürümektedir. Bizde 8 adet kurulu inkübatürde toplam sadece 40 cıvarında proje
yürümektedir. Kendi inkübatörüm tek projelidir. Bir kaç yıl önce Levent
Marina’da başlayan bu fikir şimdi kesintisiz olarak yürüme safhasına
ulaşmıştır. Amerika’da 1 müdür ve
sekreter ile 25 kadar projeyi takip
mümkün olmakta, İsrail’de 8-10 proje bizde ise prodüktivite ve tecrübe
eksikliği dolayısı ile ancak 3-5 proje takip edilebilmektedir.
Fikri olup para ve diğer imkanları olmayan bir kimsenin güzel bir üretim
düşüncesi varsa ve inkübatöre seçilirse bu kimse bir kaç yıl gibi kısa bir
sürede iş sahibi ve üretici olarak iş
hayatına atılabilmekte hem birçok kişiye yeni iş alanı açmakta ve hem de vergi
ödeyen bir hale gelmektedir. Hatta iyi
organize edilebilen inkübatörlerden mezun olan firmalar milyonlarca dolar
ciroya ulaşabilmektedirler. Dünyada en kısa zamanda çok büyük zenginliklere
ulaşan firmalar bu çeşit ortamlarda gelişmekte ve sonra yine uygun ortam olan
teknoparklara geçmektedirler. Bazı hallerde büyüdükten sonra genellikle
yanındaki veya yakınındaki teknoloji
bölgelerine yerleşmektedirler.
Buluş, inkübatörlerde prototip haline gelirken veya
buna eşdeğer olan bir bilgi üretilmeye başlandığı zaman Ar-Ge ve üretim gibi ön
hazırlıklar sonrası finansman, yönetim, pazarlama hazırlıkları tamamlanmış olur. Böylelikle tercihan yüksek
teknolojik buluş kesintisiz bir başarıya ulaşır. Böyle bir ortamdan hayata
atılan kimselerin firmaları kendi halinde büyüyen firmalardan daha başarılı
olmaktadırlar. Bu ortamın yöneticisi yani inkübatör müdürü burada çalışaların
bütün eksikliklerini görerek onları gidermek için gerekli her bilgiyi getirip
uygulatmak için gayret göstermektedir. Bu iş tam bir full-time işidir. En iyi
inkübatör yönetimi iş hayatı ve akademik dünyayı kısa zamanda problem çözmede mobilize
edebilen kimselerden oluşur.
Batıda
olduğu gibi birçok küçük iş kurulması için uğraşarak kalkınmamızı daha değerli
bir seviyeye getirebiliriz. Büyük işlerin yeri ayrıdır. Finansman, pazarlama
gibi unsurlarda küçük kuruluşlar daha zayıftır. Küçük kuruluşların bir bakıma
daha yüksek teknolojiye yünlenmeleri bu güçle çatışmaya girmemek içindir. Büyük
kuruluşlarımız dışarıdan aldıkları teknolojilerle ancak gramı birkaç bin lira
olan otomobil üretirken inkübatürlerimizdeki firmalarımız gramı çok daha yüksek
olan mamuller veya bilgisayar programı gibi gramla ülçülemeyen teknolojilere
dünmektedirler. Bir gram cep telefonu 3-5 dolar, bir gram uydu 300-500 dolar
bir gram genetik vaksinin fiyatı ise 10,000 dolar cıvarında olduğuna güre yükte
hafif pahada ağır üretimle kalkınmak için üzel ortamların, teknoparkların,
inkübatürlerin ünemi daha iyi gürülebilir. Üzerinde durulacak husus otomobil
üretilmesin değil, sadece kıt devlet imkanlarının bu projeler yerine yüksek
teknoloji ile uğraşan bir çok kuruluşa verilmesidir.
Teknoloji Geliştirmek için çok uğraşmak lazımdır. Buna rağmen yılmadan
iyinin düşmanı en iyidir prensibinden
hareketle hiç olmazsa küçük de olsa birer çalışma başlatarak elimizdeki bugünkü
imkanları zorlayarak birer teknopark minyatürü düşünceyi yayabiliriz. Zamanla
da daha iyilerini yapma cesaretimiz artacaktır. Bu alanda 32 dakikalık bir
video “Teknoloji Seferberliği” adı altında İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Ege Teknoloji Vakfı yardımları ile
hazırlanmış olup bu fikirleri ülke sathına yaymaya çalışmaktayız.
Bir
bilim kuruluşunun yakınında olan öyle bir yönetim düşünelim ki bir çeşit anne
kanatlarının altında koruma gibi çevredeki yavru şirketlere teknik, mali ve
hukuki sorunların çözümünde yardımcı olsun. Ayrıca projeye devlet, yöresel
kurum veya başka bir sponsor bularak destek olsun. Pazarlama, finansman ve
büyüme problemlerinin çözümleri ile ilgili bilgi ve eğitim inkübatördeki proje
sahiplerine temin edilebilsin. Bu
çalışmaya inkübatör, binasına inkübatör
binası veya teknoloji merkezi denmektedir.
Bu anlamda inkübatör yönetimi çok mühim ve nazik bir iştir. Egosu kuvvetli fakat analitik düşünceye sahip,
yönlendirilebilen girişimciler arasından bir yıl içinde ortaya çıkabilecek proje seçilir. Üretilecek mamul bir probleme çözüm getirmelidir. Çözümün
büyüklüğü projenin son değerini tayin edecektir. Yani mesela kötü bir hastalığa
çözüm getiren bir ilaç gibi, proje sonucu mamul ne kadar istenen bir mamul
olursa o kadar çok maddi değer kazanacaktır. Projelerin birbirleri ile sinerji
yaratabilmesi tercih sebebleri arasındadır.
Bu
yeni kuruluşlarda inkübatör yönetimi hisse sahipliği veya kuvvetli bir
anlaşma ile söz sahibidir. Anlaşma hem
girişimciyi ve hem de destek veren tarafları birbirlerine proje bitimine ve
sonra üretimden kar sağlanıp beklenen neticeye ulaşıncaya kadar sıkıca
bağlamalıdır ki orta yerde kötü niyet başlamasın. Müdür sözü geçen bir
başkandır. Müdür firmaların aylık mali durumları ile üç aylık ilerleme
raporlarını hazırlar ve inkübatörün sahiplerine sunar. Firmalarda mamul üretime
hazır duruma gelirken inkübatör müdürü bunun pazarlanması, lisanslanması veya
üretilmesi çalişmalarını yürütür. Firma inkübatörden ayrılırken inkübatör
yönetiminin ortaklıktan çıkma opsiyonu vardır yani hisselerini karlı bir
şekilde satabilir. Bu kar ile gelen nakit yeni projelere inkübatörlük yapmak
için kullanılır. Bazı hallerde inkübatör firmadan ömür boyu küçük bir gelir
elde edebilecek şekilde pay alabilir. Eğer inkübatör iyi yönetilemez, eksikler
en kısa zamanda giderilemezse bu firmaların başarılı bir şekilde hayata
atılması pek kolay olmaz. Bu düşünce Türk toplumuna çok yabancı değildir. Çünkü
1200 yıllarında Ahilik, Cumhuriyet devrinde halkevleri buna benzer
uygulamalar idi, gençler hayata bilgi ve iş sahibi olarak
hazırlanırlardı. Bu uygulamalar
unutuldu gitti.
Yönetimin problem çözücü tipden olması, iş hayatını tanıması, Ankara ve yerel yöneticilerle kolay konuşabilmesi,
ikna edebilmesi, pazarlama ve finans dünyası ile teması gibi kriterler başarı
için yardım edicidir. Proje seçiminde teknik olabilirlik ile pazar şartı
muhakkak aranmalıdır. Olmayacak bir buluş peşinde koşmak satılmayacak bir
mamulu üretmek için sarfedilen imkanlar sonunda israf olabilir.
Türkiye’de
en az 300 adet inkübatörde her yıl 5,000 adet proje takip edilmelidir. Bir misal olarak dünyanın program açığı
gittikçe artarak yılda asgari 100 milyar dolar cıvarına ulaşmıştır. Hindistan
büyük bir gayretle, sokaktaki en basit eğitim görmüşleri bile toplayarak 6-12
aylık kurslarla 30 yılda 10 milyar dolar ihracata doğru hızla gitmektedir.
Demek ki sadece bu alanda çok yapacak işlerimiz olmasına rağmen ilgililer bu
problemin çözümü için fazlaca birşey yapmamaktadırlar. Veyahut eğitim ve
üniversitelerle ilgili kişi ve kuruluşlar diğer problemlerle uğraşmaktan içinde
bulunduğumuz tehlikeye karşı köklü bir çözüm üretememektedirler. Artık fazla
düşünmeden geç kalmışlığı her yerde hisseden ve görenlere düşen bir vazifede
yer almalıyız. Çünkü telekominikasyon patlamasının da meydana getirdiği
hudutların ortadan kalkması ile düşman hedefi adeta ortadan kaybolmakta ve yeni
düşman içimizdeki bir hayalet gibi hortlamış “istemezükler” resmi ile önümüzde
belirmektedir. Yeni düşman işte bu zihniyettir.
1997
yılında Ar-Ge’ ye sarfettiğimiz GSMH üzerinden %0.6 lık rakam 5 yıl içinde %1.5
a artırılıyor. Kaybettiğimiz zaman göz
önüne alınır ve yetişmek istediğimiz ülkelere göre kıyaslama yapılırsa bu rakamın hemen 5 misli kadar bugün derhal
arttırılması lazım geldiği görülecektir. Kısaca Ar-Ge rakamının GSMH
içindeki payının derhal %3 e çıkarılması ve birkaç yılda da %4 e
tırmandırılması lazımdır. Bak **Geleceği yaratmak. Aksi halde zaten %3-4
cıvarında AR-GE yatırımı yapanlar yanında fazla ilerleme kaydetmek hayal olur hatta gerileriz bile. Türkiye’nin
her yöresinde üniversitelerin içinde veya hemen yanında teknoparklar
inkübatörler kurulmalıdır. Türkiye olarak biz hem araştırma ve hem de buluşları
ticarileştirmek mecburiyetindeyiz.
Gördüğüm,
gezdiğim modellerden pratik bulduğum İsrail’de filozof ve biraz da filantropist
Sayın Stef Wertheimer’in modelidir. Bu modelin son versiyonu yaşam, öğrenim, üretim ortasında müşterek
tesisleri içeren 3-500 hektarın dışında binlerce hektar alanda mezun olan
şirketlerin büyümesine imkan sağlayan rezerve alan içeren modeldir. Bu modelde
elinden tutulan girişimci hem okuma imkanına kavuşmakta ve hem de 5 yıl sonra
teknopark dışında komşu alanda işini belki kendi sahibi olduğu binasında
sürdürebilmektedir.
Yeni
bir teknoloji geliştirme bölgeleri kanun taslağı lazımdır. Bu kanun çok geniş ve temiz alanları rezerve
etmeye, yaratıcılığa, yaşam tarzına, mülk edinebilmeye, bir noktadan yönetime,
çabuk karar alabilmeye, IPO denen halka açılma ve “Venture Capital” denen yeni
fikirlere para yatırma mekanizmasının yeşermesine uygun yaşam tarzını, kültür
ortamını yaratmaya yönelik kısaca 21. Yüzyıl hudutlar ötesi inovasyon
felsefesine uygun hale getirilmelidir. Bu taslak haftada 7 gün çalışan Ar-Ge’li
girişimcilik hayatının ne kadar zor olduğunu akıldan çıkarmayacak bir şekilde
geliştirilmelidir. Hiç olmazsa bu bölgelerde
çalışanlar için icra iflas mevzuatı Avrupa modelinden Amerika modeline
dönüşmeli yenilik yaratma işinde iflas bir son değil, başarıya ulaşmada bir
basamak olarak kabul edilmeli ve girişimcinin yola devamı kısıtlanmamalıdır.
Teknoloji
üretimi ve yenilikler ile ilgili işler her bölgede prodüktiv çalışmaz. Fakat
üniversitesi, sanayii ve girişimcileri destekleyebilecek düşünceye sahip iş
adamları olan her yerde Teknoparklar kurulabilir.
Teknoloji
Bölgeleri olarak Istanbul - Gebze arası bölge, ODTÜ ile Bilkent arası bölgenin
dışında Çeşme yarımadası teknoloji
koridoru uygun seçimlerdir. 1990 larda
mega projeler arasına alınan Alaçatı Teknopark projesi zamanla Urla-Çeşme arası
teknoloji bölgesi çalışması haline dönüşmüştür. Son beş yıl Çeşme yarımadasında
birçok altyapı, 6 yollu anayol, Yüksek Teknoloji Enstitüsüne paralel diğer daha
küçük okullar, rüzgardan elektrik üretmek, sadece bu bölgede yıllık 360 milyon
dolar rüzgar enerjisi potansiyel gelirini tespit etmiş olmak, yaşam tarzı ile
ilgili Alaçatı Venedik projesi,
çevresel bir yaşamı anlamlı kılan el sanatlarına destek veren bir köy
çalışması, hava meydanı, yat limanı, golf alanları, Alaçatı surf cenneti Ege
zenginlerinin yaşadığı yere komşu ki bu husus sermayenin yeni buluşlara
yönlenmesinde mühim rol oynar, kuvvetli sanayi bölgelerine yarım ile bir saat
mesafede olmak, Egenin 10 üniversite ve 40 yüksek okuluna azami 2 saatlik
mesafede Çeşme Yarımadası Teknokent projesi prodüktiv yaşamı, uluslararası kültürel renk ve kritik kütle
çalışmaları ile sinerji yaratarak çok arttıracak bir altyapı haline gelmiştir.
Rüzgar çalışmalarının da artık görünür hale gelmesi uzun vadeli gelişme için
gerekli finansman problemine de çözüm yaratmıştır. Burada off - set imkanı
kullanmakla devletten hiç bir nakdi katkı almadan büyük bir gelir kaynağı tesis
edilecek ve gelecekteki para ihtiyaçları bölgenin kendisi tarafından satılan
elektrik enerjisi karşılığı her ay nakid olarak temin edilecektir.
4.
YENİ İŞ ALANLARININ YENİ FİNANSMAN MODELİ.
“VENTURE CAPITAL”
Risk sermayesi - Venture Capital hakkında kısa notlar Aşağıdaki grafiklerle kısaca Amerika’da start-up denen
olayın ana hatlarını vermeye
çalışacağım. Amerika’da 1000 cıvarında “Start – Up”destekleyen “Venture
Capital” kuruluşu vardır. Bizde de ilgi alanlarına göre bazı yatırımcıların bu
yönde bilgilendirilmesinde fayda vardır. Bu husus özellikle ABD’de başarılı bir
şekilde yürütülmekte olup Avrupa’da pek bilinmemektedir. Bizim bu işlemi
tanıtarak ihtiyacımıza çözüm getirmemiz şarttır. İlk birkaç yıl içinde değer
artışı ile hisseleri beş on misline
getirdikten sonra başkalarına satarak
işten çıkmanın adı “ Venture Capital “ oluyor. Bu meslek, bir işe girilecek ve çıkılacak zamanı hesap
edebilme uzmanlığı işidir. Türkiye’de varlıklı
büyük ve atıl bir kütlenin bu tip girişimciliğe ısındırılması lazımdır.
Sunulan iş planında proforma kar artışının
grafikteki gibi olduğunu ve bu işe benzer işlerde fiyat/kazanç
rasyosunun 10 olduğunu varsayalım. Başka deyimle girişimin hisse senedi değeri
karın 10 misli olabilecektir.
Hisse senedinin değer artışı şunlara bağlıdır;
Değer artışı = Problemin büyüklüğü * çözüm *girişimci takımın yetenekleri -
formülünde problem ne kadar zorsa getiri de o kadar çoktur. Küçük problemleri herkez çözer. Çözüm metodu yani kolay
kopye edilemeyen üretim kar
parametresini arttırır. Kar yenilikte
ilk olmada ve onu devam ettirebilecek takımın yeteneklerindedir. Sağdaki eğriye baktığımız zaman üçüncü yıldan sonra
büyüme zamanı gelen şirkette girişimci ulaştığı varlığı tehlikeye atmamak için
artık tedbirli gitmeye başlamıştır. Bu safhadan sonraki gidişat artık
risk sermayesi yatıran kişi veya kuruluş için cazip olmamaktadır. Demek ki iki
husus çok mühim oluyor. Risk Sermayesi
sadece pazarlama ve yönetimden dolayı
meydana gelen riski alır.Diğer riskler yani geliştirme, imalat ve büyüme
ile ilgilenmez. Bunlar normal yatırımcıların işidir. Öngörülen şirket 3-5 yıl içinde 2*10=20 milyon dolar değere yükselmiştir. Bundan
sonra hisse senedi aynı hızla yükselmez. Satıp çıkma zamanıdır.
Aşağıda
görülen Microsoft firmasını ortakları Bill Gates ve ortağı Paul Allen işte
böyle bir mekanizmanın yarattığı sadece bilgi ve çalışma ile fakat “Venture
Capital” ve “IPO - Initial Public Offering” denen bir Amerikan buluşu ile halka
yeni şirketlerin arzındaki maharet sayesinde dolar milyarderleri olmuşlardır.
Avrupa bu işi yeni öğrenmektedir.
Ülkemizde
bildiğim kadarı ile çok az işlem yapılmıştır. Başarılı olarak halka sunulması
işlemleri henüz yaygınlaşmamıştır.
Bu
çeşit işlemin bankacılıktan en önemli farkı finansmana karşılık olarak ipotek,
rehin veya kefalet gibi benzeri garantilerin alınmadan para verilmesidir. Yani
işlemin kredi değil belirli süreli ortaklık üzerine gerçekleşmesidir.
|
|

5. TEKNOPARK OSB DEĞİLDİR
Teknoparkların Organize Sanayi Bölgelerinden bir kaç mühim farkı
vardır. Teknoparklar yüksek teknoloji
geliştirme yarışında, sahibinden yerleşik firmalara özel yardım veren
yerlerdir. Kısaca bu farklar şunlardır.
1. Teknoparklar bir yaşam tarzıdır,
teknoparklar büyük yeşillikler içinde geniş alanlara yayılmış seyrek binalaşma
içinde tüm aileye ve çalışan öğrenen herkese yaşam alanını, okulu, sporu, alış
verişi, müzeleri, kongre merkezleri sanat, kültür etkenlikleri ile komple
modern bir hayat verebilen iş ile çalışmanın birleştiği çok temiz, çok güzel ve
yaratıcı ortamlardır. Bu sebeble teknoparka şirket seçimi sinerji yaratacak bir
kritik kütleyi oluşturacak biçimde yapılır ve çoğunlukla büyüdükten sonra
şirket komşu bir bölgede yer alır. Bu husus çok mühimdir.
Fransa’nın
tatil yöresi Cote d’Azur Sophia Antipolis teknoparkı 10,000 hektar alanda 1,000
adet yüksek teknoloji firması barındıran 15,000 direk 50,000 toplam nüfus
barındıran bir yerdir. Amerika San Fransisco yakınındaki Silicon Valley 105,000
hektar alanda çevre Belediyelere yılda 1.7 milyar dolar vergi ödeyen, pazar
değeri 452 milyar dolar olan yerleşik 8,500 firma ile inanılmaz bir kuruluştur
(Amerikan otomotiv sanayi toplam pazar değeri sadece 113 milyar dolardır). Daha
küçükleri dünyada 500 cıvarında olduğu tahmin edilmekte olup değeri
anlaşıldıkça gittikçe daha fazla kurulmaktadır. Japonya ayrıca *Başşehir
Sendromunu da azaltmak gayesi ile sadece 2,000 yılına kadar tamamlanmak üzere
26 bölgeyi teknopolis ilan etmiş toplam 130,000 hektar alanı bu iş için geliştirmeye
başlamıştır. İngiltere’de 80 cıvarında olup Rusya’da bugünkü 40 teknopark 2,000
yılına kadar 200 adete arttırılması planlanmıştır.
2. Teknoparklardaki üretim bilim esaslı devamlı araştırma ve geliştirmeye dayalı çevresel, yüksek değerlidir ve yüksek eğitim düzeyli ve doktoro seviyesindeki insanların ağırlıklı olduğu ortamlardır. Teknopark yönetimi sinerji arttırıcı her konuda yardımcı ve problem çözücüdür.
3. Teknoparklarda
buluşların ekonomik değere dönüşebilmesi için melek sermaye, iş planı ve
fizibilite isteyen çekirdek sermaye,
inkübatör, “venture capital” denen bizde anlamı eksik kalan bir tercüme
ile risk sermayesi denen aslında girişim veya cesaret sermayesi olan finansal
ortamlar bulunur. Prototipten ticari değere dönüş zamanı çok kısalmıştır.
Bunlarsız başarı değerlenemez.
4. Sanat,
kültür, teknoloji, tabiat ve çevre teknoparklarda bir araya gelmiştir. Eve gitme gelme zaman israfları yok
sayılabilecek kadar azalmıştır. Sanat, kültür, uygun, temiz ve güzel bir yaşam
bilim toplumunun gereksinimi bilgi ve teknoloji ise ham maddesidir.
İZMİR ÇEŞME TEKNOKENT PROJESİ - DÜNYA ÇEVRE VE
ENFORMATİK TEKNOLOJİ KORİDORU
Amerikalı’larla
1992 yılı içinde Alaçatı’da başlatılmış, burada görülen teknoloji koridoru ön
çalışmasını anlatan bir küçük kitapçıkta toplanmıştır. Ayrıca Internet’te
http://www.egetek.org adresinde de detaylı olarak hem enerji hesapları
ve hem de geçmiş çalışmalar anlatılmakta ve yeni gelişmeler ilave edilmektedir.
Bilimde kritik kütle yaratarak sinerjik bir ortam oluşturmak, buluşların
ticari değere dönüşünü hızlandırmak bütün dünyanın ulaşmak için yarışta olduğu bilinen bir gerçektir.
Bizim son 10 yıllık çalışmalarımız
bu koşuda bir zıplama yapabilmek ve 2023 e kadar başarılarla en ön safhaya
ulaşmak içindir. Cumhuriyetin 100.cü yılı için hazırladığımız en güzel armağan
olacaktır.
Urla-Çeşme
teknoloji koridoru modelinde Amerika, İsrail, Japon ve Fransa modelinden
faydalanılmakta özellikle uydu, kominikasyon, software, biyogenetik, enformatik
gibi tam çevreye uyumlu, AR-GE ile üretim yapan, enerjisi rüzgar, güneş,
jeotermalden elde edilen ve Cumhuriyetimizin 100 üncü yıldönümüne, 2023 e kadar
olgunlaşması geliştirilmektedir. Dünyada 500 cıvarında”science park-teknopark”
olduğu bilinmektedir. Büyük olanlarına yerine göre teknopark denmekte, geniş
alanlara yayılmış en büyüklerine ise koridor, bölge veya Silikon Vadisi
denmekte olup başarı ölçülendirilmeleri ise buluşların ticari değere
dönüşebilmesi ve bölgesel kalkınmaya katkıları ile değerlendirilmektedir.
Amerika’da 200 ün üstünde teknopark olmasına rağmen sadece 10 cıvarında
teknoloji bölgesi vardır. Bunlardan
bazıları Silicon Valley,
Ilinois-Silicon Prairie, New York-Silicon Alley, Boston-Route 128,
Austin-Texas, Seattle-Microsoft bölgesi, North Carolina-Research Triangle’dır. Bu görüşten hareket edersek bizde de bir çok
teknopark kurulabilir fakat ancak belki üç tane teknoloji bölgesi olabilir.
Çeşme Yarımadası Teknokent için düşündüğümüz modelde
yukarıdaki ülke tecrübelerinden de faydalanan
San Fransisco yakınındaki “Silicon
Valley” hedef model olarak alınmıştır. Başarı ölçü birimi bütün dünya için. 70
km. Uzunlukta ve 15 km.genişlikte yani 105,000 hektar bir alana yayılmış olan
bu harikalar diyarı teknoloji bölgesi “Silicon Valley”günde 63 dolar milyoneri
yaratmaktadır. Biz de Çeşme Teknokent alanı içinde zamanla günde bir dolar
milyoneri yaratabilecek bir yaşam biçimini ve 2023 yılına kadar bu bölgede bir
Nobel kazanmayı hedeflerimiz arasına koymuş bulunmaktayız.
Alaçatı’da Hacettepe Üniversitesi ve Tübitak kuruluşu
olan Temiz Enerji Vakfı 100 hektar alanda çalışmalara başlamak istiyor, Orta
Doğu Üniversitesi Aeronautik mühendisliği ve uçuş okulu kuruluşu arazi
için ilgili olduklarını söylediler. Rüzgardan elektrik elde etmek için toplamı
1.5 MW lık 3*500kW değirmen çalışmakta, 7.2 MW lık 12*600kW adet rüzgar
değirmenli proje 1998 de faaliyete geçmiştir. Birleşmiş Milletlerin Enerji
birimi Istanbul’a gelmekte olup 330 gün güneşi olan Alaçatı’ya hidrojen
enerjisi ile ilgili destek verilebileceği dile getirilmiştir. İTÜ, ODTÜ,
Boğaziçi ve diğer üniversiteler ve araştırma kurumları, devletin yetkilileri
ile bu bölgede kritik kütle yaratacak temasların devam etmesi ve hatta
hızlandırılması gerekmektedir.
Hem Türkiye’nin bütün üniversitelerine Çeşme - Urla arası
bölgede yer ayırmakla bazı AR-Ge ler finansal sinerji ile prodüktiv hale
gelebilir. Ayrıca tüm diğer ülkelere bu bölgede küçük bir yer ayırarak renk ve
kültür çoğaltması düşünülmelidir.
|
|
Dünya
rekabetinde çok gerilerdeyiz. Yapacak çok işimiz var. GAP bölgesi 200,000
hektara yayılmış ve 25 milyar dolar üzerinde harcama yapılmakta olan iftihar
ettiğimiz bir projedir. Çeşme
yarımadasında “Teknoloji Koridoru” sadece 20,000 hektardır. İçinde mevcut bir
kısım yerleşim kısıtlı kalmak ve %3 - 5
gibi yapılaşma ile başlamak şartı ile bu bölge zamanla, 15-20 yıl içinde, 1000 den fazla High Tech kuruluşu içeren
Türkiye’yi uluslararası yönde rekabet gücü ile gurur duyulan bir yere doğru
çekmesi olanak içindedir. Türkiye’yi uzun vadede Çeşme yarımadasından başka
uluslararası platforma taşıyacak başka bir yer yoktur. Bunu yabancılar söylemektedirler. Çünkü
yabancılar için de güzel yaşamı
yaratmak istiyorsak herşeyden evvel
iklim bakımından Kocaeli veya Ankara ideal değildir. Alaçatı’da 2,300
metrelik hava alanı plan içindedir. Biraz gecikmelerle 2002 de servise
girebileceğini ümit etmekteyiz. Alaçatı’da içme suyunu takviye için baraj
yapılmıştır. Bunların hepsi altyapıdır. Teknoloji koridorunda dumanı, atık suyu, tozu olmayan ve hükümetten fazla
birşey istemeden Almanya ve Japonya gibi ülkelere ihracat yapabilen kuruluşlar
ile araştırma ve geliştirme yapan veya eğitim esaslı kuruluşlar
öngörülmektedir. Yarımada temiz tutulmaya devam edilmeli mıcır üretenler
Urla - Çeşme arası teknoloji alanlarına yaklaştırılmamalıdır. Toz,
yüksek teknolojinin bir numaralı düşmanlarındandır.
.
Yörenin
sadece rüzgardan elektrik üretme potansiyeli 1,000-1,500MW kurulu güç kadar
olup İzmir şehir içinin bugün kullandığı elektrik mıktarına eşdeğer bir
potansiyeldir. Bu yörelerin rüzgar elektrik üretim gelirinin bir kısmı, bölge
gelişmesinde kullanılmak üzere planlanmıştır. Alaçatı Belediyesi 7.2 MW lık
üretim projesinde %4 ortak olmuştur.
TEKNOPARK KURMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR
Ülkemiz
insanlarının kuvvetli olduğu noktaları, zayıflıkları, ne gibi fırsatları
değerlendirebileceği ve dikkatli gitmediği takdirde ne gibi durumlarla
karşılaşabileceğini kısaca değerlendirmekte fayda vardır.
Kuvvetli olan noktalar: Türk halkı
girişimcilikte korkusuzdur, gençtir. Hükümetle iyi diyalogları olan liderleri
yöneticileri vardır. Yeni de sayılsa
üniversitesi ve yüksek okulları vardır. Ülkemizde yenilik düşünebilecek,
destekleyebilecek kadar yeterince maddi imkan birikmiştir.
Zayıf olan noktalar: Teknoloji
ile beraber yaşama tecrübesi yoktur. Yaşam biçimi ve ortamları bilgi dünyasının
insanı üniversiteliyi mobilize edebilecek teknoparkları kuruluş safhasındadır.
İhracattaki hızlı başarının beraberinde getirdiği tedbirsizlikler
diyebileceğimiz Ar-Ge yapmamak, katma değeri arttırma gayretlerinin
dağınıklığı, yüksek teknolojiyi kullanmaktaki tecrübe eksikliği yaygındır.
Sinerji yaratabilecek beyinsel kritik kütle yaratabilmek için daha fazla
sistemli gayret ve yönlendirme tecrübesinin eksikliği.
Fırsatlar: Ucuz sayılabilecek işçilik,
fedakar çalışanları, dinamik iş adamları dünyanın her yerine gidip, görüp
yenilik getiren girişimcileri, yeteri kadar finansal gücü ve kopyecilikteki
maharet. Değerlendirmeler iyi koordine edilirse bazı yörelerimizin tümü, bir
teknopark gibi çalışabilir.
Tehlikeler: Bugünkü başarı işleri
gevşetebilir, varlıklar iş yerine faydasız harcamalara, israfa dönüşebilir.
Modern bir yaşam tarzı ile israf kavramı biribirine karışabilir. Bilgi
toplumuna gidişi temin edecek üniversiteliyi bir kenara iterek iş adamları
kendi başına sadece kopyalamak ve devletten yardım istemede israrlı olarak
zengin olunabileceğini düşünme cesaretini kendinde görebilir.
8. SONUÇ
Üniversitelerin
içinde veya yanında 300-500 hektarlık alanlar teknopark için ayrılmalı. Bu alan
için plan yapılmalı ve yeşillik değilse
hemen ağaçlandırma başlamalı. Bir teknoparkın ham maddesini - yani
teknolojik girişimciyi - yetiştirecek inkübatör kurulması öne alınmalı her
üniversitede 1,000 metre karelik bir alanda inkübatör binası başlatmalıdır.
Binanın içi boş olmalı ihtiyaca göre bölmelerle 50 şer metre karelik modüller
halinde büyüyebilecek şekilde girişimcilere kiralanabilmeli, girişimci bu
mekanın üstünde veya yanında yaşamalı, 24 saat işinde olabilmelidir. Binanın
elektrik tesisatı, suyu ısıtma, soğutma sistemi modern, bilim toplumunun
gereklerine uygun gelişme düşünülerek planlanmalı, yaz boz olmamalı. Bu
çalışmaları yapabilecek bilgi birikimi Türkiye’de oluştu. İnkübatör yönetimi,
inkübatöre seçilecek girişimciyi bulmak, yönlendirmek, eğitmek burada
bahsettiğim gibi en zor iştir. Yapılacak ilk iş girişimci ile inkübatör
yönetimi bağlayıcı bir anlaşma yapmalı ki ileride kontrol inkübatör yönetiminin
istemediği bir yöne doğru gitmesin. Ayrıca para verecek sponsorlarla da ayrı
bir anlaşma yapılmalı ki projeyi orta yerde bırakıp çekilmesinler. Bu iki
anlaşmanın yapılmamış olduğu bir uygulamada geçmişte bazı problemler
yaşadık. Buna paralel girişimciye
sağlanan yaşam ve araştırma geliştirme masrafları sonunda meydana gelen ürünün
pazara sunulmasındaki finansman da bu yazımda bahsettiğim gibi yapılırsa başarı
hem girişimci ve hem de onu kıskanmayan ve maddi olarak tatmin olan risk
(venture) sermayesi sahibini de memnun edecek ve yeni başarılara numune olacak
yolu açacaktır.
Türkiye
Teknoparkların ve Teknokentlerin kurulması için yarını bekleyemez. Yarın çok
geç olabilir. Yarını beklerken başkalarının peşine takılmak zorunda
kalabiliriz. Bu yüzden beklemeye tahammülümüz yok. Çocuklarımız için beklemeye
tahammülümüz yok. Ülke için tahammülümüz yok. Ayrıca teknokent için ayrılacak
uygun mekanlar, arsa rantiyesinin eline düşmeden, yılda iki ay kullanılan
yazlık konutlara dönüşmeden, veya kıyıdan köşeden gece kondulara dönüşmeden
teknoloji bölgeleri - serbest bölge statüsüne benzer bir şekilde koruma altına
alınmalıdır.
Türkiye’de
kurulacak her teknopark ve inkübatör, büyüklük şartı aranmaksızın teşvik
edilmelidir. Küçükler de zamanla
tecrübe kazandıkça büyüyecektir.
TÜBİTAK,
DPT, Hazine, Kosgeb, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Bilim ve Teknoloji Bakanlığı),
gibi hem bilgi ve teknoloji ve hem de
diğer devlet kurumlarının denetim gayesi ile teknoloji bölgesinin içinde oturan
temsilcilerinin onayı ile içinde üniversite, yerel yönetim, vakıf ve şahısların
da bulunabileceği özel yönetime arazi bedelsiz veya değerinin %5 gibi bir
rakamdan ve bedeli ise gelir oldukça tahsil edilmek şartı ile devir edilmeli,
devlet arsa satışından kar elde etme yerine uzun vadeli kalkınmayı hedeflemeli.
Sivil ve askeri off-set’lerin kullanılması özellikle bu işlere tahsis
edilmelidir. Çünkü off-set’lerin mal alımında kullanılması ile çocuğa balık
vermeyi benzetebiliriz. Halbuki balık
tutmayı veya yetiştirmeyi öğretmek diye
benzetebileceğimiz teknoloji üretme - teknopark kurma işinde bu imkanları
kullanmak daha kutsaldır.
Orman,
maden, çevre ve sit ile balık yetiştirme gibi alanları ve sahilleri tek yönde
kullanıma mecbur edip kıstlayan kuruluşlar bu bölgede söz sahibi olmamalı ve
onların kanunları bu bölgelerin dışında kalmalıdır. Çünkü bu bölgeler tarifi
icabı çevrecidir, baca gazı ve atık suyu yoktur, yapılaşma seyrektir, yeşilliğe
açık alanlara önem verilir, bütün bu kuruluşlara bilgi üreten ve bu
kuruluşların ötesinde kavram geliştiren bölgelerdir.
Türkiye
geleceğini bilgi toplumunda ve teknokentlerde aramak zorundadır. Bugünden
böylesi uygun bu 3 kuruluş yeri yarını
beklemeden özel kanunla çalışmaya sokulmalıdır ki zamanla teknokent
olabilsinler. Birçok Batı ülkesinde başlayan bu hareket yanında Japonya,
Malezya, Taiwan, İndonezya gibi ülkelerde de gündemi belirleyen Teknokentler,
Türkiye’nin gündeminde yarına bırakılamaz.
Anlattıklarımın tümü şu satırlarda bir misal ile özetlenebilir.
Sayın
Ali Akurgal Beyin’den gelen bir haber her şeyi özetliyor; “Yenilikçilik ise
henüz el atılmamış bir alan. Yaratıcı olmadan yenilikçi olmak da zor. Ama
yenilikçi olmak için buluş sahibi (mucit) olmanız da gerekmiyor. Bir örnek
vermek isterim: Lise'de hepimize öğretmişlerdir. Daire şeklinde kesilmiş bir
kağıdın üçte birini kırmızı, üçte birini mavi kalanını da sarı boyar; kağıdı ortasından
bir sopaya geçirip çevirirseniz, bu üç rengin karışımı beyaz olarak gözükür.
Bunu Newton bulmuş, bu yolla beyaz ışığın bir "renk karışımı"
olduğunu göstermiş. Beyaz ışığın bir prizmada kırılması ile tayfına ayrılıp
renklerine göre dizilmesi de bu buluşun bir başka yoldan göstergesi.
Ama, şu yenilikçi uygulama için aradan yüzyıldan fazla zaman geçmesi
gerekmiş: Kıbrıslı bir iş adamı, Fahir bey. Silikon vadisinde bir şirketi var.
Şu prizma olayını ters yönden ele alıyor. beyaz ışığın kırılarak tayfına
ayrıldığı yerlere mavi noktasına bir mavi ışık kaynağı koyuyor, kırmızı
noktasına kırmızı, sarı noktasına sarı, turuncu noktasına turuncu...Bunların
tümü prizmada tersine kırılıp tek bir beyaz ışık demeti oluşturuyorlar. Bu
demeti, bir fiber optik kıl yoluyla uzağa taşıyor, orada gene bir prizmadan
geçirip, yeniden renklerine ayırıyor. Arada tek fiber kıl, mavi ışık yanıp
söndükçe mavi noktası, kırmızı yanıp söndükçe kırmızı noktası... aydınlanıyor.
Diyeceksiniz ki "Eee? ne olmuş?" Sözünü ettiğim YENİLİKÇİ UYGULAMA,
tayf çoklaması (vawelenght division multiplexing WDM). Bu değişik renk ışıklar,
bir diğerinden etkilenmeden aynı fiber kılı paylaşmaktalar. O zamana kadar bir
kıldan diyelim 2Gb/s hızda optik işaret gönderilebilirken, bu yolla renk sayısı
kadar katlanıyor hız, 5 renkte 10 Gb/s oluyor. Fahir bey bu katlamayı, 160
değişik dalga boyu (renk) kullanarak 160 kat yapıyor ve patentliyor.
Sonra, evet sonra, telekom devlerinden
biri, Nortel Networks, geliyor ve Fahir bey'in 7 kişilik şirketini satın alıyor.
Tam 3 milyar 250 milyon ABD doları'na. Hani derler ya, artık Fahir bey'in
ömrünün geri kalanını balık avlayarak geçirmesi olası. Üstelik isterse, balığı
da balığın içinde yüzdüğü suyu da, kendini de uzaya, bekli de aya taşıttırıp,
balığı orada avlamak olanağına yetebilecek kadar parası var. Peki Nortel bu
parayı neden verdi? Nortel bu yenilikçi uygulamanın küresel pazarlamasını yaptı
ve dünyada optik üzerinden akan trafiğin %90'ı, Nortel Networks ürünleri
üzerinden akar oldu. Yaratıcı fikir ve ona dayanan yenilikçi uygulama, uygun
küresel Pazar erişimini bulunca,
herkesin kazandığı bir sonuç ortaya çıkıyor. Bizde de, en küçük ölçekli
işletmenin bile, yarattığı katma değeri artık verimlilikte değil, ağırlıklı olarak
yenilikçilikte araması zamanı geldi.
Bu yolu seçmeyenlerin bu krizden çıkışı olmayacak. “
Referanslar:
“Scientific American” Sept 1994, AFortune A 7 March 1994, 27 June,
1994, 29 May, 1995, 13 November, 1995
“Business Week” 9 October 1995,
December1, 1997, August 18, 1997, March9, 1998,
“Venture Capital Sourcebook” by A.David Silver, Probus
Publishing Company 1925 N. Clybourn Avenue, Chicago, IL 60614
Fax: 001 312 868 6250
“Technopoles of the World”
byManuel Castells and Peter Hall published by Routledge 11 New Fetter Lane, London
EC4P 4EE
Prof. Hüsnü Erkan Bilgi Toplumu
ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3cü baskı 1997 D.E.Üniversitesi Ev-Tlf: 0232 248 0404
“Earth in the Balance” Vice
Preasident Al Gore PLUME published by the Penguin Group375 Hudson Street,New
York, NY10014
“Savunma Sanayi ve Tedarik” Tübitak Ocak 1998 - ARekabet Stratejileri ve En İyi Uygulamalar Türk Elektronik
Sanayi “Tüsiad”
“Newsweek Şubat 2003”
GELECEĞİ
YARATMAK I
Ev yapmak istediğiniz zaman önce bir çeşit düş kurarsınız,
sonra bunun gerçekleşmesine doğru çalışmaya başlarsınız.
Bu yazımda, özellikle teknoloji üretmek ve pazarlamak ile ilgili bir düşünceyi
aktarmak istedim. Kıymetli Gözlem gazetesinin yaratmış olduğu
bu olanak, uzun yıllarda oluşan düşünce spektrumunu veya
paradigmasını bu sütünlarda dile getirmeme yardımcı
olmaktadır.
Aşağıdaki
tablo “Teknoloji Bölgeleri Geliştirme Kanunu” acil olarak çıkıp
hızlı bir çalışmaya yöneldiğimiz takdirde bir nesil
sonra Araştırma - Geliştirme ( Ar - Ge ) olarak nerelerde
olacağımızı kaba bir tahminle göstermek için hazırlanmıştır.
|
Bir nesil sonra
( 25 yıl ) |
1996 yılı |
2000 yılı |
2023 yılı |
|
Geleceğe ait
Türkiye Ar - Ge harcamaları US $. |
600 milyon $ |
1.4 milyar $ |
5 milyar $ |
|
Veri 1: (Ar - Ge) / GSMH = % olarak |
0.5 |
1.5 |
2.0 |
|
Veri 2:
GSMH yıllık artışı
sabit |
% 3 |
% 3 |
% 3 |
Aşağıdaki
tablo ise gidecek yolda hiç zaman israf edecek vaktimizin olmadığı gibi
daha fazla birşeyler yapmamız lazım geldiğini
göstermek bakımından küçük bir örnek olsun diye verilmiştir.
Sosyal yönden Israil bize daha çok benzediği için Finlandiya
yerine bu ülke misal olarak alındı.
|
|
Nüfus |
Nüfus oranı |
Bugünkü yaklaşık
Ar - Ge masraf rakamları toplamı yıllık
olarak |
Bir nesil sonra Israil’in bugünkü Ar - Ge seviyesine ulaşabilmek
için Türkiye’de 2023 yılında olması lazım gelen
Ar -Ge |
Yukarıdaki
tablodan bir nesil sonraki durum |
Bütçe planlamasındaki Ar - Ge
giderinin hemen asgari ne kadar arttırılması lazım geldiğini
göstermek için rasyo |
|
Türkiye |
60 milyon |
12 |
0.6 milyar $ |
12*2.0 = 24 milyar $ |
5 milyar $ |
24 / 5 = 4.80 |
|
Israil |
5 milyon |
1 |
2.0 milyar $ |
- |
- |
- |
Ar - Ge den maksat hem kendi ihtiyacımız olan ve hem de ihraç edilebilen Yüksek
Teknoloji ürünü yaratmaktır. Bu sebeble Teknoloji bölgeleri,
Teknoparklar gibi Ar - Ge den imalata geçişi hızlandıran
özel yerlere ve organizasyonlara ihtiyaç olduğundan ileri ülkelerde bu
yönde adeta patlama diyebileceğimiz
olaylar gelişmektedir. Japonya 130,000 hektara yayılmış
26 adet Teknopolis kuruyor. Bir kısmı faaliyete geçti gerisi
2,000 yılına kadar bitirilecek. Güney Fransa bir uçtan öbür uca
Teknoloji Bölgesi oldu. Bunlardan
bölgesel kalkınma yönünden en meşhuru Cote d’Azur
da 10,000 hektara yayılmış Sophia Antipolis Teknoparkıdır.
Yüksek Teknoloji Kanun Taslağının bir an evvel Yüce Meclisimizde onaylanıp yürürlüğe
girmesini bekliyoruz. Bu sayede yüksek teknoloji ürünü içeren sanayi mamulu
ihracında 40 ülke arasında 31 inci olan sıramızı
bir nesil içinde ilk 15 - 20 lere tırmandırabileceğiz.
Bilim adamlarının,
olanakları olmayan okumuş ve/veya buluş sahibi
kimselerin de toplumun onlardan beklediği meyveyi verebilecek Teknopark
düzeni içinde daha verimli şekilde çalışmaları gerçekleşecektir.
Ergün Özakat,
Tlf:
0533 259 5160 9 Ağustos,
1996
GELECEĞİ
YARATMAK II
Gelecek için ülkemiz öncelikli 5 stratejik çalışma başlığı belirlemiştir.
Bunlar Bilişim (mikroelektronik, telekominikasyon, bilgisayar), İleri
teknoloji malzemeleri, Bioteknoloji,
Nüklear teknoloji, Uzay teknolojisidir. Bu yönlerde hep başkalarından
satın almak doğru olmadığından kendimiz Araştırma ve Geliştirme
( Ar - Ge) yaparak ve üreterek yaşamayı öğrenmemiz lazımdır.
Ar - Ge den maksat
hem kendi ihtiyacımız olan ve
hem de ihraç edilebilen Yüksek
Teknoloji Ürünü yaratmaktır. Bu sebeble Teknoloji bülgeleri, Teknoparklar
gibi Ar - Ge den imalata geçişi hızlandıran özel yerlere
organizasyonlara ihtiyaç olduğundan ileri ülkelerde bu yönde adeta
patlama diyebileceğimiz olaylar
gelişmektedir. Japonya 130,000 hektara yayılmış 26 adet
Teknopolis kuruyor. Bir kısmı faaliyete geçti gerisi 2,000 yılına
kadar bitirilecek. Güney Fransa bir uçtan öbür uca Teknoloji Bölgesi oldu.
Bunlardan en meşhuru Cote d’Azur da 10,000 hektara yayılmış
Sophie Antipolis Teknoparkıdır.
|
Bir nesil sonra
( 25 yıl ) |
1996 yılı |
2000 yılı |
2023 yılı |
|
Türkiye’nin
geleceğe ait Ar - Ge harcama
tahminleri US $. Yıllık
sabit % 3 GSMH artışı. Bugün % yarım
olan (Ar - Ge) / GSMH oranı = 2000 yılında
%1.5, 2023 yılında
%2.0 öngörölmüştür. |
600 milyon $ |
1.4 milyar $ |
5 milyar $ |
Yukarıdaki
tabloda gösterilen değerlere ulaşabilmek için yapacağımız
işler var. Özellikle üretilen bilginin sistemli bir ortam içinde kısa
zamanda paraya dönüşmesi, hiç maddi imkanı olmayan fakat girişime
hevesli, okumuş kimseleri iş sahibi yapmak, bu çalışma
için gereken ortam, araç ve gereçlerin nelerden oluştuğu gibi
konular bütün dünyaca yakından takip edilmektedir. Mutluluk içinde yaygın
bir biçimde refaha ulaşmanın yolu budur. Sadece kurulu işlerde
dolgun bir maaşla yaşamak veya yaşatmak ile yetinmek, tüm
insanlığın gecikmiş problemlerinin çözümünde gereken aceleciliği
göstermek için yeterli değildir. Yenilikleri ardı ardına yaratmak gayesi
ile kurulan bu ortamlar için uğraşı verenleri yalnız bırakmamak, onlara
toplumca arka çıkmak lazımdır.
Teknopark kavramını biraz daha aydınlatmak maksadı ile mesela, içinde 7,000 kadar yüksek teknoloji
ürünü (High - Tech) üretimi yapan şirket barındıran,
105,000 hektar, 70 km uzunlukta bir alana yayılmış, içinde ve çok
yakınında bilimsel, temiz ve güzel yaşamın her yönü
bulunan, yılda 40 milyar dolar yenilik üreten bir çeşit girişim
zenginliği ve başarı fabrikası diye adlandırabileceğimiz
San Fransisco yakınındaki “Silicon Valley” benzeri bir silicon
vadisi Türkiye’de yaratılabilir mi? Bu soruya cevap arayışları içinde namzet bölgeler
arasında uluslararası çekiciliğe sahip tek bölgenin Çeşme
yarımadası olduğu gerçeği geçmiş yıllarda
belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Urla - Çeşme
arasındaki bölge böyle bir düşünce için çok küçük görülebilir.
Zamanla belki bütün Çeşme yarımadası bu şekilde düşünülmelidir.
* Yüksek
Teknolojik mamul deyimi ile, devletten
destek almadan Japonya, Almanya gibi ileri ülkelere ihraç edilebilen, toz,
duman, gaz, pis su çıkarmayan
çevreye uyumlu üretim sonucu, bilimsel bir tarif olmasa da çabuk mukayeseleme
bakımından gramı yaklaşık 1 $ dan fazla eden
mamuller, genetik çalışma ürünleri ile software ve know-how öngürülmüştür. Otomobil genelde gramı bir kaç sent
ettiği için bu tarife girmez. Fakat otomotivde bazı parçalar bu
tarife girer. GSM telefonun gramı 5 $ cıvarındadır.
Urla=da imal edilecek uydunun gramı 300 $ cıvarındadır.
Sadece pentium benzeri chip imal eden bir binadan yapılan üretim satışının
yıllık cirosu 1.5 milyar $ cıvarında
olabilmektedir. Kısaca yüksek teknoloji ürünü dendiği zaman
çevreci, yükte hafif pahada ağır
üretimler kastedilmektedir.
Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı önderliğinde çalışmalar yürüttüğümüz
kurulmakta olan ve fizibilite hazırlıkları üzerinde uğraştığımız
Urla - Çeşme arası Yüksek Teknoloji Enstitüsünden başlayan
Yüksek Teknoloji Koridorunda uzay teknolojileri içinde Uydu üretimi dahil,
Mikroelektronik, Telekominikasyon, Bilgisayar ile ileri Teknoloji
Malzemeleri, Bio-Teknoloji ve Çevreci olan diğer bütün branşlarda
Ar - Ge ve çevreye saygılı üretim sayesinde büyük zıplamalar
yapabileceğiz.
Genelde seyrek yapılaşma öngören bu tip bölgeler, çalışanlarının
%50 si bilim ve teknik kökenli diğer yarısı hukuk, mali,
idari danışmanlar ordusu ile komple yaşam için gerekli her
meslekten olanların bir arada yaşaması ile oluşur.
Direk 15,000 toplam 50,000 nüfus ile yarımadanın bu bölgesi büyük
zenginlik ve bilgi üretirken bir yandan da çevreyi yeşil ve temiz
tutacak çok ileri uluslararası
bir yaşam seviyesi içinde yöreyi aktif bir şekilde geliştirerek
korumayı hedeflemiştir.
Türkiye’nin her
tarafına yüksek teknoloji bölgesi kurmak, beyin gücünde kritik kütle
yaratmak ve sinerjik bir şekilde çalıştırmak bugünkü
seviyemiz ile olanak dışıdır. İzmir Teknopolis çalışmaları
içinde Urla - Çeşme Yüksek Teknoloji Koridoru çevreci teknolojiler
yönünden uluslararası olma yönünde başarı şansı
en yüksek ve tek sayılabilecek olandır.
1zmir Metropol alanı içinde 12 milyonu bulan
insanları ile, otomobil mesafesi 2 saatlik bir pergel yarıçapı, zengin bir nüfusa sahiptir (25 yıl
sonra 20 milyon). Bu nüfusun büyük bir kısmı yaz aylarını
Teknoloji Bölgesinin bir ucu olan Çeşme’de geçirir. Genelde Türk
toplumunun yatırım eğilimi arsa, bina ve lüks üretime doğrudur.
Başka yatırım alanları düşünebilen bu
kimseler ile, Urla Çeşme arası Yüksek Teknoloji Koridoru’nda çalışan
ve yaşayan okumuş, bilgili, teknoloji üreten ve yatırımcı
arayan pilot proje sahipleri arasında ideal bir yakınlaşma
ortamı yaratılmış olacaktır. Böylelikle bir yandan
Çeşme yarımadası fayda üretirken yeşil, tozu dumanı
olmayan temiz bir şekilde korunabilecek, diğer taraftan da yarımada,
aşırı nüfusun getirebileceği çirkinleştirici ve ağır
mali zorluklardan kurtulmuş olarak Türkiye’nin uluslararası bir
gurur odağı olarak yeşerecektir.
|
Bir nesil
sonraki tahminler ( 25 yıl ) Izmir Teknopolis alanı Vilayet hudutlarını kapsar,
bugün 4 milyon cıvarındadır. Izmir Metropolis alanı
ise otomobil ile 2 saattir.
Bugün 12 milyondur. |
Urla - Çeşme arası Yüksek Teknoloji Koridoru Bölgesi için öngörülen değerler. 2023 yılında Teknopolis nüfus 8 milyon, Metropolis
nüfus 20 milyon cıvarında
beklenmektedir. |
|
Yüksek Teknoloji Ar-Ge masrafları. Türkiye toplam rakamı 5 milyar $. |
2 milyar $ Izmir Metropol Alanı - 20 milyon nüfus |
|
Yüksek Teknoloji satışı rekabet dolayısı ile sadece Ar - Ge mıktarının
2 misli olarak alınmıştır. |
4 milyar $ Izmir Teknopolis üretim + know - how satışı |
Buluş, ister
bilim ve sistematik araştırma neticesi ister tesadüfi olsun,
ticari değeri olabilecek bir mamulun üretilip pazara sunulabilecek yakın
bir yere gelmesiyle, bir deyişle 12 ye beş kalaya kadar yaklaşılmış
ise, o zaman takip edilen bazı yollar vardır. Teknoloji koridoru,
teknopol, teknopolis veya daha küçüğü teknopark içinde bulunan bir binadaki inkübatür denen
odalarda faaliyet gösteren, bir düşünce veya buluşun etrafında
şirketleşmiş kimseler bu koruyucu ve yönlendirici özel
ortamda kontrol altına alınır. Burada para, techizat,
mali, idari, hukuki, teknik konularda know-how, inkübatürden mesul olan yönetim
tarafından, devletten, yerli yabancı bilgi odaklarından da
destek alınarak araştırmacıya temin edilir. Bu süre
1 yıl veya daha fazla olabilir fakat muhakkak sınırlıdır.
Üretilen prototip muhakkak görücülere gösterilir ortak veya ortaklar aranır.
Başarılı proje inkübatür dışında bir yerde
uygulamaya geçer. Kullanılan oda boşalır yerine yeni bir
proje alınır işlem tekrarlanır, böylelikle bilim
adamları ve imkanı tam olmayan bilgi sahibi kimseler özel bir
beceri isteyen teknoloji yönetimi kontrolunda desteklenmiş olur.
Büyük organizasyona sahip kuruluşların yönetiminde
yaşanan kaçınılmaz israfların çok küçük birer parçasının bile, teknolojiye
uygun ortam geliştirme işlerine yönlendirilmesi halinde, maddi kazancın
ötesinde bir çok yeni iş alanı yaratarak ne gibi harikalar yaratılabileceği
bilincinin oluşturulması, sergilediğimiz bugünkü umursamazlığı azaltarak
toplumsal ahlakın yükselmesinde yardımcı olacaktır
Yüksek teknoloji üretim teknoparklarda, bilim (science)
parklarında, veya daha geniş
alana yayılmış teknoloji koridoru, teknopol veya teknopolislerde
gerçekleşir , en büyükleri teknoloji bölgesi olmaktadır örneğin
San Jose Silikon Vadisi. Buluş,
prototip üretimi ve piyasaya girmek işleri ile başlayan bu
teknolojik oluşumun paraya
çevrilmesinin evrimleri vardır.
Amerika’da uzun yıllardır başarı ile yürütülen ve Avrupa’da
son zamanlarda başladığını memnuniyetle öğrendiğimiz
“venture capital” (girişim veya risk sermayesi) uygulaması sayesinde
yüksek teknoloji (High - Tech) yeni bir şirketin hisseleri, başarılı
hallerde, 3-5 yıl gibi kısa bir sürede ikinci borsada 10 ile 100
bazı özel hallerde 1000 (bin) misli bir değere ulaşır.
Projeyi destekleyen kuruluş veya şahıslar bu hisseleri
genellikle başkalarına satarak bu işten, yatırımdan
karlı çıkarlar ve dünyada başka hiçbir işte ulaşılamayan
bir kar elde ederler. Arsa, bina veya lüks mamullerin alım satımında
kısa sürede böyle bir kar yapılması olanak dışıdır.
Tüm insanlığa hizmet
etmekte olan bu modern model veya gizemli senaryo, ülkemizin, üzellikle bulunduğumuz
yörenin koordineli çalıştığımız
takdirde, 20 -30 yıllık
bir zaman birimi içinde ulaşabileceği yerini düşlemekle
kalmayıp bir vizyon halinde bu yönde yapılması lazım
gelen işleri de kapsamaktadır. Fizibilite çalışmalarında
bu model daha da derinlemesine ayrıntılara kadar inerek detaylı
olarak hazırlanacaktır.
Bölgenin bir başka
özelliği de bozulmamış oluşu dolayısı ile
insan ömrüne artı etkisidir. Genetik çalışmalar sonucu elde
edilen yeniliklerden ve daha iyi bilinçlenme sonucu olarak insan ömrünün
gelecek 25 yıl içinde 120 yıl veya ötesine doğru çıkacağını
öngörülmektedir. Bunun tabii sonucu olarak da insanların uzun yıllar
okuması gündeme gelecektir. Bugünkü okul sisteminin değişmesi
beklenmektedir. Bildiğimiz anlamdaki diploma yerini sertifikalar
zincirine bırakacaktır. Okuma sertifikalar alarak ömür boyu devam
edecek bir şekle girecek, şu kadar sertifika aldığın zaman
şu seviyede ehliyet sahibi olabilirsin, şu mesleği
yapabilirsin denen bir dünyaya doğru gidilecektir.
Aşağıdaki
tablo eğitim ve insan ömrü ile ilgili bazı düşünceleri
hayal maksadı ile hazırlanmıştır.
|
Bir nesil sonra |
Ileri Toplumlar |
Türkiye geneli |
Urla - Çeşme arasındaki çok temiz Yüksek Teknoloji
Koridoru Bölgesinde ortalama bilgi
seviyesi çok yüksek olacağı için hayatı da uzatacaktır. |
|
Insan ömrü ( 25 yıl sonra ) |
120 yıl |
100 yıl |
130 yıl |
|
Ömür boyu eğitime
geçiş başarı % si |
% 75 |
% 50 |
% 100 |
Her geçen gün ev ofisleri gittikçe çoğalırken insanlar işlerini evinden
yönetecekler, gitme gelmelerden doğan zaman, sinerji, para, yakıt
israfları azalacaktır. Bugün genellikle yaşam biçimi şeklinde
tarif edilen çalışma, yaşama, eğlence, spor, sağlık,
sanat, kültür ve diğer faaliyetler dağılmışlıktan
kurtularak daha toplu, uyumlu hale gelecektir. Bu şekilde çağa
uymak için bir an evvel onaylanmasını dilediğimiz Yüksek
Teknoloji Bülgeleri ile ilgili kanun taslağı yüce meclisimizi
beklemektedir.
Ergün Özakat,
Tlf:
0533 259 5160
9 Ağustos,
1996
TEKNOKENT OLMAK İSTEYEN
İZMİR İÇİN ÇOK MÜHİM 2 EKSİĞİMİZ
SAYIN VALİ
YUSUF ZİYA GÖKSÜ’den
Kolaylaştırıcılık ricamız
Giriş:
Yerel Gündem 21 çalışmalarındaki
bir sunumdan sonra, çeşitli üniversite içinden kimselerle kritik kütle
yaratarak sinerjik bir şekilde buluşların hızlandırılması konularını ele
aldığımda melek sermaye denen karşılıksız para verme işinin, (Amerika’da
40 milyar dolar/yıl olduğu tahmin ediliyor) ülkemizde nerede ise hiç
seviyesinde olduğunu ve gittikce daha fena duruma geldiğini tekrar üzülerek
tespit ettim. Hatta daha ileriye gideyim böyle bir olaydan bazı insanların
haberdar bile olmadığı gerceği de var. İzmir Valiliği önderliğinde çevre iller,
Belediyeler, Oda ve diğer kuruluşlarla yıllık bir fon meydana getirmek ve bu
fonu teknik prototiplerin geliştirilmesi ve yenilik yaratacak namzetlere
Profesörün veya hocasının onayı ile karşılıksız para vermek. Toplamı yılda
bir Mercedes değerini aşmayan bu mütevazi fon birçok kabiliyetli öğrenci ve
hocaları daha hızlı hareket eder hale getirecektir. Pazarlanabilir bir
proje olmasının takibi ve sonuca ulaşması başarı ölçüsüdür. Asgari 1 milyar
azami 10 milyar. Gündem 21 de teşkil edeceğimiz 2 uzman kurul ticari ve teknik
onay vermesi sonucu - para veya olumsuz cevap - en geç müracaattan sonra 2
hafta içinde verilecektir.
Yukarıdaki sistemden sonraki işlem kar gayesi ile olacak ve bu da şarttır:
İzmir
içinde başlayarak tüm ülkeye yayılacak fikir birliğini oluşturmak. Devamlı akar
temin etmek, verimli, sinerjik olabilecek çalışma modellerini kurmak, bu yönde
bir kuruluşu gerçekleştirmek. Kısaca “Teknokent bir Metropol”
olma yolunda bir oluşum hedeflenmektedir.
Aynı
amaçta hareket eden diğer Vakıf ve kuruluşların arasında teknoloji ağırlıklı
kar amaçlı bir kuruluş olarak yer almak konusunda liderlik yapmak. Bu gayeye
hizmet eden teknolojik buluşların hızla artmasına yönelik faaliyetleri
desteklemek. Bu anlamda teknopark faaliyetlerinin tümünü içeren çalışmaları
desteklemektir. Ülke içi ve dışından teknolojik bir buluşu ticari bir değere
yükseltmek için sinerji yaratabilecek uzman kişi ve kuruluşları bulmak bir
araya getirmek. Bunun insani bağlarını başarıya götürecek şekilde organize
etmek, bu kimseler için uygun yaşam tarzı yerleşimlerini kurmak, iştirak etmek,
işletmek, inkübatörler hazırlamak, bu inkübatörlerin melek sermayeden başlayıp,
çekirdek sermaye ve girişim sermayesi (Venture Capital) ve en son IPO denen
halka açılma işlemlerine kadar teknolojik girişimcilere ortak olacak çalışmalar
yapmak hisselerin karlı satışı ile ortaklıktan ayrılmak ve yeni kuruluşları
başlatmak. Teknoparktan mezun olan kuruluşlar ile başka yöre ve ülkelerden
gelip yerleşimi söz konusu olan kuruluşlarla temas etmek, onların bu komşu
alanlarda zamanla çoğalması sonucu Teknoloji Bölgesinin oluşmasında önderli
ederek uzun vadeli bölgesel planlar yapmak, yaptırmak, kuruluşların mülk sahibi
olmasına kadar geçebilecek kademelerde yeni girişim ve kuruluşlara ortak olarak
sinerji yaratmaktır.
Bir
bankada açılacak hesaba 10 ayı geçmeyecek, her şahsın isteğine uygun 10 ödeme
ile toplam asgari 1 milyon dolar cıvarında bir para tetiği ateşler bir güç
oluşturacaktır. Gerisi off-set lerden gelecektir, gelmelidir. Hedefimiz
kuvvetli, sağlam bir iş planı oluşturmak ve bir baskı grubu ile lazım geleni
istemek yaptırmaktır. On yılı aşkın çalışmalarda bu sonuca vardım.
Bu
konuda Gündem 21 çalışma gurubu olarak size bilgi vermek isteriz.
Ergün
Özakat
Gündem
21 YKK Üyesi
Off-set nasıl kullanılmalıdır?
OFF-SET
BAŞTA OLMAK ÜZERE
DİĞER KONULAR
İÇİN ÖNERİLER
Ekler:
off set hakkında geniş bilgi www.egetek.org sayfası girişindedir. 3MB dosya.
Innovation Policy Need To Survive Globalization in
Turkey
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE HIZLI YENİLİK YARATMA VİZYONU
VE STRATEJİLERİ
Küreselleşme
yeni değildir. Daha uygun ve verimli av sahaları, daha güvenilir yerleşim
yerleri bulmak için, insan topluluklarının göç etmesi de bir çeşit küreselleşme
veya dünyaya açılmaktır. Eskiden uzun zamanda gerçekleşen işler, artık iletişim
hızında olmakta ve beraberinde yeni boyutlar getirmektedir.
Sanayileşme
devrimi dediğimiz süreç makinelerin icadı ile başlamıştır. Makinenin üretimde
kullanılması, beklenen yaygın zenginliğin tersine, işsizlik ve fakirlik
yaratmış; 1914 e kadar devam eden ve genelde Avrupa’dan Amerika’ya doğru bir
insanlık dramını oluşturan acı göçlere sebeb olmuştur. Zamanımızda koruma
kapılarının aralanması ile oluşan işsizliğe çare bulmak için hızla yeni
buluşlara, yeni iş alanlarına ihtiyaç vardır. Bu misaller dünyaya açılmanın,
küreselleşmenin yarattığı sorunlardır. Bu sorunlara çözüm yaratmak hepimizin
görevidir. Bu düşüncelerin birbirini tamamlayan, sinerji yaratan ve devamlılık
gösteren şekline “yenilik yaratma vizyonu” diyebiliriz.
“İsveç'i bir buzlu çöl ülkesi olmaktan, 100 yıl içinde endüstri ötesi
bir topluma dönüştüren nedenin, 49 adet önemli buluş olduğu 1986'da yapılan bir
doktora çalışmasıyla doğrulandı”
Yüksek teknolojik buluşları destekleyen, patent üretme gibi ilgili
konularda ciddi bir strateji, bir vizyon
ile uyanış, bir tartışma görmemekteyim. Ülkemiz, kopyecilikten, lisansla
üretim - yabancı ortaklık, en son kalite ödüllerine kadar ulaşmıştır. Hükümetten
sürekli devaluasyon benzeri koltuk değneklerinin istenmemesi için yüksek katkı
değerli teknolojik mamulleri pazara sürebilmemiz lazım. Sorun çözme
işinde ülkemizde birşeylerin yanlış veya eksik olduğu ortadadır.
Küreselleşmenin anlaşılamaması sonucu sorunlar daha hızla birikmektedir. Buluşların uzun süreli korunmaya alınması ile ilgili
uluslararası anlaşmaları tasdik etmek, maalesef, gelişmiş ülkelerin daha çok
zenginleşmesine hizmet ederek yenilik
yapmakta yavaş olanların fakirleşmesine yol açmaktadır. Yenilikleri
artık bizler üretmeliyiz ve onları daha yüksek fiyata satabilmeliyiz.
İleri
ülkelerin yarattıkları akreditasyon veya benzeri uygulamalar vardır. Bu çeşit
anlaşmaları imza eden her ülke ise bunlardan eşit şekilde faydalanamamaktadır.
Bu sorunu hızla aşmalıyız.
Avrupa’nın
geçen yüzyılda yaşadığı sıkıntılı dönemlerde ileri görüşlü önlemler, mesleki
eğitim, yatırım ve korumacılık alanlarında yapılan işlerin sonucunda bugünkü
Avrupa’da farklılık yaratmıştır. Danimarka hem tarımı hayvancılığı ve hem de
yüksek teknolojik ihracatı ve Lego oyuncakları ile refah toplumu oldu. Vizyon
sahibi, heyecan veren liderler lazım. “ Kafası kesilmiş tavuk misali ülke yönetimi” gibi ikide birde yön
değiştirerek ülkeler bir hedefe doğru gelişemez. Artık teknoloji üretmek ana
hedefimiz olmalı. Mutluluğa giden yol buradan geçecektir.
Atatürk 1923 de hiçbirşeyi kalmamış bu topluma VİZYON getirdi, hedef verdi ve bütün gücüyle önüne çıkan engellerle uğraştı, böylelikle biryerlere
gelebilmiştik. Sonra 1960 – 1980 arası uzun salınımlar başladı, titreyerek
hareket eden hasta bir görünümü andıran, günde 15 kişi sağ sol birbirini
öldürüyor, liderler bir oraya bir buraya çekiyorlar toplumu. 1960 larda
yabancıdan yanlız para istenirdi. Bilgi hiç para etmezdi. 1967 lerde
getirdiğim elektronik entegre devre yapma işi, içinde para da beraber gelmiyor,
yabancı ortak sadece makine getiriyor diye reddedildi. Bilgi o
zamanki yönetim için hiç değer taşımıyordu. 1969 da revizyondan geçmiş,
yenilenmiş ve elektronik kontroller ilave edilmiş 60,000 ton kapasiteli kağıt
tesisleri Danimarka’dan buraya taşınacak yabancılar sadece yönetimi orada
bırakacaklar, imalatı 50-50 ortaklıkla burada yapacaklardı. Para gelmiyor
dediler reddedildi. Para Tanrı idi. Ne tuhaf ki o zamanlarda DPT
Başkanı çok sevdiğim rahmetli Özal ve yakın iş arkadaşları bile “Takunyalı”
idi. Bu gruptaki arkadaşlar ileride 1983 den sonra Türkiye’yi dünyaya açan
insanlar oldu.
Sonraları işler değişti. Know how para etmeye başladı. Sanayi iyi fakat... Ar-Ge yok, “alay mevzuu”.
Bunları yaşadım. Kulaktan dolma değil.
İş adamları know-how getirme yarışında artık. Toplum
rahatsız. Zenginler türüyor paylaşım yok. Vizyon yetersiz. 1980 de Özal
getirildi. Ne sağ ne sol. Stop. Artık şu yönde gidiyoruz
dediler ve salınımlar bitti. Problem çözme devri başladı ama Özal
Cumhurbaşkanı olunca da bitti. Çok az kişi Özal’ı anladı. Keşke Demirel Başkan
Özal Başbakan olsaydı. Hem Demirel’e hem de Özal’a Cumhurbaşkanlığı yakıştı.
Ama sanki beraber çalışabilselerdi daha iyi olacaktı. Yanlış birşeyler oldu.
Tarih belki durumu daha iyi analiz edecek.
Şimdi küreselleşmenin yarattığı biriken sorunlar içinde boğuluyoruz. Biriken sorunların suçlusunu arıyoruz. Üstüne
üstlük bu arada paraları da bitirdik. Suçlu biziz. Düşman içimizde kafamızda.
Acaba bu sefer anlayacak mıyız? Dış düşmanlar her zaman orada olacak ama benim
içimdeki düşman ne zaman bitecek? Bu toplum her zaman iki düşmanla savaş etmek
zorunda mı kalacak? Acaba biz düşmanları azaltmayı, kendi kendimizle dost
olmayı ne zaman öğreneceğiz?
Ben öyle bir ülke hayal ediyorum ki, benim ülkemin çıkardığı kanunları
Avrupa’ lılar bizden alıp kopya etsinler. Biz önceden görelim. Proaktif olalım.
Teknolojide ikinci sınıf dünya vatandaşı olmaktan bıktım. Vatandaş olarak bu
isyana haklı sebeplerim var.
Geleceğimizi
değiştirmek için hiçbirşey yapmadan bugünkü gibi gitmek bir çılgınlıktır. İntihardır. Çünkü kontrol
edilemeyen çığ gibi büyüyen işsizlik ve fakirlik hergün artmaktadır. Eğitim
değişmenin yağdanlığı gibidir. Eğitim arttıkça değişim kolaylaşır, hız kazanır.
Toplum uzun salınımla hareket etme hastalığından kurtulur. Art
düşünceden uzak, çok acele, herkeze açık, yeniden meslek edinme ve öğrenim
seferberliği başlatılmalıdır. Ömür boyu öğrenim şartları çoktan oluştu.
Bunun için sorun çözen hiçbir hükümet veya vizyon sahibi bir lider çıkmadı.
Milli eğitim bu köklü değişikliği hızla yapamaz. Sistem müsaade etmez. Durum
acildir. Milli Savunmanın çok güzel metodları var. Bu metodlar sivil hayata
derhal uygulamaya geçirilmelidir. Üniversitelerimizin bile lambaları sabahlara
kadar yanmıyor. Bu rahatlık bu israf son bulmalıdır. Yeni beceriler ve
yeni bilgilerle kısa zamanda aynı insan daha geniş spektrumlu bir insan haline
gelecektir. Bu öğrenim sürecinde geçim için maaş da almalıdırlar.
Küreselleşmemizin yeni askerleri bu çeşitli bilgi ve becerilerle donanmış
olanlardan çıkacak. Sakın imkanımız yok deme saptırmasında bulunmayın.
İçinde
bulunduğumuz bu üzücü krizi bir fırsata dönüştürebiliriz. Eğitim, “dershane kemirisi” besleyen sistemin
elinden kurtarılıp “ömür boyu haline” getirilebilir ise bu konuda kalıcı
çözüm temin edilebilir. Görüşlerimiz ve vizyonumuz bu sayfalarda geniş anlatılmaktadır.
http://www.egetek.org/pages/projects/unisit01.html
Yukarıda kısa anlatımdan şunu çıkarabiliriz ki
küreselleşme gecici sürelerde mutsuzluk yaratıyor. Makine icat ediliyor sonra
işsizlik ve göç sorunları yaşanıyor. Biz bir çeşit küreselleşme içerisindeyiz
fakat gerekenlerin yapıldığı söylenemez. Acaba herkezin bundan haberi var mı?
Bir vizyon içerisinde çok hızla çözüm üreten koordinasyon kurabilen yönetim ne
zaman oluşacaktır. Burada ortaya konan çözümün alternatifi var mı? Varsa nedir?
Geçmiş ile bugünkü küreselleşme arasında korkulması lazım gelen fark, sorun
çözemeyen bizim gibi ülkelerde, sorunların çok hızla birikmesidir. Osmanlı’nın neden battığını iyi analiz eden Atatürk’ten
bu yana sorunlara doğru ve kalıcı
çözümler yeteri derece ve hızda üretilememekte olanlar da toplum
tarafından yeterince sahiplenilmemektedir. “SWOT” analizi denen Kuvvetli,
Zayıf olduğumuz noktalar, Fırsatlar, Tehlikeler analiz
edilse bile ülkeyi istenilen yöne götürebilecek yönetim bir türlü
kurulamıyor. Kaldı ki bu analizin bile
doğru dürüst yapılmadığına gözlemlerim ve yaşadığım olaylarla kanaat getirdim. Stratejik
hata olan imam hatip okullarının yapılmış olması bir yana, hata yapılabilir veya
sonradan hata olduğu anlaşılabilir ama, bir çeşit devam etmesi ise üstüne
üstlük. Yabancı lisandan dua etmek hangi sebebten devam etmektedir?
Sorunlarımızın çözümünde eğitimin yeniden düzenlenip
yönlendirilmesini, yerleşmiş sorunlarla mücadelenin devamını, dışa bağımlılığı
yüksek teknoloji üreterek azaltmayı hedeflemiş bir düşünce tarzını, askeri dış alımlar yerine ülke içinde üretim
çoğalmasına yönelik kritik kütlesi olan sinerjik yaşam tarzı içeren teknoloji
kümeleşmelerini yani teknopark ve teknoloji bölgelerini ve bu yeni yaşam tarzı
içinde birçok küçük şirketin çoğalmasına yönelik anlayışı ile beraber geleceğe
doğru yürüyerek onunla iftihar etmek istiyorum.
Yüksek teknoloji içeren kümeleşmelerin, teknoloji
bölgesinin yaşam biçimi parasal sinerji
gereği zenginlere yakın yerlerde fakat “zenginleri imrendirecek” şekilde
olmalı. Bak http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/vision.html Özellikle “Yaşam-Çalışma-Tatil” aynı yörede
olmalı ki yabancı uzman kişi ve akademisyenler aileleri ile beraber buralara
yerleşmek istesinler. Unutmayalım ki “teknolojinin milliyeti yoktur”. 1453 de
dünyanın en büyük topu Fatih zamanında, 1945 de atom bombası Amerika’da, her
ikisi de başka ülkelere yerleşmiş yabancılar tarafından geliştirildi.
Zamanımız
ile ilgili küreselleşme sorunlarına çözüm bulmak için geçmişten ÖNCELİKLİ
BİR DERS çıkarmak istiyorsak önce çok hızla sorun çözen vizyon
üreten bir toplum haline gelmemiz lazım diye düşünüyorum. Bunu yapabiliriz.
Çünkü;
Hedeflerimiz imkanlarımızı
aşmıyor. Fakat imkanlarımız israf ediliyor. Yöntemlerimiz sinerji üretme yerine
köstek ve dağınıklık içeriyor. Düşman içimizde. Düşman hedeften koybolmuş
şekilde yaşıyor.
Müsaadenizle
2 misal vereceğim;
Kırılamayan menfaat tekellerine, tedavi edilemeyen
bürokrasi hastalığına, dışa ham madde bağımlı yürütülen enerji işlerine bakın. Yaklaşık 30,000 MW kurulu gücü olan ülkemizde 1 MW lık
bir rüzgar türbinini hatta bağlama müsaadesini yerel yönetime devretmek
istemiyen, Ankara’ya müracaat edin diyen, sebeb olarak elektrik sarsıntısı olur
diyen bu yönetimin işine son vermek lazımdır. Yıllardır gıt gıtlayıp yumurta
vermeyen bu tavuk sesinden bıktı bu ülke insanları. Köylü bu tavuğu ne
yapar bilirsiniz. İbret için bakın bizi nelerle uğraştırıyorlar. 1MW bir güç
30,000 MW kurulu güce karşı devreye giriş çıkışlarda hiçbir elektrik bozukluğu
yapamaz hatta çeşitli yerlere dağılmış 1000 MW bile birşey yapamaz. Rüzgar her
yerde aynı zamanda ne başlar ne de kesilir. Enerji konularında bir kurşun
atmadan bizi esarete götüren yolda israrla ilerleyen ülkemizin neler yapması
lazım geldiğini lütfen görün. http://www.egetek.org/pages/news.html
Bu öneriler israrla direnç görmektedir. Hukuk sistemimizin daha iyi işlemesi için lazım gelen çift jüri sistemi
hakkında geniş bilgi ilgili web
sayfalarımızda, bakınız http://philippinegovantigraft.homestead.com/Cause.html
olarak verilmektedir.
Sakın ülkemizin içinde olanları geçici görmeyelim.
Küreselleşmenin iş yerlerimizi teker teker batırması,
bizi harap etmesi devam edecektir.
Uluslararası anlaşmalarla eli ayağı bağlanmış olan bizler ne yapacağız.
Milli Savunmadan başlayarak, bizler ne yapabiliriz, bazı düşüncelerimiz:
Muhtemelen gelecek harpler de bugün olduğu gibi sivilleri yıldırmak,
topluma baskı kurma üzerinde olacağı
için önceden görerek, proaktif olarak problem gelmeden, büyümeden söndürecek
bir tutuma yönelme mucburiyeti var.
Uzak
değil İsrail’i görün Büyük Elçilik’ten Bilim ve Teknoloji stratejileri hakkında
malumat isteyin. Birçok yayınları var. Her bakanlıkta “Baş Bilim Adamı” var.
Ülkenin her adımı bunların grubunda analiz ediliyor ve ona göre uygulanıyor.
Zaten devamlı harp halinde yaşıyorlar. Her ferdi tek tek buluşları takip
ediyor, güvenilir dostlukları çok sessizce yapma yarışındalar. Musevilik bir
dinden öte, ileri toplumlar arasında, hayatta kalmak, zarar görmeden, hatta
sinerji yaratarak beraber yaşamanın inceliklerini öğrenmişlik diye tefsir
edilebilir. Yani bir çeşit bizim Avrupa Birliği ile beraber yaşamayı
öğrenmemize benzer bir durum. Museviler bunu öğrenmişlerdir. Toplum
haline gelmiş Musevilik yani İsrail için bugün en büyük imtihan, Sayın Stef
Wertheimer modeli yaşam tarzını benimseyebilmekte yatmaktadır. Yani gayretli
olanları, inançları ne olursa olsun, kıskanmadan, refah seviyesine getirebilme
gayretinde olan bir vizyonu komşuları
ile paylaşabilme yollarını arayıp bulabilmekte yatmaktadır. Birbirimizden
öğrenecek çok şey var diye düşünüyorum.
Bizim içimizdeki düşman, kanaatımca
anlatmaya çalıştığım, İsrail’de de farklı sebeblerden dolayı oluşmuş olan, VİZYON
FUKARALIĞINDA yatmaktadır.
Bu
hızlı değişimde neleri nasıl yapabileceğimizi önceden görüp kalıcı çözümlere
doğru vatansever, cesur kararların eksiklikliğinde yatıyor. Sakız çiğnerken
yürümek, yürürken konuşabilmek, konuşurken düşünebilmek gibi aynı zamanda
birçok işi yürütebilecek yönetim tarzını getirmek için vizyon, koordinasyon ve
hız beraber gitmeli ki hedefe gecikmeyelim. Ülkenin bugünkü yönetimi Parkinson
hastalığına tutulmuş bir insanın uzun salınımlı hareketlerine benziyor.
Bir
başka anlatımla ülkenin dışarıdan görünümü radarlarını kapatmış, hız kesmiş bir
gemi kaptanının siste yol almaya çalışması gibi. Belirsizliklerde hızlı
gidebilen, sisin ötesini görebilen vizyon sahibi kaptan lazım.
Durdurun dünyayı ben inmek istiyorum diyenlerin, düşman hedefi hareketli
olan dünyamızda, hele bizim gibi 40 milyon aş ve iş isteyen genci olan bir
ülkenin yönetimde başarı şansı yok. Burada çözümleri önerilmiş sorunları canla
başla ele alan ve başarabilen her
yönetime milletçe hürmetimiz sonsuz olacak. Derdimiz üzüm yemek, bağcıyı dövmek
değil.
Ar-Ge
yetersizliklerimiz ve “off set” kullanarak rüzgar enerjisi yatırım gelirlerinin
Ar-Ge ve üniversitelere belirli şekilde dağıtılması şeklinde kullanılması ile
ilgili sinerjik model web sayfamızda bir vizyon olarak işlenmektedir. http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr.html
Teknik okul ve üniversitelerimiz seferberlik haline sokulmalıdır. Büyük eğitim yatırımları israf edilmekte çalışmalar
cansız, verimsizlik ve rahatsız edicidir.
Teknopark, inkübatör, melek sermayeden girişim sermayesine kadar
uygulamalar ya yok veya bilgisizce çok verimsiz yürütülmektedir. Genç insanı meslek
sahibi olarak yetiştirmeyi dünyaya tanıtmış olan 1200 yıllarındaki Ahilik
sistemini unutup dışarıdan bu bilgileri alır hale geldik. http://www.egetek.org/pages/16.pdf
(300 KB). Girişimci yetiştirme
uygulamaları yaygınlaştırmalı, birçok küçük şirket kurulup yaşatılabilmeli.
Gençlerin bilgi ve sermaye ile beslenmesi metodlarını www.egetek.org sayfalarında çok geniş
anlatılmaktadır. Ülke içinde teknoloji geliştirmek için Silahlı Kuvvetlerce
dağıtılan teknik işler burada izah ettiğimiz vizyon içinde yeniden gözden
geçirilmeli ve muhakkak ANKARA KÜMELEŞMESİ son bulmalıdır.
“Bir
sorun ortaya atıp çözümü de beraber getirmeyenlerin kendileri de bu sorunun bir
parçasıdır” sözü meşhurdur. Bu sebeble önerilerimi toplamaya çalışacağım.
Özetlersek neler yapmak lazım?
OFF-SET
BAŞTA OLMAK ÜZERE
DİĞER KONULAR
İÇİN ÖNERİLER
Ergün Özakat
18 Kasım, 2001
CV
ERGÜN ÖZAKAT
ERGÜN ÖZAKAT Doğum
Tarihi: 3 Nisan 1935
Lise: İzmir - Namık Kemal Lisesi 1954 fen mezunu.
Yüksek Tahsil: Londra
1954 - 1959 Mühendislik Koleji mezunu.
Staj: Almanya
Krupp fabrikaları.
Askerlik 1960
Nato LSE( bugün JCSE) Kurmay Bşk. Emir Subayı 1 yıl, takdirname ile terhis.
İş hayatı: BMC,
önceleri servis sonra üretim müdürü, yerli imalatı 1966 yılında %10 dan %38 e
çıkaran 8 kişilik takımın başı, dizel motor imalat projesi, Amerika’dan 7 yıl
muhaberatla elektronik mühendisliği, Özakat grubunun Ar-Ge ve proje geliştirme
müdürlüğü, alternatör ve Norveç’li bir mühendis ile patentimiz ve bunun lisansı
ile elektronik regülatör imalatı, 4 kW a kadar rüzgar değirmeni prototip imali,
kamyon dingil, aks kovan, fren imalatı, çeşitli kurs ve seminerlere katılım. Viking kağıt fabrikasının
kurulabilmesi için uluslararası finansman (IFC ve IFU) organize ederek yabancı
ortaklık kurulması, 1976 yılına kadar yönetim kurulunda başkan ve murahhas
üyelik, 1990 yılına kadar Egebank 15 yıl yönetim kurulu üyeliği bir süre
yönetim kurulu başkanlığı, 1991 yılında hisselerin şatısından sonra holdingden
ayrıldım.
Hükümet lobi
ilişkileri: Yatırımcıların
enflasyon dolayısı ile değer kaybını azaltan re-evaluasyon ile aktiflerin
arttırılması, rezervlerin bedelsiz hisse senedi halinde temettü verebilmesi ile
ilgili mevzuat değişikliği (uzun yıllar tek başına uğraş), şirketlerin
birleşebilmesindeki engellerin kaldırılması, telsiz kanununun çıkarılması.
Vakıf ve
Dernekler: Tüsiad
ilk kuruluş yıllarında yönetim kurulu üyeliği, Temiz Enerji Vakfı, Avrupa Birliği Derneği İzmir Yön.Kur.Üyesi, Ege
Teknoloji Vakfı kurucu üyesiyim, Vakfın
300 sayfalık teknoloji inovasyonu ve temiz enerji üzerine Internet sayfalarını
düzenlemekteyim. www.egetek.org
Halen
uğraştığım: Teknoloji
inovasyonu, teknoparklar, inkübatörler, gençlerin teknolojik hayata başarılı
olarak hazırlanması. İzmir Teknopark A.Ş. yönetim Kurulu Üyeliği, Rüzgardan
elektrik üretme 1998 de 12 adet 600kW
toplam 7.2 MW rüzgar türbini şirketinin tüm fizibilite, finansman
organizasyonu. Biyolojik tarım. Gündem 21, sürdürülebilir hayat - YG-21 / İzmir
Belediyesi - devamlı üyesiyim. Mandalina bahçesi, teknik konulara ve insanlara
vakit ayırmak ve düşünmek. İyi bir bahçıvan olan hanımım bana ağaçları 55
yaşından sonra fark ettiğimi söylüyor, telafi etmek için tabiatı dikkatle izlemeye çalışıyorum.
Çevreciyim.
Aile: Danimarka’lı
hanımla evli. 2 çocuk.
Yayınlarım: İmalatçılara
yardımcı teknik rehber 1964 yılı, 1986 Radyo amatör teknik kitabı (amatör kodum
TA3E), teknoparklar ile ilgili Türkçe/İngilizce bir kitap (1993), muhtelif
mecmualarda yayınlar, İzmir Büyük Şehir Belediyesinin hazırlattığı 32 dak.
teknoloji seferberliği videosu.
Fahri
Konsolosluk: 1985
den beri İzmir Finlandiya Fahri Konsolosuyum.
En büyük Teknoloji
üretmeyi kritik kütle yaratarak sinerjik hale getirmek,
Hedefim: Teknopark
kavramı içeren faaliyetleri ülkemize
yerleştirmek. Dünyanın İlk Çevre Teknoloji Bölgesinin Çeşme Yarımadasında
gerçekleşmesi ve bu bölgede Türkiye’nin 2023 den evvel Nobel sahibi olmasını görmek.
Uluslararası Alaçatı Çevre Teknoloji Parkı Müteşebbis Heyeti Üyesi
Tlf: +(90) 533 259 5160 http://www.egetek.org
Fax: +(90)
(232)717 0206
E-mail: ozakate@unimedya.net.tr
Konu ile ilgili diğer çalışmalar ve raporlar:
1. Ülkemizin proaktif olması, insanlarımızın problem çözen
tipte düşünmesi sorunlarına sistematik bir
şekilde çözüm aramayı kendisine misyon edinmiş nadir insan Sayın Tınaz Titiz
web sitelerinde çok ilginç çalışmalar bulacaksınız.
www.tinaztitiz.com www.beyaznokta.org.tr
2.
Sayın Ali
Akurgal’ın sunuşu: “Korkuyorum çünkü, köprüyü
kurarken bugün Sayın Derviş’i bulduğumuz gibi şanslı olamaya-biliriz.
Korkuyorum çünkü belki günümüz ekonomisini düzeltmek bilinen dağarcığı yüklü
bir insan ile mümkün olabilir; ama o köprüyü çökmeyecek sağlamlıkta kurmak için
yeterli sayıda bilinen dağarcığı yüklü insan bulmak mümkün olmayabilir.” http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/dream.html
3.
“Avrupa Birliği Adaylığı
Sürecinde Türkiye’nin Bilgi Toplumuna Geçişi” sistematik bir yaklaşım –
TÜSİAD. http://www.egetek.org/pages/projects/techcorr/TUSIAD%20Bilgi%20Toplumu.html
4.
http://www.ssm.gov.tr/off-set.htm
off-set uygulamaları değişmelidir.